O görüşmede neler yaşandı? Erdoğan ve Putin görüşmesinin detayları...

İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Erdoğan ile Putin arasındaki telefon görüşmesini anlatırken, iki liderin en kısa sürede yüz yüze görüşmelerinin kararlaştırıldığını ifade etti.

Gündem 28.02.2020, 18:58
O görüşmede neler yaşandı? Erdoğan ve Putin görüşmesinin detayları...

İletişim Başkanı Fahrettin Altun, medya kuruluşlarının Ankara temsilcileriyle yaptığı toplantıda, görüşmeye ilişkin bilgi verdi. Altun, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Rusya Devlet Başkanı Putin ile saat 10.15'te yaptığı görüşmede, İdlib'de dün rejim tarafından Türk askerlerine yapılan hain saldırının ele alındığını bildirdi. Fahrettin Altun, görüşmeye ilişkin şu bilgileri verdi:

"Sayın Cumhurbaşkanımız, şehitlerimizin kanlarının asla yerde bırakılmayacağını açık ve net şekilde vurgulamıştır. Doğrudan ülkemize saldırıldığı ortamda, rejimin her unsurunun Türkiye için meşru hedef olduğunu ve ateş altına alınacağını belirtmiştir. Bununla birlikte rejimin Soçi Mutabakatı'na uymaya mecbur edilmesini beklediklerini dile getirmiştir. Sayın Cumhurbaşkanımız, bu tür saldırıların Türkiye'yi İdlib konusundaki yaklaşımından geri çevirmediği gibi tam tersine daha da kararlı hale getirdiğini belirtmiş, Astana sürecinin taraflarının ve uluslararası toplumun sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini vurgulamıştır. Rusya'nın bu anlamda çok açık şekilde Soçi Mutabakatı'nın 3'üncü maddesi gereğince rejimi durdurma sorumluluğunu hatırlatmıştır. Bu görüşmede karara bağlanan önemli bir husus da iki liderin en kısa sürede bir araya gelerek, yüz yüze görüşmelerinin sağlanması kararı olmuştur."

'Kararlılığımızdan  vazgeçmeyeceğiz"'
Altun, İdlib'de Türk askerlerine yönelik saldırının, 'elim' ve 'kahreden' bir hadise olduğunu belirterek, "Devlet olarak milletimize karşı sorumluluğumuz çerçevesinde metanetli davranarak ve beka mücadelemizi sürdürme adına atmamız gereken adımları atmaya devam ederek, burada verdiğimiz haklı mücadeleyi sürdürecek ve kararlılığımızdan hiçbir şekilde vazgeçmeyeceğiz" diye konuştu. 

Altun, uluslararası kamuoyundan yeterli desteği görmediklerine işaret ederek, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da bunu çok açık şekilde uluslararası platformlarda ifade ettiğini aktardı. Aksine terörle mücadelede zaman zaman Türkiye'den değil, terörden yana tavır takınıldığını da gördüklerini söyleyen Altun, "Üzülerek belirtmek istiyorum ki maalesef Batılı ülkeler sadece 'Bize mülteci gelmesin, bize yabancı savaşçı gelmesin' perspektifiyle Suriye krizine yaklaştı. Krizin çözümüne katkı sunamadıkları gibi ciddi anlamda krizin büyümesine ve esasında sorunları kendileri açısından da ertelemek gibi olumsuz bir gelişmenin önünün açılmasına neden oldu" değerlendirmesini yaptı.

'Rusya rejim saldırılarını durdurmaIı'
Fahrettin Altun, mülteci sorununun, göçmen akınlarının sadece ertelenen bir problem olduğuna, çözüme ilişkin yapıcı, gerçekçi adım atılamadığına işaret ederek, "Dün itibarıyla yaşanan elim saldırı sonrası Suriye'deki gelişmelerden birinci derecede Esed rejimi sorumludur. Rusya Federasyonu, gerek rejimle ilişkileri, gerek Astana Süreci'nin tarafı olması, gerekse Soçi Mutabakatı'nın 3. maddesi gereğince rejim saldırılarını durdurma sorumluluğunu yerine getirmedi. Rusya'dan beklentimiz, ikili ilişkilerimiz, gerek sahadaki varlığı gerek Astana Süreci'nin parçası olması gerekse Soçi Mutabakatı'nın ilgili maddesi uyarınca rejim saldırılarını durdurması, saldırılarına engel olmasıdır" diye konuştu.

'78 tank, 29 zırhlı araç, 53 top obüs, 27 askeri araç'
Türkiye'nin dünden beri rejim hedeflerine yönelik ciddi saldırı gerçekleştirdiğini, rejim hedeflerinin Türkiye Cumhuriyeti açısından meşru hedef konumunda bulunduğunu belirten Altun, dünden bu yana yapılan saldırıların rejime çok ciddi kayıplar verdirdiğini anlattı. Altun, 10 Şubat'tan bu yana toplam 2 bin 38 rejim askerinin etkisiz hale getirildiğini, 78 tank, 29 zırhlı araç, 53 top obüs, 27 askeri araç ve 9 mühimmat deposunun kullanılamaz hale getirildiğini bildirdi. İletişim Başkanı Altun, Türkiye'nin, Suriye krizinin başından beri uluslararası hukuk referanslarıyla hareket ettiğini, bütün muhataplarının da bu çerçevede hareket etmesini istediği mesajını verdiğini kaydetti.

