21.05.2020, 07:21

Gençleri doğru anlamak gerek

Bugün 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı.

İlk olarak 1926 yılında” Gazi Günü” olarak başlayan kutlamalar, daha sonra özellikle de Spor Kulüplerinin yoğun ilgisi ve teklifiyle 24 Mayıs 1935 de” Gençlik ve Spor Bayramı” olarak değiştirilmiş, 12 Eylül sonrası da şimdiki kullandığımız adıyla “Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı olarak kutlanmaya devam ediyor.

Adı ne olursa olsun, özüne baktığımızda Cumhuriyetin kurucusu Atatürk’ün gençliğe verdiği önem ve onlardan beklentileri öne çıkar.

Bir ulusal kurtuluş mücadelesinin küllerinden bir devlet ve onu yönetmek üzere Cumhuriyeti kuran Mustafa Kemal’in o yılların sosyal, ekonomik koşullarında gençliğe yönelik yaptığı bu tespitin ne kadar doğru olduğu bugün çok daha yakıcı biçimde görünüyor.

Ancak Mustafa Kemal’in idealize ettiği ve bu ülkeyi teslim ettiği gençlerin bu gün içinde bulunduğu durum ve toplum içerisindeki değeri ne yazık ki hiçte Atatürk’ün istediği gibi değil.

Onlara verilen kimi göstermelik haklarla yetinmeyen gençlerin bu ülkede çektiği sıkıntılar, karşılaştıkları baskı ve yasaklar tarihimizde bir kara leke olarak asılı duruyor.

“Tam Bağımsız Türkiye” talebiyle yola çıkan, hiçbir siyasi partinin güdümüne girmeden demokratik, özgür bir ülkede yaşamak için mücadele eden Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının başına gelenleri biliyoruz.

Büyük bölümü daha yirmili yaşlarda en ağır işkencelere maruz kalan, darağaçlarında asılan, cezaevlerinde çürütülen, yaşı büyütülüp idam edilen gençleri anlamadan bu bayramı kutlamak yeterli midir?

Ekonomik sıkıntılar içinde zorlanan aileleri tarafından istemleri dışında cemaat yurt ve okullarına gönderilen, sonra da kimi terör gruplarının eline düşen gençleri ne kadar anlayabildik?

Günümüzde istediği eğitimi almak bir yana, eğitim sonrası için ne iş, ne meslek planlaması yapamayan gençlerin mi bayramını kutlayacağız.

Milyonlarca gencin üniversite ya da fabrikaların kapısında beklediği ülkemizde; ekmek ve iş kaygısıyla uyanan “geleceğimizin güvencesi!” gençlere bizler hangi güvenceyi verebildik?

Uygulanan sistemin çarkları arasında öğütülüp giden, çocukluğu gibi gençliğini de yaşayamayan, gerek sistemden kaynaklı, gerekse aile içi her türlü baskı, şiddet ve yasakla karşı karşıya olan gençlere hangi yüzle” bayramınız kutlu olsun” diyeceğiz.

Siyasi partilerin ayak işlerini layık gördüğü, sermaye için ucuz iş gücü olarak görülen eğitim alamamış gençlerin durumu çok daha vahim.

Yaşamdan istediğini, hak ettiğini alamayan gençlerin her türlü kötü alışkanlıklara yönelmesi mümkün olduğu gibi, uyuşturucu ve fuhuş çeteleri için de çok önemli bir kaynak haline geliyorlar.

Sistemden kaynaklı bu açmazların yanında aile büyükleri olarak bizler de onları tanımak, anlamak için yeterince çaba göstermiyoruz.

Kendi elde edemediğimiz, başaramadığımız tüm iş ve meslekleri, uğraşları onlardan istiyoruz.

Hayatı boyunca tek kitap okumamış bir baba, çocuğundan ısrarla daha çok okumasını istiyor.

Kan görmeye bile dayanamayan bir genci inatla Tıp Fakültesine göndermek isteyen, hiçbir yeteneği olmamasına karşın bale, piyano kurslarına zorlanan gençleri kendi gerçekleştiremediklerini yapmaya zorlayan anne- babalar mı kutlayacak gençlerin bayramını?

Oysa azıcık anlamaya çalışsak onları; gençlerin karakteristik özellikleri gereği biraz aceleci, biraz hırçın, biraz duygusal, daha çok da heyecanlı, yani delikanlı olduklarını bilmek için kahin olmaya gerek yok.

Önemli olan, onları tüm bu özellikleriyle kabul edebilmek, kendimize benzetmeye çalışmamak.

Bizlerin yaşadığımız tüm sıkıntıları, güçlükleri onların yüreklerinin ta! derinliklerinde hissettiklerini, nasıl vicdan sahibi olduklarını anlayabilmek için onlara güvenmek zorundayız.

Yaz-boz tahtasına çevrilen eğitim sisteminin tüm aksaklılarının günahını gençler çekmek zorunda mı?

İçinde bulunduğumuz şu felaket günlerinde sınavlarla ilgili, onların fikrini almadan iki ayda üç kez karar değiştiren bu yönetim mi kutlayacak gençlerin bayramını.

Gençlik ve Spor Bayramının başına Atatürk’ü anma sözcüğünü de ekleyen darbeciler ne kadar anlamışlar ki Atatürk’ü?

Atatürk’ün tüm dünyaya duyurduğu “Dünyada Barış” fikrini rafa kaldırıp, neredeyse tüm komşularımızla kavgaya tutuşan iktidara güven duymayan gençleri nasıl sorumlu tutabiliriz?

Öte yandan daha annesinin kucağında Suriye den kaçıp Türkiye ye sığınan çocuklar şimdi genç oldular.

Doğal olarak onlarda parasız eğitim ve sağlık hizmeti, iş güvencesi isteyecekler.

Bu gençleri yarın bir Suriye mafyasının eline teslim etmek istemiyorsak, tüm siyasi önyargıları bir kenara bırakıp gerekli önlemleri almak ve onlara karşı empatiyle yaklaşmak zorundayız.

Böylesine zorlu ve çelişik günlerde kimileri de çıkıp yeniden gençleri ideolojik kalıpların içine sokmaya, ırkçı, ayrımcı, bölücü söylem ve eylemlerin içine çekmeye çalışıyorlar.

Her zamankinden daha çok birlik ve dayanışmaya ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde emek eksenli, insan odaklı, bilimin yol göstericiliğinde, özellikle de gençlerin içinde aktif olarak yer alacağı yeni bir dünya düzeninin kurulması için çaba göstermeliyiz.

Gençlere şirin gelecek şova dönük projeler yerine acilen onların eğitim ve iş sorunlarına çözüm getirecek politikalara yönelmeliyiz.

Çizdiğim bu karamsar tabloya rağmen gençler, yine de umudumuz sizlersiniz.

Yorumlar (0)