25.10.2021, 05:39

İntikam ve yüzleşme

Ülkemizin de içinde bulunduğu coğrafya da yaşayanlar dün olduğu gibi bugünde kendisinin yaptığını değil, kendisine yapılanları unutmuyor; yapanlara karşı fırsat kollayıp acısını çıkarmaya intikam almaya çalışıyor tıpkı diğer canlılar gibi.

Nefret ve intikam özellikle toplumsal varlık olan insanın gelişmemiş toplum yapılarında ve onların kültürlerinde hala varlığını sürdürmekte.

Dünyamız ve ülkemizin gelişmemiş bölgelerinde kin ve öç alma güdüsü “kan davası” olarak hala devam etmekte.

Kan davası insanları bölerek gittikçe çoğalıyor.

Kötü bir davranış ya da sözle hakarete ve zarara uğratıldığı için karşılık olarak kin tutmak ve öç almak intikam duygusuyla yapılan kötülüğün misliyle karşılık veren, yakınlarına da bu nefret tohumlarıyla yetiştirip büyüten intikamcı değil de nedir?

İnsanı diğer canlılardan ayıran temel özellik düşünmek, plan yapmak, özür dilemesi ve affetmesidir.

Aradan binlerce yıl geçse bile toplumsal varlık olmaya çalışırken bastırılmış hayvani duygular, sahip olma içgüdüsü, benimsin, bendensin çelişkisi günümüzde hala devam etmekte.

Geçmişte yapılanı unutmamak ve canlı tutmak kin, nefrete, hasede, faseta, öç ve intikama dönüşen saplantılı bir hastalık ve kronik bir vakadır.

İntikam alındığında her şey eşitlenir”, denmekte.

Oysa, intikam alındığında artık haklı değilsiniz karşınızdaki gibi “alçalmışsınızdır”.

İntikam, bireyin veya topluluğun kendine yönelik baskılardan, şiddetten, ezilmişlikten, sömürülmekten bir anlamda sıyrılması için başvurduğu bir vasıta. Bu biçimde karşılık vermek kendi itibarını elleriyle almak ve korumak onun haklı olduğunu ifade etmez.

İntikam, yaşarken hep hatırlayacağımız bir zulüm, baskı, işkence ve hakareti aynı biçimde o kötülüğe eş veya daha şiddetli bir kötülükle karşılık vermek ve bu temelde gelecek nesilleri yetiştirmek gelişmemişliğin göstergesidir.

Tarihte yaşanan büyük kanlı “haçlı” ve “cihat” savaşları kin, nefret ve intikam duygularıyla doluydu. Her iki taraf karşısındakini münafık, zındık ve katli vacip derken kendi tarafında olan ölene şehit, sakat kalana gazi dedi.

Hitler’in Nazi Almanya’sında ve onun gibi düşünenler bir Yahudi olan İsa’yı diğer Yahudiler tarafından öldürüldüğü için onun intikamını diğer Yahudileri toplayıp gaz odalarında ve toplama kamplarında öldürerek alır.

Kurulu düzeni bozulan, iktidardan düşürülen güçler intikamını her türlü dalavere, düzenbazlık ve hileyi kendine mubah sayıp, yüzüne gülüp arkadan kuyusunu kazar.

Ülkeyi yönetenler yönetemez duruma düştüklerinde hep dış destek arar.

Dış destek mali ve askeri olarak gelir; desteğin bir külfeti ve vebali var, bu bağımlılık, boyun eğme ve köleliktir.

Yöneticiler dış destek için her türlü baskıya boyun eğerken yurttaşlarının da boyun eğmesini ister.

Ülkeyi savaşa sürükleyen daha da yoksullaştıran yönetim kukla değil de nedir?

Pabucun pahalı ve işin sıkı olduğunda elin oğluyla kaçar.

Kendi döneminde ve sonraki devlet ve iktidarın devamında eski adıyla haraç yeni adıyla vergi alınan, yıllarca askerlik yaptırılan savaşa gönderilip ölen yurttaş hep unutulur.

Onlardan biri ya da birkaçı gerçekleri dile getirdiğinde hep düşman gösterildi;

Onlardan “on beşi” Karadeniz’in derin sularına atıldı,

Onların birçokları karanlık çukurlara gömüldü,

Onların birçokları hain tuzaklara düşürüldü,

Onların birçokları işkencelerde öldürüldü,

Onların birçokları darağaçlarında asıldı,

Onların onlarını kuytu köşelerde hain pusularda katledildi,

Onların yüzlerini alçakça ve haince tuzaklarda vahşice katletti,

Onların binlerini sorgusuzca yıllarca kör hücrelerde tutuldu.

Gözaltında kaybedilen yakınlar, baskı, şiddet, hakaret ve yitip giden zamanın sorumlularının kim olduğu ortada.

Kaybedilen evlat, kardeş ve sevdiklerimiz geri gelecek mi?

Sakat kalan bacak, sakat kalan kol düzelecek mi?

Kör hücrede geçen onca yıl unutulacak mı?

Yapılan baskı, şiddet, korku, yıldırma ve işsizlik sorunu nasıl çözülecek?

Tüm bunlara rağmen yaşamı devam ettirirken, intikam, nefret ve kin tohumları ekenler özür dilemeyi bile topluma çok görmekte.

İktidarda kim olursa olsun hep kindar, intikam duygularıyla yaşıyor ve fırsat eline geçtiğinde içini kusmakta.

İnsan sevgisi taşımayan, kendisinin dışında kimseyi sevmeyen, özü başka sözü başka olan, nefret ve kin tohumu saçan intikam duygusuyla yaşayan çevresine olduğu kadar kendisine de zarar vermekte.

Yaşadığı çevreye, topluma, doğaya dahası yaşamımızı idame ettiğimiz dünyamıza nefret tohumu saçan, karnı doyup gözü doymayan; hep bana rap bana diyen; bencil, şımarık, hırsı ve çıkarı için her şeyi yapan; kendisine yani sömürü düzenine karşı çıkan kim varsa baskı, işkence ve katliam yapmayı mubah sayan; kurulu düzeninin bozulmaması için her türlü riyakarlığı yapan günümüzdeki adıyla kapitalist/emperyalist sömürü sisteminden çıkarı olan ve ondan nemalanan kim varsa doğaya, topluma, emeğinden başka satacak bir şeyi olmayan güzel insana, sana bana düşman.

Ezilen, sömürülen, üzerine baskı cebir şiddet uygulanan ve horlanan bu toplum kindar değil sınıfsal temelde kini var ama intikam amacıyla yaşamaz.

Açlığı, yokluğu, yoksulluğu, sürgünü, göçü ve birde baskı cebir şiddeti işkenceyi ve katliamı yaşamış bu toplum intikamcı değil, elindekini paylaşandır. Biz kimseye düşmanımız bile olsa kıymayız; onun yaşaması ve yaptığı ile yüzleşmesini isteriz.  

Yunus’un dediği gibi;

Biz kimseye kin tutmayız,

Ağyar(düşman) dahi dosttur bize.”


 

Yorumlar (0)