28.05.2020, 09:25

İşsizlik büyük bela, öldürücü virüs

Derler ki, insan, hayatını çok etkileyen ve sonuçları bakımından bir tür kader haline gelen üç önemli karar verirmiş. Birincisi işini seçmektir. İş, esasında kim olduğumuzu anlatan en büyük kimlik kartımızdır. Bir insanı tanımaya çalışırken, oturmasından, kalkmasından daha çok onun hayatını nasıl kazandığına bakarız. Daha doğrusu bir insanı tanımanın en garantili yolu, onun hayat hikayesi içinde hayatını nasıl kazandığını bilmekten geçiyor. Hayatını kazanırken adil midir? ‘’Hep bana, hep bana’’ diyen bir aç gözlü müdür, yoksa herkesi gözeten paylaşımcı bir merhamet sahibi midir? Alın terine ne kadar değer biçer? Emeğin hakkını veren ve savunan biri midir? Benzer soruları çoğaltabiliriz. Bütün bu soruların gerçek cevapları ve o kişinin kim olduğunu, ancak iş deneyimini bilirsek öğrenebiliriz.

İkincisi eşini seçmektir. Tek hayat, tek amaç ve tek kader için verebileceğimiz en büyük karar budur. İster ayrı ayrı, ister sonsuza kadar, sevgiye, saygıya sadık ve bağlı kalmaya yemin etmek, kimliğimiz, kaderimiz ve hayatımız üstünde etkili olacak, büyük bir hadisedir.

Üçüncüsü, nerede yaşayacağına kadar vermek. İşte burada ‘’coğrafya kaderdir’’ lafının önemi çıkar ortaya; çünkü yaşadığımız yerin, hayatımız üstünde üstümüzde çok kuvvetli etkileri olacaktır.

Bunun dışında, günlük hayatın akışı içinde her zaman çok kararlar alırız. Bu kararlar çok önemli ve sonuç üretici kararlar değil. O gün ne giyeceğimiz, kiminle ne konuşacağımız, nereleri ziyaret edeceğimiz elbette ehemmiyetlidir, ama çok da zor ve sarsıcı kararlar değil bunlar.

Dün sosyal medyanın bir mecrasında, yıllar önce tekstilde birlikte çalıştığımız bir tanıdıktan bir mesaj aldım. Özetle şöyle diyordu tanıdığım: “İlhami abi, belli ki şimdi beni hatırlamakta zorlanacaksın, 2008 yılında Orba Emprime’de kısa süreliğine birlikte çalışmıştık. Ben kompac denilen makinede usta makineci olarak çalışıyordum. Bana sürekli ‘sen çok konuşuyorsun’ diye uyarılarda bulunuyordun. Beni hatırlamasan da alınganlık yapmam. Seni rahatsız etmemin sebebi şu: Koronavirüsten önce de pazar daraldığı için işten çıkarılmıştım. Uygun bir iş arayışı içindeyken, korona belasına herkes gibi yakalandım. İlk dönemler sağdan soldan biraz borçlanarak idare etmeye çalıştım. Allah inandırsın seni, şimdi her sabah çocuklarım uyanmadan önce kendimi dışarı atıyorum. Çocuklar uyanıp ‘baba, markete gidelim’ diyecek diye ödü kopuyor. Bunları sana yazarken çok utanıyorum. Çok şükür elim ayağım tutuyor. Her işi yapabilirim. Üstelik bir mesleğim de var, ama yine de bu hale düştüm. Yanlış anlama, senden para manasında bir şey talep etmiyorum. Küçük kardeşinin bir emprime atölyesi var, acaba orada bana bir iş ayarlayabilir misin?’’

Tanıdığım kişi rencide olmasın diye bilerek adını yazmadım. Doğrusunu söylemek gerekirse, onu önce anımsayamadım. Ama çalıştığı makineyi tarif edince ve “sen çok konuşuyorsun” hatırlatması yapınca beynimde bazı sahneler canlandı. Doğru söylüyordu, çok konuşmaktan başka bir kusuru yoktu. Çalışkandı, disiplinli biriydi ve kaliteli iş çıkarmaya özen gösteriyordu. Her futbol fanatiği gibi, kendi tuttuğu takımdan çok söz ediyordu. İddialara giriyordu ve hem neşeli hem de gürültücü biriydi. Ben çok konuşmasından ziyade, yüksek sesle konuşmasından rahatsız oluyordum.

Böyle durumlarda insan kederleniyor. Tanıdığınız biri zor zamanlar yaşıyor ve elinizde de sorunlarını çözecek sihirli değnek yok. Çocuklarının en doğal talepleriyle karşılaşmamak için sabah evden çok erken çıkması, yüreğimi acıttı.

Bu küçük örnekten de anlaşılacağı gibi ekonomik hayatta işler sanıldığından daha kötü ve iyi gitmiyor. Genç, çalışkan ve meslek sahibi bir insan bu hale düşüyorsa, gerisini siz düşünün. Adam bir meslek seçmiş ama yetmiyor. Adam eşini seçmiş ama yetmemiş, adam yerleşeceği yeri seçmiş ama yetmemiş. Kısacası adam daha iyi yaşamak için üstüne düşen her şeyi yapmış ama buna rağmen başaramamış. Demek ki bizim kendi başımıza üstümüze düşen her şeyi yapmamız sorunları kökten çözmüyor. Toplumun da her şeyi yapması gerekir. Toplum adına hayatımızı düzelteceklerine söz veren siyasetçilerin de her şeyi yapması gerekir.

Biz iyiyiz her şey yolunda demekle her şey yoluna girmiyor. Çok büyük tedbirler aldık demek, herkesin bu tedbirlerden nasibini aldığı anlamı çıkmıyor. Ekonomiden, çok ciddi kötü kokular geliyor.

Allah hiçbirimizi işsizlik belasıyla imtihan etmesin. İşsizlik gerçek bir bela. İşsiz kalanın başı beladadır. Eğer gerçek öldürücü bir virüsten söz edeceksek, bu virüsün adı hiç şüphe yok ki işsizliktir ve işsizlik ölüm gibidir.

Yorumlar (0)