AK Parti’nin 2002 ile 2015 yılları arasındaki iktidarı, cumhuriyet döneminin işkence iddialarının en aza indiği dönemdi. 
Vesayetle mücadele ve demokratikleşme konusunda, Kürt sorununda, Alevi sorununda en radikal adımların atıldığı dönemdi.
Yine aynı dönem, Avrupa Birliği hedeflerinde ve ekonomik zenginleşmede Türkiye'nin son 100 yıllık döneminin en iyi dönemiydi. Bir kere bu gerçekleri kabul edeceğiz ki, bugüne itiraz edebilelim.
****
2015 öncesinde ve sonrasında neler oldu?
Ergenekon, Balyoz, Ayışığı darbe girişimleri,17-25 Aralık emniyet ve hukuk darbe girişimi, ardından Gezi Olayları, PKK'nın başlattığı hendek, öz yönetim terörü ve son olarak 15 Temmuz darbe girişimi, AK Parti'yi devletçi bir reflekse yöneltti.
Tüm ittifaklarını iktidarını sürdürebilme arzusu ile gözden geçirdi. 
Tabi aynı zamanda kendi içersine kapatarak; liyakatı esas almayan güvenilir ve itiatkar olmayı esas olan dar kadrocu bir yönetime yöneltti.

Vesayetle mücadele etti, sonunda yolları kesişti
2002 yılında iktidara gelirken kurduğu tüm ittifakları terk ede ede, sonunda devletin eski sahipleri ile yeni bir ittifak kurmasına neden oldu.
16 Nisan Refandumu ile resmen kendini eski Türkiye'nin kimi aktörleri ile koalisyon kurmaya mecbur etti. 24 Haziran seçimleri ile beraber eski demokratikleşme iddiasından uzaklaşarak, Avrasyacı kanatla beraber vesayeti yeniden inşa etmeye başladı.
Bu yeni yol yürüşüyü, AK Parti'yi reformist bir parti olmaktan, hızla devletçi bir parti olmaya dönüştürdü.
****
Eski vesayet döneminde neler yaşanmışsa, bugün yeniden aynı şeyler ortaya çıkmış durumda.
Gelinen bugünkü Türkiye’de; ucube hukuk kararları, gözaltında kayıplar ve işkence iddialarıyla yeniden 80'li ve 90'lı yıllara benzer şeyler yaşamaya başladık. İktidar, aynı zamanda dış politikadan ekonomik politikalara kadar rasyonellikten uzaklaşarak, iktidarını sürdürebilmek adına sürekli hata yapar bir hale geldi.
Hemde AK Parti gibi reformist bir siyasi parti eliyle, devlet içersinde güç noktalarını kaybeden eski vesayetin aktörleri yeniden; askeriyede, emniyette, adalet mekanizmasında ve devletin kimi organlarında güç odağı oluverdiler.

İşkence iddiaları yenilir yutulur değildir
Urfa'da PKK ile güvenlik güçlerinin çatışması sonrasında çocuk, kadın ve erkeklerden oluşan 51 kişi gözaltına alınmış, gözaltı esnasında yere yatırılmış, ters kelepçe yapılmış ve saatlerce bu şekilde yerde bekletilmiştir. Yine güvenlik güçleri, bu vatandaşları tekmelemiş, yumruklamış ve silah kabzaları ile darp etmiştir. İddiaya göre söz konusu vatandaşların bir kısmı avukatlarına polis tarafından tehditlere maruz kaldıklarını, gözlerinin bağlandığını, ve kendilerine elektrik verildiğini söylemişlerdir.  
****
HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu'nun, "Ankara Mali şubede gözaltında olan eski dışişleri çalışanlarına cop sokma dahil ağır işkenceler edildiği iddiaları var. Gözaltında yaklaşık 100 kişi varmış. Konu hakkında İçişleri Bakanlığı açıklama yapmalı" iddiaları ise yenilir yutulur değildir.
****
Cezaevlerinde 743 bebeğin ve annelerinin tutuklu ve hükümlü olması vicdanları kanatmaktadır.
Devlet yetkililerinin ise bu iddialara sessiz kalması ise kabul edilemez.
Devletin görevi, adalet ve hukuktan uzaklaşarak, suç ve terörle mücadele edemez, etmemelidir.
Siyaseten düşman bile görseniz, karşıtınıza bile yapılan zulme ve işkenceye itiraz etmek gerekir. 
Vicdanını yitirmemiş her insanın yapması gereken budur. Hatta zulme uğrayan zihniyetin geçmişte aynı şeyleri yapmış olması, şimdi onların zulme uğramasını haklı kılamaz, kılmamalıdır.

Kayıp iddiaları 90'lı yılları anımsatıyor!
Düşünün; Selim Azeybek 113, Mustafa Yılmaz 115, Erkan Irmak 117, Yasin Ugan 121, Sakin Dokunma 121, Gökhan Türkmen 126 gündür kayıp.
Bu insanları gözaltına alan devletin güvenlik güçleri. 
Devlet yetkililerinin ise bu iddialara sessiz kalması ise kabul edilemez.
Devletin görevi, adalet ve hukuktan uzaklaşarak, suç ve terörle mücadele edemez, etmemelidir. AK Parti iktidarı, 2002 ile 2015 arasındaki tüm demokratik kazanımların kaybına seyirci kalmaya devam ederse, kendi varlığının siyaseten inkarını onaylayarak, hızla kendi sonunu hazırlamaktadır.
****
Sonuç olarak, işkence gören, kayıp olan, haber alınamayan kim olursa olsun ses vermek gerekir. Bu insanların bizden olup olmaması önemli değildir. Adalet ve hukuk herkes için bir gün gerekli olur. Sadece sıradan insanların değil herkesin ayrımsız olarak; devletin ihtişamlı gücü ve hegomanyası karşısında sığınabileceği tek güvenli liman hukuk ve adalettir. Hukuk ve adeleti ortadan kaldırısanız o ülkede suçla ilgili mücadelede doğru yürümez, suç örgütleri güç bulur.
Vicdanları kanatmamanın, adelete ve hukuka yeniden güveni tesis etmenin yolu, demokratik bir hukuk devletini inşa etmekten geçmektedir. Ve en önemlisi ise, devletin karşısında çaresiz kalmış insanlara sahip çıkmak için ses vermek gerekmektedir. 
İşkence iddiaları ve kayıplar karşısında ses ver, susma... Vicdanını kanatma... 

Son söz: Suç ve suçluyla mücadele etmenin yolu hukuk ve adalet içersinde kalmaktır. Terk edildiğinde ise; toplumu götüreceği yer, tek tek vatandaşlar olarak güvenliğimizin olmadığı bir ülke gerçeği ve bir gün başımıza ne geleceğini bilememektir. 


DİKKATİNİZİ ÇEKEBİLİR

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.