07.07.2020, 06:10

Havai fişek ölümleri!

Geçtiğimiz hafta Hendek Sakarya’da gerçekleşen havai fişek fabrikası patlaması sonrası bildiğiniz üzere en az 4 çalışan ne yazık ki hayatını kaybetti. Bu ölümlere ek olarak 3 çalışan’ın da kayıp olduğu bildirildiği için en az diyorum. Akşam saatlerinde kayıp 2 çalışanın cansız bedenine ulaşıldığı ifade edildi ama durum netleşmedi henüz. Hastanede tedaviye sevk edilen 114 çalışan vardı, en son taburculardan sonra bu sayı 8 kişi’ye düşmüş durumda. Ne yazık ki ağır yanık vakaları’nın olduğunu söyleniyor. Umarım çalışanlar en kısa zamanda sağlıklarına ve ailelerine kavuşurlar.

Bu fabrika’nın sahibine ait çok sayıda havai fişek fabrikası var ve bu patlama da fabrikalarında gerçekleşen ilk patlama da değil. İSİG meclisinin yazdığına göre firma sahibinin fabrikalarında 2007’den bu yana toplam 8 patlama gerçekleşmiş ve bu kazalarda da ayrıca 5 işçi ölmüş ve 100’e yakın da işçi yaralanmış.

Patlama sonrası kuşbakışı görsellerine baktığımızda fabrikanın topyekün havaya uçtuğunu görüyoruz. Böylesi büyük bir kaza “Tüm önlemleri aldık, denetlendik, herşey çok doğruydu.” diye geçiştirilemez.

Netice itibariyle; İSG kanunu ve yönetmelikleri ama özellikle Tehlikeli kimyasallarla çalışma yönetmeliği, İş Sağlığı ve Güvenliği Risk Değerlendirmesi Yönetmeliği, (Seveso) Büyük Endüstriyel Kazaların Önlenmesi yönetmeliği, Çalışanların Patlayıcı Ortamların Tehlikelerinden Korunması Hakkında Yönetmelik kapsamında patlayıcıdan korunma dökümanı gibi konulara uygunluğun tespit edilmesi gerekir çünkü özellikle patlamadan korunma dökümanı nasıl hazırlanmış, güvenlik raporu, İtfaiye bildirimleri ne şekilde gerçekleşmiş bütün bunlara bakmak gerekir. Nelere, kimin ne şekilde bakıp kontrol edeceğini hep birlikte takip edeceğiz!

Suçlu yine İSG Uzmanları!

Konuyla alakalı ilk günah keçileri yine İSG Uzmanları veya işletme mesul müdürleri olacaktır ki şu anda gözaltındalar, üstelik bu sefer ustabaşları da içeride. Suçsuz değillerdir demiyorum ama böylesi büyüklüğü olan bir fabrikada yapısal önlemler genelde yönetim kurulunun veya işveren nezdindeki kararlara bağlıdır. Risk değerlendirmesinde muhtemelen patlamaya konu riskler belirtilmiş ve gerekli kontrol önlemi kağıt üstünde veya fiili olarak alınmış, çalışan’a da eğitim verilmiştir. Aile ve Çalışma Bakanlığı le Teknoloji Bakanlıkları ayrı ayrı sorumluluk alanları olduğundan denetim yapmalılar. İç işleri Bakanı, Aile ve Çalışma Bakanı ile Sağlık Bakanı’nı hastane ziyaretinde gördüm ama Teknoloji Bakanı yetkisi dahilinde olan kurumla ne kadar ilgili olacak onu da göreceğiz. Firma’nın uygunluk belgesi veren kurumların da son 2 yıllık denetim raporlarının incelenmesi gerekir. Tabi ki itfaiye’nin, AFAD’ın da bir rapor sunacağını öngörüyorum ama bölgede işçileri arama faaliyeti halen devam etmekte. Denetimler elbette olacak ama firma sahibi Sakarya Müsiad’ın Başkanı olursa nasıl olacak? Bu pazarın lideri durumundaysa ve hükümetçe seviliyorsa ödül dahi alabilir mi? “Alınan müthiş önlemlerden dolayı sadece 4 işçi öldü diye ödül bile verebilirler.“ Bakın size basit araştırmalık bir bilgi; şu pastaların üzerine konan maytap var ya! Onun ithalatı o kadar zormuş ki hatta nerdeyse yasak deniyor. Acaba pazarda birileri tek kalsın diye yasaklanmış, ithalatı zorlaştırılmış olabilir mi? Yok yahu, ben de ne kötü niyetliyim öyle! Hükümet, ülkeden döviz çıkmasın diye zorluyordur ithalatçıları…

Ben soruyorum sadece! Araştırma görevi bana ait değil. Ben işin çalışan sağlığı boyutuna odaklıyım sadece. Diğer konu gündemi takip etmesi gereken çalışanlara, bölge halkına ve vekillerine ait.

