03.06.2022, 06:02

Geldikleri gibi giderler

Kürsüden, alanlardan, meydanlardan, milletine "Saygıdeğer hanımefendi ve beyefendiler, efendiler, kıymetli vatandaşlar, kardeşlerim!" diye seslenen bir önderim vardı  -Ki hala önderimdir o ayrı-
Şimdi onun bir anısını anlatacağım.
Anıya geçmeden şunu söyleyim:
Bir gazoz reklamı vardı önceden "on yüz milyon baloncuk" diye. Anlayan zaten o, "on yüz milyon" farkı görüyordur da hala anlamayanlar, gazetelerin bulmaca bölümlerinde çocuklara ayrılan "7 farkı bulunuz" bulmacasının (7'sinden de geçtim) birkaçını bulur ve kelamımızı anlar umarım. Şimdi geçelim o anıya. Tam da bugünlerde bir taşla iki kuş vururuz anlayanlara ve en çok da anlamayanlara... 
Bir Yalova gezintisi sırasında Atatürk'ün sahilde gördüğü bir çınar ağacı dikkatini çeker ve onun görüntüsüne hayran kalır. Ardından bu ağacın civarına bir köşk yapılmasını ister. Köşk yapılır. Gel zaman git zaman derken bu çınar ağacı büyümeye devam ettikçe köşke ufak tefek tahribatlar vermeye başlar ve bahçıvan bu ağacı kesmeye karar verir. 
İş bu ya, bahçıvan tam çınar ağacını kesecekken Atatürk köşke gelir.
"Sen hayatında hiç böyle bir ağaç yetiştirdin mi ki kesmeye muktedir görüyorsun kendini ve niye?" diye sorar.
Bahçıvan ise şöyle cevap verir:
"Paşam, çınar ağacının kökleri köşkün temelini kaldırdı. Yaprakları da köşkün pencerelerine müdahale ediyor. Ya köşkü kaybedeceğiz ya da ağacı keseceğiz. Onun için ağacı kesiyorum."
Atatürk ise net bir tavırla,
"Hayır, öyleyse köşkü ağaçtan uzaklaştırın!" talimatını verir. 
Nitekim İstanbul'dan gelen bir ekip derhal çalışmaya başlar. Önce bina çevresindeki toprak dikkatle kazılarak temel seviyesine indirilir, ekip tarafından  getirilen tramvay rayları, binanın temeline yerleştirilir ve dikkatle, santim santim yapılan çalışmalar sonucunda  köşk, temelin altına sokulan raylar üzerine oturulur. Böylece çınar kesilmekten kurtulur. 
Bunu üzerine Atatürk'e niçin bunu yaptığını sorarlar. Büyük Önder'in cevabı ise şu olur:
"Ağaç çınardır, çınar ise DEVLET!"
*
Şimdi İzmir Kramer Palas Oteli’nin Körfez'e bakan penceresinin kenarında değil de İstanbul'un bir yerinde, bir duble rakı içiyorum Atatürk'üm, senin şerefine, hala sana çarpan kalplerin zaferine ve o meşhur sözüne:
"Geldikleri gibi giderler!"

Yorumlar (1)
Nezire 2 ay önce
Duygu hocam çok güzel anlatmışsın.