20.01.2022, 05:42

Gerekçesiz gerçekler

Türkiye çok özel günlerden geçiyor.

Bir yanda yıllardır cezaevlerinde rehin tutulan insanlar

Kesin doktor raporuna rağmen inatla tahliye edilmeyen tutuklular

Yok sayılan uluslararası mahkeme kararları, iptal edilen sözleşmeler

Diğer yanda kolluk kuvvetlerinin gözetiminde sanatçıları evlerinin önünde tehdit eden kara gömlekliler.

Bir yanda iddianamesi bile hazırlanamayan, suç oluşturacak tek bir delil dahi olmadan tutuklananlar

Diğer yanda parti binalarını basıp, öldürmeye teşebbüs ettikleri halde serbest bırakılanlar.

İlginçtir yaklaşık 5 yıldır bir inat uğruna özgürlüğünden yoksun bırakılan iş insanı Osman Kavala’nın dün yapılan duruşmasında oy çokluğuyla tutukluluğun devamına karar verenlerle, karara muhalefet şerhi koyan mahkeme başkanının gerekçeleri aynı.

Hangi hukuk devletinde böyle bir hukuk garabeti yaşanabilir.

Hangi demokratik ülkede mahkemeler bir kişinin isteği doğrultusunda insanların hayatını karartacak kararlar alabilir.

Önümüzdeki günlerde bu hukuksuzluğa, yasa tanımazlığa karşı tepki veren Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi yaptırım uygulamaya kalkıştı mı da her zaman olduğu gibi yine “dış güçler, Türkiye düşmanları “diye yeri göğü inletirsiniz.

Kamuoyu yoklamalarında demokratik yollardan seçim kazanamayacağını anlayan Erdoğan, bir kaos ortamı oluşturmak ya da yeniden bir beka sorunu yaratmak için her yolu deneyeceğe benziyor.

Kendi küçük ortağı barajın altına düşerken, her türlü baskı ve engellemelere karşın oylarını artıran bir HDP gerçeğini hazmedemeyen iktidar, bunun önünü alabilmek için İmralı’dan yardım istemek zorunda kaldı.

İmralı’ya hesap verecek” diyerek Selahattin Demirtaş üzerinden yeni bir polemik yaratmak isteyen Cumhurbaşkanı, daha düne kadar HDP için “terör örgütleriyle irtibatlarını tam olarak kesmeleri gerekir” sözünü unutmuşa benziyor.

Bu konuda samimi olan birinin Demirtaş’la Öcalan arasında fikir ayrılıkları olmasından ülke adına memnun olması gerekmez mi?

Öcalan’ı her sıkıştığında kullanabileceği bir siyasi figür haline getirmeyi başaran Erdoğan, Öcalan’a rağmen “seni başkan yaptırmayacağız” diyen Selahattin Demirtaş’tan öç almaya devam ediyor.

Burada amaç HDP’ nin demokratik siyaset yapması ya da terörle, terör örgütleriyle bağını koparması değil, halkta büyük sempati toplayan Demirtaş’ı toplum önünde itibarsızlaştırma girişimidir.

Hiçbir gerekçeye dayandırmadan yıllardır rehin tuttuğu Demirtaş’ın dik duruşu, ödün vermeyişi, üstelikte kitap yazarak, paylaşımlarda bulunarak mücadelesini sürdürmesi anlaşılan o ki, iktidarı daha çok kızdırıyor.

Aynı şekilde 52 kişilik bir dosyanın tek tutuklu sanığı Osman Kavala için beraat edip tahliye edildiği gün keyfi olarak cezaevinde bekletip yıldırım bir soruşturmayla yeniden tutuklatan zihniyet bu gerekçesiz gerekçelerin ayıbıyla ne yapacağını şaşırmış durumda.

Gezi davasını ellerine yüzlerine bulaştırdılar, Çarşı davasıyla dünyaya rezil oldular, sonra da bu iki davayı birleştirerek Osman Kavala’yı daha uzun süre içeride tutmanın gerekçesi yapmaya çalıştılar.

Ancak gerçeklerin eninde sonunda bir gün ortaya çıkma gibi eğilimleri vardır.

Ve bu gerçekler tarihe öyle kalın harflerle yazılır ki, siz değil torunlarınız bile bu ayıpla yaşamak zorunda kalırlar.

Yine tam da bu günlerde ünlü sanatçı Sezen Aksu’nun beş yıl önce çıkardığı bir şarkı üzerinden halkı kışkırtmaya çalışıyorlar.

5 yıldır bu konuda tek söz söylemeyenler niye şimdi Sezen Aksu üzerinden hilafet çağrısı yaparlar.

Diyanet İşleri Başkanlığı artık şarkı sözü yorumculuğuna mı başladı?

Ekonominin dibe vurduğu, işsizliğin çığ gibi büyüdüğü, zamların yağmur gibi geldiği, enflasyonun önünün alınamadığı, tüm bunlara karşın ülke yönetiminin liyakatsiz ellere teslim edildiği şu günlerde topluma verecek tek bir sözü, anlatacak tek bir hikayesi kalmayan iktidar müthiş bir panik ve telaş içerisinde yeniden halkı kutuplaştırmaya, muhalefeti susturmak için her yolu denemeye başladı.

Muhalif tüm sesleri susturmak için karanlık güçleri, çeteleri, suç örgütlerini devreye sokarak, en azından onlara alan açarak halkı sindirmeye, korku iklimi yaratmaya çalışıyorlar.

Bu konuda parlamento içi muhalefetin ikircimli tutumundan da cesaret alan iktidarla mücadele yine devrimcilere, sivil toplum kuruluşlarına, gerçek yurtseverlere kalıyor.

Umarım tehlikenin farkına varan muhalefet partileri tüm toplum katmanlarını da kapsayan bir demokrasi ittifakının oluşması için harekete geçerler.

Dilerim ülkemizi yeniden çağdışı yönelimlere, cemaat ve tarikatların etkisine bırakmaya meyilli bu iktidara karşı daha ilkeli ve kararlı bir muhalefeti hayata geçirirler.

Yorumlar (0)