BEKÖP (SEVESO) Bildirimleri tebliği geç kaldı!

Büyük Endüstriyel Kazaların Önlenmesi ve Etkilerinin Azaltılması Hakkında Yönetmeliğin 8 inci maddesi gereği alt ve üst seviyeli kuruluş işletmecilerinin, hazırlamaları veya hazırlatmaları gereken büyük kaza senaryo dokümanına ilişkin usul ve esasları belirlemek amacıyla 30 Haziran 2020 tarihli yeni bir tebliğimiz de var! Resmi gazete’de olaydan 3 gün önce çıktı zaten tebliğ de firmalara ayrıca 1 yıllık bir süre de veriyor. Bu tebliğin ek 1 ve ek 2. Maddelerine göre Büyük Kaza senaryosunun içeriği biçimi ve genel kuralları anlatılıyor. Gerçi tebliğin bu firmaya bir faydası’nın olacağını da sanmıyorum. Bu yönetmeliklerin genel anlayışı mevcut risk ortamını iyileştirmek, sınırlayıcı duvarlar koydurmak ve kazaların oluşması durumunda patlayıcı etkiyi minimum’a indirmek. Kalıcı çözümler işletme sahibine bağlı. Gazetelerden takip ettiğim kadarıyla birkaç gündür kağıt kaplaması olan patlayıcı ürünler yüksek sıcaklık ortamında yüklü miktarlarda açık hava ortamında dışarıda stoklanıyormuş. Zaten bunun kendisi başlı başına yasak olması gerekiyor. Tehlikeli kimyasalları, kendi adıyla olan deposunun dışında gelişigüzel stoklayamazsınız. Dediğim gibi kulaktan dolma bilgilerle burada yargılama yapmak istemiyorum ama sizlere duyduklarıma ilişkin mevzuatımızın hükümlerini anlatıyorum.

Risk kontrolsüzlüğü

Risk değerlendirmelerinde teknolojiyle birlikte çok çeşitli kontrol önlem metodları vardır; En önce ortadan kaldırma, muadil bir ürünle risk azaltma ( yerine koyma), ayırma, mühendislik yöntemleri, idari kontroller ve bunların hiçbiri yoksa veya bu önlemlere ek olarak da Kişisel Koruyucu Donanım sağlama. Epey çokmuş kontrol önlemleri değil mi? Ama öyle çok falan değil. İlk 3 maddeyi çöpe atın bu ülkede.

Fabrikalardaki bir başka gerçeği de sizlerle paylaşayım. Risk kontrol yöntemi çözümü örneğin çok basit bir maliyet ise ve şirkette sağlam bir Endüstri Mühendisi veya konuyla alakalı bir teknisyen varsa sadece mühendislik yöntemi kullanılıyor. Bu yöntem kullanılıyorsa da aynada kendilerine bakıp biz kurumsalız diyorlar. Riski kaynağında yok etme veya tehlikeli ürüne göre muadil tehlikesi ürün kullanma yöntemi ise müşteri baskısı olduğunda kullanılan bir yöntem çünkü genelde bütçe sorunu çıkıyor. O seçeneklere gelince de “Bizim etimiz ne, budumuz ne?”, “Avrupalı kaç katı kar ediyor biz %20 kazanırsak iyi” deniyor. Doğru da olsa etik bakış bu değil… Özellikle kimyasal kullanan firmalarda buna çok rastlanıyor. Örneğin; Solvent bazlı’dan su bazlı’ya geçecekler ama solvent bazlı’nın kalitesini su bazlı’da tutmuyor. Bu da teknik yetersizlik olarak görülüp hemen bir alt kontrol yöntemine düşülüyor. Kaza da geliyorum diyor anlayacağınız!..

Depolama alanı yetersizliği her kurumda problem.

Depo alanlarındaki önlemler kısmen daha nitelikli olarak alınabiliyor ama sorun imalatın yoğun olduğu dönemlere göre bir risk analizinin yapılmamış olmasında yatıyor. Firma alt yöneticileri de zorunlu olarak yer bulamayınca oraya, buraya stoklama yapmak zorunda kalıyor. Burada yetersiz depolama alanı sağlamayan, üretim kapasitesine göre imalat programını ve iş akışını ürün akışını sağlayamayan ne şef, ne müdürdür… Bizzat o işletmede biz de biliyoruz ki işveren bu konuda karar vericidir. Hiçbir şef, müdür yer bulamadığı için gelişigüzel stoklama yapmaktan sorumlu tutulamaz. Satış baskısı altında, pandemi ortamında binbir zorlukla çalışan ustabaşları ve işverenin ağzına bakıp şirketi yönettiğini bildiğimiz mesul müdürlerin ve günah keçisi iSG Uzmanlarının depolama alanı yetersizliği konusunda bir sorumluluğu olamaz. İSG Kurullarında İşveren temsilcisi olarak katılan yönetim Kurulu kararlarında işveren ortakları veya yönetim kurulu üyelerinin de zorunlu olarak konulması gerekir. Bu konu da asil sorumlu olup, hem de sorumluluktan mesul müdür yoluyla kaçamazlar.

