15.04.2021, 22:05

İktidar için önemli olan nedir?

Bir iktidarın hakiki profilini çıkarmaya çalışırken, o iktidarın neleri önemsediği ve neleri gereksiz ve değersiz bulduğunu, anlamak elbette ciddi bir çaba gerektirir ama her zaman bu ciddi çaba o iktidarın gerçek profilini ele vermez. İktidarın niyetlerinin dışına çıkmadan da gerçekçi bir tanımlama tablosuna da ulaşmak, imkânsız bir çaba olur. Niyetlerle icraatların her zaman uyuşmadığını, bilmek bile bu denklemden doğru sonuç çıkarmamıza imkânsağlamaz. Niyet ve icraatin, kamusal alanda nasıl algılandığı da çok önemlidir. Halk, niyet ve icraata nasıl bir anlam atfediyor? Bu sorunun cevabı, aslında iktidar için, önemli olanın ne olduğu sorununun cevap anahtarına yaklaştırır bizi.​
Müslüman kimlikli bir iktidarın, süreç içinde Türkçü kimlikle barışması ve bu kimliğin giysileriyle görücüye çıkması, iktidarın niyeti hakkında herkese açık bilgiler sunar. Ama hala cevapsız kalan soru şudur?​ Yeni ve bitişik kimlik, en fazla hangi şeyleri önemseyecek?​
Açlık, yoksulluk, gelir adaleti, adaletin kendisi, sağlık ve dolayısıyla pandemi, eğitim ve diğer çevresel sorunlara bir çerçeve çizip, bu çerçevenin içinden bu iktidar terkibinin hangi sorunları öncelediğini anlamaya çalışmak, Aslında hayata bakmakla eşdğerdir. Çünkü hayata baktığımız da bu iktidarın neleri önemsediğinden daha çok neleri önemsemediği, daha tutarlı bir biçimde ve gerekçeleriyle ortaya çıkıyor.​
Sözgelimi açlık, çok iyi ve isabetli bir kriter ve tartıdır. İstanbul’da 164 bin aile açılık sınırında yaşıyor ve bu ailelerin yaşam kalitesinin göstergesini de soğan ve patates temsil ediyor. Aynı İstanbul’da milyonlarca aile yoksulluk sınırının altında bir yaşam sürdürüyor. Daha açık ve net konuşmak gerekirse, asgari ücretle geçinin bütün halk aslında yoksulluk sınırının altında kalıyor.​
Şimdi ben teolog değilim ve haddimi de aşmak istemem. Eğer kutsal bütün kitaplar ve metinler cennet denilen ve açlığın alternatifi olan, bir hakikatten söz ediyorsa, o zaman hiçbir koşulda yoksulluğu kabul etmek mümkün olmaz. Cennetin bolluk ve bereketi, herkesin nasibine de sirayet etmek zorunda. Cennetin varlığı ve hakikiliği karşısında, yokluk ve açlık kelimenin tam anlamıyla adaletsizlik manasına gelir. En hakiki adaletsizlik, insanları açlıkla imtihan etmeye mecbur etmektir. Buradaki mecburiyet her dilde, her kültür de ve bütün kutsal metin ve kitaplarda adaletsizliğin tarifi olarak yer alır.​
Soğan ve patates kültürü açlığın kültürüdür. Soğan ve patates esasen kıtlığın alameti ve işaretidir. Bütün tarihler boyunca kıtlığı temsil eden en belirgin göstergeler soğan ve patates olmuştur.​
Lütfen nankörlük ettiğimi düşünmeyin, ama soğan ve patates haberlerinin gururla takdim edilmesi, açlığı ve yoksulluğu meşrulaştırmaktan başka bir şeye hizmet etmez. Soğan ve patatesi küçümsemiyorum ama salt soğan ve patatesten oluşan bir geçim siyasetinin de şiddetle reddediyorum.​
Bu iktidar bolluk ve bereketin sembolü olarak patates ve soğanı baş tacı edebilir. Ama hiç kimse kusura bakmasın, soğan ve patates bolluk ve bereketin değil, yoksulluğun ve açlığın sembolü olageldiler.​
Pandemik bir süreçte, açlığın ölümcül yoksulluğu, pandemiyle mücadeleyi güçlendirmiyor tam tersine pandemiye davetkar bir zemin hazırlıyor. Yoksulluğun tetiklediği hayatta kalma dürtüsü virüs tehditini önemsizleştiriyor. Hiçbir yoksul pandemiyle çok istese bile mücadele etmekte kararlı ve tutarlı olmaz. Hayatın talepleri, virüs tehditini aşıyor. Asıl olan hayat ve onun talepleridir.​
Mevcut hükümetin, açlık ve yoksulluk konusunda kılını bile kıpırdatmadığını biliyoruz. Ama daha da kötüsü, bu hükümetin yarattığı imkanlardan nemalanan diğer kurum ve kuruluşlar en az hükümet kadar, kör ve sağır rolünü oynuyor. Maneviyatı güçlü olduğu ileri sürülen özel sektörde, açlık, yoksulluk ve pandemi için atılan tek adım yok. Halk deyimiyle bu kesimden ses çıkmıyor tık yok. Bir buçuk yılda market zincirleri karlılık oranlarını yüzde 55 artırdı. Bırakın imece/yardım kampanyası yapmayı, yamyamlıktan pandemiyi bahane edip kendi işçilerini de işten çıkarıyorlar. Bankalar utanmadan vatan/millet söylemlerine sığınıp reklam yapıyor ama pandemiyle ilgili tık yok... Ha babam de babam kredi verme peşinde bunu da yardım gibi tezgahlıyorlar.​ Gerçekten samimiyetsizlik dizboyu. Küçük esnaf dışında herkes fırsatçılıktan birkaç kez köşe dönüyor. Gariban garson, tezgahtar, esnaf perişan. Hiç mi vicdanı yok bu ensesi kalınların. Sonuçta hastalıktan kırılıyor memleket. Salgın kontrolden çıktı. Kimse başka ülkelerden kötü örnek vermesin, biz biliyoruz, birbirimizi.​
Manzara buyken hükümetin neye değer verdiği neleri önemsediği yeterince açık değil mi.

