AK Parti hareketi,  içinde 'Anadolu burjuvazisini' de barındıran ve kendilerini 'Türkiye’nin zencileri' olarak ifade eden çevre unsurlarının, arkalarına küresel rüzgarları da alarak “Beyaztürk” Devletçi-Merkeze doğru yürüyüşünü temsil eden demokratik devrimci bir KOALİSYON hareketi olarak doğmuştu... Türkiye’nin demokrasi güçleri o zaman  bu koalisyonu desteklemişlerdi. 
Kendi varoluş koşullarını "Beyaztürk" Devlet sınıfının  koruyucu kanatları altında bulan eskinin Devletçi büyük burjuvaları da Özal’la birlikte başlayan dışa -küresel süreçlere- açılma sürecinin artık kendileri için daha avantajlı hale geldiğini farkederek AK Parti’yi iktidara taşıyan bu koalisyonun -önceleri sessiz kalarak, ama daha sonra  aktif bir şekilde- destekçisi     oldular... 
Sonra sürecin nasıl geliştiğini ve bugün gelinen noktayı hepimiz biliyoruz... Önce küresel dinamiklerle ilişkiler gevşedi, şimdi de başta büyük burjuvazi olmak üzere koalisyonun içerdeki destekçileri huzursuz!
Peki TÜSİAD ne demişte ipler böyle birden kopma noktasına gelmiş: 
“TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Başkanı Tuncay Özilhan, konuşmasında demokrasi ve hukukun üstünlüğü vurgusu yaparak kısa vadede sorunların çözümü için ‘ekonomide liberal piyasa düzeni, kural temelli uluslararası sistemle olan ittifak’ çıpalarının kullanılması gerektiğini söylemiş...
Özilhan'ın konuşmasının TÜSİAD'ın 'demokrasi, yargı bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü, insan hakları, akademik özgürlükler, liyakat ve ifade özgürlüğü' çağrısı yapan  bölümü salondakilerden büyük alkış almış... "Demokrasi işler kılınırsa, hukukun üstünlüğü tesis edilirse ekonomimizin performansı yükselecek" diyen Özilhan, “Türkiye’nin 2023 hedeflerinden uzaklaştığını, 2002-2007 dönemindeki parlak günlerine bir türlü geri dönemediğini söyleyerek “küresel Rekabet Endeksi, işgücü piyasası verimliliği, enflasyon, yargı bağımsızlığı, basın özgürlüğü gibi göstergeler konusunda Türkiye’nin son sıralarda yer aldığını”     belirtmiş. 
Nasıl bir dünyada yaşıyoruz...
Evet, dün,  bütün darbelerin arkasında duran o “Beyaztürk” Devletçi burjuvaziyle, onların temsilcisi durumunda olan TÜSİAD’cılarla birlikte saf tutmak -bunun adı “solculuk” da “sağcılık” da olsa- gericilikti!  Ama bugün, Özal’la birlikte dünyaya açılan, küreselleşme süreciyle bütünleşerek sırtındaki Devletçi kabuğu sıyırıp atan ve  bu yeni  kimlikleriyle önceleri  demokrasi mücadelesinde fiilen AK Parti’nin temsil ettiği koalisyonun içinde yer alan, daha sonra da içine girilen “yerli-milli” içe kapanmacılığa karşı duran İstanbul’un  büyük burjuvalarının duruşu ilericidir... Öyle görünüyor ki artık roller değişmiştir. Demokratik devrim sürecinin bu yeni aşaması küresel dinamiklerle birleşen iç dinamik unsurlarının ilerici, içe kapanmacı, reaksiyonist-restorasyoncu bir Devletçiliğe teslim olanların  ise  gerici olarak yer alacakları  bir süreç olacaktır... 
Çünkü:
Evet, dün, yani 20. Yüzyıl koşullarında, bizim de uğruna ölümlere gittiğimiz o 'tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye' sloganı (içe kapalılığı ifade etse de) milli kurtuluşçuluğu öne çıkardığı için bir ölçüde ilerici yanları olan bir slogandı; ama bugün, 21. Yüzyıl’ın küreselleşme koşullarında küresel süreçlerden soyutlanma anlamına gelecek yerli-milli bir tam bağımsızlığı savunmak artık gericiliktir. “Gerçekten demokratik bir Türkiye” bugün ancak küresel demokratik devrim süreçlerinin içinde yer almakla gerçekleşebilir...
Evet, dün, 20. Yüzyıl dünyasında, tekelci kapitalizme-emperyalizme karşı ulusal bağımsızlık mücadelesi vermek, sonuç itibariyle yerel despotların başa gelişiyle sonuçlanan içe kapalı-Devletçi bir yapıyı ortaya çıkarsa da -büyük tablodaki anlamı açısından- bir yerde ilericilikti; bugünse ilericilik artık ulusal bağımsızlığı savunmak adına Devletçi-çağ dışı bir düzenin bekçiliğini yapanlara, küresel demokratik devrime karşı ulusal duvarların arkasına gizlenenlere  karşı da   durabilmektir...
Evet, dün, sermaye yetersizliğine çare olarak     bulunan Devletçiliği -kamu iktisadi teşebbüslerini“- desteklemenin, tarihsel devrimci bir dinamiği desteklemek adına belki ilerici bir yanı vardı; ama bugün     ilericiliğin ölçüsü artık Devlet tekelciliğine karşı durmak, serbest piyasayı ve küresel dünyaya açılmayı desteklemektir! Dün, kapitalizmin tekelci aşamasında -emperyalizm aşamasında- sermaye ihracı sömürgeciliğin, yeni sömürgeciliğin ayrılmaz parçası olduğu için, o zaman buna karşı çıkmak ilericilikti. Bugün ise, tam tersine, emperyalizme karşı olmak adına ulusal duvarların arkasına gizlenerek küresel sermaye düşmanlığı yapmak (bu, yerli-milli”lik adı altında da olsalar!)   gericiliktir!
Ey, küresel bir dünya sisteminin doğmakta olduğunu göremeyen 20. yüzyıl kalıntısı ulusalcılar-milliyetçiler ve de ulusalcı solcular- kapitalizm küresel bir dünya sistemi haline geldi artık! Yani sermaye küreselleşti. Sermayenin ulusu kalmadı! Artık ulusalcı     nutuklarla sizi uyutanlar, sizin yerli-milli veya ulusal-sermaye dedikleriniz, küresel rekabet mücadelesine girmek istemeyen, ulusal duvarların arkasına gizlenerek kendi tekelci konumlarını muhafaza etmeye     çalışan bezirgânlardır. Bugün, içinde yaşadığımız küreselleşme sürecinde, kim ki bir taş üstüne taş koyuyorsa, niyeti, menşei, ulusal kökeni ne olursa olsun      o hoş geldi sefa geldi ülkemize demeyi öğrenmeden artık ne devrimci olunabilir, ne de çağdaş! Çünkü,      üstüste konulan o taşlardır ki,  hem yerel, hem de     küresel düzeyde, üretici güçleri geliştirerek          kapitalizmi kendini inkâra götüren  sürecinin köşe     taşları onlardır! 

DİKKATİNİZİ ÇEKEBİLİR

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.