Mesul Müdürlük makamı, mafya örgütlerinde liderin işlediği bir cinayeti başka bir adamının yapmadığı halde üstlenmesi gibi bir duruma dönüşmüştür. Bu konu’da da adalet sağlayıcı değişiklik şarttır.

Firmaların Kişisel Koruyucu Donanım sağlama konusunda genelde çok sorunu olmamakla beraber kullanımın ve tedariğin devamlılığında bir iç denetim mekanizması işlevsel olarak bulunmamaktadır. İşveren’in ve üst yönetimin yaklaşımı, çalışanın eğitim seviyesi burada önemli faktörlerden bir tanesidir.

Gördüğünüz gibi riski kaynağında yok etme işi, ayırma işi tercih edilen bir risk kontrol yöntemi değil ne yazık ki… O yüzden bu fabrika’nın sahibi ne kadar gerekli önlemleri aldık dese de siz yukarıda bahsettiğim hiyerarşiyi hatırlayın ve bu altılıdan hangisini önlem olarak aldığını kendi kulaklarınızla, gözlerinizle tespit edin.

Risk yönetimi disiplini herkese lazım!..

Patlamaya konu olan hava fişek fabrikası’nın tabi olduğu bir güvenliği sağlayacak yönetmeliğimiz var ama özellikle birisi tam da bu konuya odaklı; Piroteknik Maddelerin belgelendirilmesi, piyasaya arzı ve denetlenmesi hakkında yönetmelik. Siz sormadan ben açıklayayım; Piroteknik; Isı, ışık, ses, gaz veya duman veya bu tür etkilerin kombinasyonunu kendiliğinden egzotermik kimyasal reaksiyonlar vasıtasıyla oluşturmak için tasarımlanan patlayıcı maddeler veya patlayıcı maddelerin karışımını içeren herhangi bir madde demek. Bu fabrika bu kapsamda üretim yapmakta ve dolayısıyla üretimine göre bu yönetmeliğe göre de denetlenmelidir.

2016 yılında Dr. Faruk Özlü’nün Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı olarak (Eski Düzce Belediye Başkanı ve Milgem vb. projelerde yer almış patlayıcı konusunda uzman bir makine mühendisidir. ) hükümette yer aldığı dönemde çıkmış bir yönetmelik. Hendek ile Düzce çok yakın haberiniz olsun… Kulağa kar suyu kaçırmak gerekiyor.

Yönetmelikte AB normarında uygun zorlayıcı birçok hüküm bulunmakta ve bu hükümlere uymak, denetimlerden geçmek biraz Ankara’ya yakın olmanızla alakalı. Hendek’de Ankara’ya yakın değil mi?

Yönetmelik havai fişekleri T1, T2- P1, P2 - F1, F2, F3 ve F4 olmak üzere tehlikesine göre artan bir şekilde sınıflara ayırmış ; her sınıfa göre de satın alma yaşı belirlemiş.

Kategori F1: 12 yaş (kapalı alanda kullanılabilir), Kategori F2 (Açık alanda kullanılabilir) : 16 yaş, Kategori F3, T1 ve P1: Sadece 18 yaş ve üstü vatandaşlar satın alabilir ve kullanabilir diyor.

İşin ilginci; A tipi Ateşleyici yeterlilik belgesi sahibi değilseniz öyle keyifinize göre F4 sınıfında 120 desibelin üstünde ses çıkaran bir havai fişeğini ateşleyemezsiniz deniyor bu yönetmelikte.

Aklınızda bulunsun. Size havai fişek kullandırırken resmen ehliyet soruyorlar ama üretirken her iki yılda bir kaza da yapsanız yola devam ediyorsunuz! Ne güzel bir ülkedeyiz değil mi?

Son bir not; Eğer kaza sonucu her şey doğruydu, kaderdi falan derlerse ki umarım demezler anlayın ki ya yönetmelikler uygulanmadı, ya da yönetmelikler yetersiz demektir. Her koşulda sorumluluk sahibi olanlar tek başına İSG uzmanı’nınasla değildir. Uzmanlarımız bu garip sistemin günah keçileridir.

Sağlık ve güvenlik dolu bir çalışma yaşamı dilerim!

Yorumlar (0)