Yorumlar (2)
Özhan.. 4 hafta önce
"..Allah korkusu,iktidarı ele geçirmiş olan müslüman kimlikli siyasetçileri,maddenin iğvasından(azdırmasından,ayartmasından) bir dereceye kadar ( çok az bir mal ile imtihan oldukları sürece) koruyabilir.

Fakat "mal" çoğaldığında bunun sigortası" inanç" olamaz.
Sigorta ancak bir toplum sözleşmesiyle belirlenmiş ve sıkıca denetlenmiş ölçüler ve kriterlerle olabilir.
Bu ölçüler ve kriterler,inanç konusunda iddiası olmayan,kesimler için caydırıcı bir anlam ifade edebilir.
Ancak kendilerini Allahın gözetlediğine iman etmiş bir topluluk( yönetici) bu senetleşmenin bir tarafı olarak,kendilerine verilmiş olan bu imkanları ve varlıkları ,özelde beldenin halkı, genelde insanlık adına hayırlı işlerde kullanacaklarına dair kendilerini ilzam etmişlerdir.
Zira topluma verdikleri mesajlar ve taahhütler sürekli kutsal'la desteklenmiştir.
Ancak geldiğimiz noktada,KUTSALIN ARAÇSALLAŞTIRILDIĞINI üzülerek müşahade etmekteyiz.

Peki sahip olduklarını iddia ettikleri güçlü dini inançları,onları neden inançlarının apaçık günah olarak kodladığı,dolayısıyla Allah tarafından mutlaka cezalandırılacakları eylemlerden alı koymaz..

... Özhan Hanbeyoğlu...
Vshus 3 hafta önce
Bu iktidar bitti artik kral