' Etnik temizlik'
İdlib meselesinin bir milli güvenlik meselesi olduğunu, aynı zamanda insani boyutu nedeniyle Türkiye açısından son derece hayati sayıldığını ifade eden Altun, bütün insanlığın yüz çevirmesine rağmen Türkiye'nin bu insanlık krizine yüz çevirmediğini söyledi. Fahrettin Altun, "İdlib düşerse milyonlarca Suriyeli mülteci Türkiye ve Avrupa'ya kaçmaya çalışacak. Dünyada en çok mülteciye ev sahipliği yapan Türkiye'nin bu insanlara artık yardım etme, daha fazla kaynak üretme imkanı bulunmamaktadır. Esed rejimi, açık şekilde uluslararası toplumun kayıtsızlığından faydalanmakta ve bölgede ne yazık ki bir etnik temizlik, bir demografik mühendislik yapmaktadır. İdlib'deki milyonlarca sivili buradan çıkarmak rejimin insansızlaştırma hayalinin gerçeğe dönüşmesi olacaktır" diye konuştu.  

Krizi sona erdirmek için uluslararası toplumun el birliğiyle hareket ederek sivilleri korumak için müdahale etmesinin şart olduğunu belirten Altun, "Uçuşa yasak bölge uygulanması son derece hayati bir unsurdur. İdlib'de iki yıldır katliamı büyük ölçüde engelleyen düzen yine Türkiye'nin katkısıyla kurulmuştur. Türkiye, Rusya ve İran gözetiminde, Astana sürecinde kurulan yapı, iki yıldır katliamların boyutunu ciddi anlamda düşürmüş, fakat engelleyememiştir. Bu noktada gerek Rusya gerek İran'a sürecin garantörleri olarak sorumluluklarını hatırlatıyoruz, hatırlatmaya devam edeceğiz. Bu süreçte, namlusunu, Türk askerine doğrultan Esed rejimiyle bir an önce diyalog çağrısına bizi çağıran aktörleri de milletimizin vicdanına havale ediyoruz" ifadelerini kullandı.

'Türkiye yalnız bırakılmıştır'
Türkiye'nin İdlib'deki insani ve vicdani politikasında yeterli desteği alamadığını ve bu anlamda yeni sığınmacı akınlarını daha fazla kaldıramayacağını açık ve net bir şekide ifade ettiğini hatırlatan Altun, "Bu yük herkesin paylaşması gereken bir yüktür ve bu yük paylaşılamazsa bu durumda kapıları açabileceğini Sayın Cumhurbaşkanımız açık ve net bir şekilde defaatle ifade etmiştir. Türkiye uzun zamandır Avrupalı devletleri ve ABD'yi Suriye sınırında güvenli bölge oluşturmak için işbirliğine davet etmektedir. Bu amaçla gerçekleştirilen Barış Pınarı Harekatı'nın bir amacı da Türkiye'nin Suriye sınırında 30 kilometrelik bir hat kurarak sığınmacıların barınabileceği şehirler inşa etmektir. Maalesef Türkiye yalnız bırakılmıştır. Hem terörle mücadelemiz hem de sığınmacılara, mültecilere yurt oluşturma projemiz inkıtaya uğratılmak istenmiştir. Bu durumda ve tek başına Türkiye'nin mücadele ettiği, mültecilerin akınının engellenmesiyle ilgili, mültecilere yer, yurt bulunmasıyla, terörün engellenmesiyle ilgili bu kadar yoğun mücadele ettiği ve yalnız bırakıldığı bir ortamda atabileceği tek bir adım kalmıştır. Mültecilerden gelen yoğun baskıyı engellemekle ilgili gösterdiği yoğun iradeyi gevşetmekten başka Türkiye'nin başka çaresi kalmamıştır" ifadelerini kullandı. 

Türkiye'nin ev sahipliği yaptığı mülteci sayısının pek çok Avrupa ülkesinin toplam nüfusundan fazla olduğuna işaret eden Altun, "4 milyonu aşkın sığınmacı sayısına yeni bir 4 milyon sığınmacının daha eklenme ihtimali sadece Türkiye için değil dünyadaki tüm ülkeler için kaldırılamaz bir yüktür" dedi.

