06.04.2021, 21:05

Gerçeği gizlemek ve Hamlet

“Gerçeği yer altına gömseniz bile, o yine büyüyerek patlayacak ve her şeyi yok edecektir.”

  Emile Zola’nın bir kitabında okudum bu cümleyi. Son günlerde sık sık aklıma geliyor.

  Evden çıkmama beş saniye kale maskemi takıp takmadığımı kontrol ederken, beynimin içindeki sonsuz soru işaretleriyle sonlu bir yolda yürürken, bir porsiyonluk küt böreğime üç paket pudra şekeri dökerken, sokağa çıkma yasağının ilan edilişini salonun ortasında bağdaş kurmuş küçük bir kız çocuğu gibi televizyonda izlerken, bir Bukowski pervasızlığında yatağa uzanmış ve gözlerimi kapamadan on yedi dakika önce tavandaki rutubete odaklanırken ve başka zamanlarda aklıma geliyor. 

  Bu cümleyi düşünüyorum ve hayatımızdaki yerini. Ne çok kez gerçeğin ta kendisini yer altına gömdüğümüzü. Gerçeği saklayarak ve bize sunulmuş olana inanarak hayatımıza devam ettiğimizi. Samimiyetsizliğin sahte kahkahalarının altına nasıl sığındığımızı. Küçük resmi önemsememek için “Büyük resmi görüyorum.” gibi safsata bir cümleyi nasıl kullandığımızı ve adına dahilik dediğimizi...

  Düşündüm de koşarak geçti yıllar sokak aralarından. Zaman, çikolata şelalesi gibi aktı hiç durmadan. Sonra bir söz, yerle yeksan etti kağıttan kurduğum imparatorluğu ve üzerine karton örtülmüş dünyamı. Muhtemelen birçok kişi uğradı bu yıkıma. Hiç uğramayanlara can feda ama ara sırada olsa uğramak gerekiyor gibi geliyor herhangi bir yıkılışa. Yoksa nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa? Gerçeği gizlemek mi derin bir suç, gözünü kapamak mı burası hala muamma. Fakat halihazırda gerçeği gizlemek de bir tür ateş açma sevgilinin şakağına. Hele ki saklanan bir gerçek hasbelkader ortaya çıktığında saklayana atılan kahkahalar uçuşuyor rüzgarda. Ve gün geliyor, gerçekten kaçanlar, dersine hiç çalışmamış bir öğrenci gibi kalıveriyorlar ortada. 

  Kimseleri üzmemek arzusuyla yer altına gömülen gerçeğin her türlüsü trajikomik. Belli bir yerin hakimiyetini kaybetme korkusuyla gerçeği değiştirmenin türü ise sadece komik. Yani, sırf yolunda gitmeyen evliliği kurtarmak adına yapılan bir bebek trajikomik, oy oranını kaybetmemek için ortaya saçılmış tüm çıplak gerçeklere kılıf uydurmaya çalışan bir siyasal parti ise sadece komik!

  “Belki de bilinç böyle korkak ediyor hepimizi. Düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor yürekten gelenin doğal rengini.” diyor Hamlet bunu biliyorum ama “Şüyuu, vukuundan beter!” anlayışı hakim ülkemizde hala. Yani bir şeyin duyulması olmasından daha beter gelir bana, sana, ona. Ya da bir şey olmuşsa ve duyulmamışsa olmamış gibi yapabiliriz hepimiz pekâlâ. Bir şey duyulmadığı sürece mesele yoktur bizim için. Ama o olan şey aynı zamanda duyulmuşsa ortalık yangını üç gün önce başlamış bir apartmanda “Yangın var.” diye bağıran Melahat ablanın sesi gibi cılız ve tiz. İşte sırf bu yüzden yiğitçe atılışlarımız yollarını değiştirip bir iş, bir eylem olma gücünü yitirirler ve burundan çekilen kokaine ağızdan alınan pudra şekeri bile deriz. 

 HAFTANIN BULMACASI?

  Diyelim ki dünyanın herhangi bir ülkesinde yaşıyorsunuz ve bir suç işlediniz. İşlediğiniz suç doğrultusunda da “ev hapsi” cezası yediniz. Evde Urge Overkill’in meşhur “Girl You’ll Be a Woman Soon” parçasını dinliyorsunuz ve pijamanızla pinekliyorsunuz. İşte tam bu sırada karnınız acıktı ve “küt böreği” yemeye karar verdiniz. Fakat fark ettiniz ki küt böreğinin üzerine dökeceğiniz “pudra şekeri” yok. İlk kimi arardınız?

Yorumlar (1)
Mahmut Gök 7 gün önce
Pudra şekeri ne kadar tatlıysa o kadar acı bir vazgeçişle ‘tozlu dumanlı’ bilincimde kendimi arardım.