'Tüm dünyanın meselesi'
Türkiye'nin hiçbir zaman mültecileri bir silah olarak kullanmadığını belirten Altun, Suriye iç savaşının başladığı 2011 yılından bu yana sığınmacılara her türlü mikanı sağlayan, tüm yükü omuzlayan, buna rağmen kendisine verilen sözler tutulmayan ülkenin Türkiye olduğunu söyledi. Altun, "Suriyeli sığınmacılar meselesinin artık sadece Türkiye'nin değil başta bölge ülkeleri ve Avrupa olmak üzere tüm dünyanın meselesi olduğu bilinmelidir. Dünya bu meselelerde üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmelidir. Terörle mücadele ve Suriyeli mültecilerin karşı karşıya kaldığı bu ağır trajedinin, bu ağır yükün sırtlanılması, üstlenilmesi noktasında hemen her aktörün, üzerine düşeni yerine getirmesi gerekir. Türkiye hem mevcut sığınmacılara ev sahipliği konusunda hem de sığınmacı akınlarına sebep olan savaş ve çatışmaların ortadan kaldırılmasında elbette her türlü işbirliğine sonuna kadar açıktır." değerlendirmesinde bulundu.

'TBMM salı günü toplanacak, kapalı oturum yapılacak'
Türk Silahlı Kuvvetlerinin Suriye'de icra ettiği tüm faaliyetlerin TBMM'nin silahlı kuvvetlere verdiği yetki temelinde ve kapsamında gerçekleştirildiğinin altını çizen Altun, "Suriye'de atılan adımların yönetilmesi noktasında Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliği elbette son derece kritik unsurdur fakat Suriye'de ordumuzun gerçekleştirdiği faaliyetleri sadece Sayın Cumhurbaşkanımızın şahsi tasarrufu olarak tanımlamak Cumhuriyetimizin kurucu unsuru olan gazi Meclis'in iradesini yok saymak anlamına gelir. TBMM salı günü toplanacak, kapalı oturum yapılacak. O  oturumda Sayın Cumhurbaşkanımız Milli Savunma Bakanımızı Millet Meclisimizi bilgilendirmesi için görevlendirdi" dedi.

'Türkiye'nin meşru beklentileri vardır'
Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusal çıkarları temelinde ve hızla değişen küresel siyasal koşullar doğrultusunda tam bağımsız bir dış politika izlediğinin de açık ve net şekilde ifade edilmesi gerektiğini dile getiren Altun, "Şu an itibarıyla Batı medyasında yer yer Türkiye'nin Rusya ile olan yakınlaşması ele alınmakta ve bu yakınlaşma üzerinden adeta Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı bu muameleyi hak ettiği yönünde bir itham gündeme getirilmektedir. Oysa şunu çok açık şekilde ifade etmemiz gerekir, bizim için esas olan devletimizin, ülkemizin, milletimizin çıkarlarıdır ve bu noktada Türkiye bağımsız bir dış politika izlemektedir. Uluslararası alandaki bütün aktörlerle eşit mesafede, göz hizasında ve kendi çıkarları temelinde ilişki kurmuştur ve kurmaya da devam etmektedir. Müttefikleriyle, ortaklarıyla bu anlamda ilişki kurmaktadır. Bunun yanında elbette ülkemiz NATO ittifakının en büyük ikinci ortağıdır, Avrupa Birliğine tam üyeliği stratejik hedef olarak görmeye devam etmektedir. Bununla birlikte bu aktörlerden de Türkiye'nin meşru beklentileri vardır."

'Endişe verici'
Altun, mültecilerle alakalı ortaya koyulan çerçevenin herhangi bir şekilde Türkiye'nin batı dünyasıyla ilişkilerine etki etmeyeceğini düşündüklerini ifade ederek, "Çünkü Türkiye Avrupa'ya gitmek isteyen sığınmacıları engellemeyi durdurması yalnızca İdlib'deki gelişmeler ışığında yeni bir düzensiz göç dalgasına hazırlık anlamı taşımaktadır. Avrupa'ya yönelik yeni bir göç dalgasının Avrupa demokrasisine oluşturduğu tehdit endişe vericidir. Öte yandan Türkiye'nin kısıtlı imkanlarını Suriye rejiminden kaçan mültecilerin korunması için kullanması elzemdir. İdlib'de yaşanan gelişmeler Türkiye-AB mülteci anlaşmasının uygulanmasını ne yazık ki imkansız hale getirmiştir. Avrupalı dostlarımızın bunu görmesi gerekir ve bölgede yaşanan krizin Türkiye-AB işbirliğinin bölgesel barış ve istikrar için ne kadar önemli olduğunu yeniden teyit etmiştir."

Liderlerle görüşme
Erdoğan'ın bugün yine bir dizi uluslararası temasının daha olacağını belirten Altun, "Bugün itibarıyla Sayın Makron ile Sayın Merkel ile Sayın Ursula Von Der Lajen ile Sayın AB konsey başkanı Charles Michel ile Sayın Borisov'la ve ABD Başkanı Sayın Trump ile görüşmeleri olacak. Bu görüşmelerde de ülkemizin pozisyonunu, verdiği haklı mücadeleyi kararlılığımızı açık ve net şekilde ifade edecek" diye konuştu.


Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
2023 öncesinde erken genel seçim olur mu?
2023 öncesinde erken genel seçim olur mu?