26.01.2021, 05:51

İstanbul'u bekleyen sıkıntılar

5-6 yıl önce kaleme aldığım, sonra tüm doğa sever kardeşlerimle mücadele ettiğim Kanal İstanbul konusu 5 yıl sonra ihalesi hazırlandı sözü ile tekrar gündeme geldi. Saygı değer hocalarımız YTÜ'den Arş. Gör. Senem Kozaman, Dr. Çağdaş Kuşçu Şimşek, Prof. Dr. Betül Şengezer ışığı altında ve birçok konferanslardan aldığım notlar ışığında yazıyorum. Hiçbir kelimesi hayal değil, atma değil. 80 yaşıma kadar bizzat gördüğüm şahit olduğum konuları içeriyor satırlarım. Tarafsız, bağımlılıktan uzak, vatansever, doğa dostu bir görüşe sahipseniz hak vereceksiniz.

Her şey daha ben ilkokulun sonlarında iken 1950 seçimi ile başladı. 1950'lerden 1980'lere ekonomik ve kentsel popülist politik hamleler özellikle İstanbul'u bir su kentinden kara kentine dönüştürdü. 1980'lerden günümüze, devleti kar elde eden ticari şirket gibi yönetenler, planlama, hukuk, sürdürülebilirlik, demokrasi, kamu yararı, doğa koruma, gibi düşüncelerin buharlaştırıldığı ortamlarda, özellikle İstanbul'u proje bombardımanına tuttular. Bunların en çarpıcısı da ortaya atıldığı günden beri adına çılgın proje denen Kanal İstanbul'dur. Aynı anadan, babadan öz kardeşler 3. Köprü, 3. Hava Alanı ve bağlantı yolları doğa yağmasının son noktaları. Yollar ve köprü yanlış geçiş sayısı ile yapıldı parasını geçmeyen halk ödüyor.

Çılgın Proje, 27.04.2011 günü seçim projeleri olarak kamuoyuna sunulmuş. Projenin konumu ve maliyetini gizli tutma çabalarına karşın, 8 Eylül 2012 tarih, 28405 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan, 2012/3573 no'lu Bakanlar Kurulu Kararı ve ekiyle proje biraz daha somutlaşmıştır. Kanalın güzergâhı net olarak belirtilmese de, topografyanın önderliğinde güzergâh tahmin edilebilir olmuştur. Ben bile haritaya bakınca Küçükçekmece'den geçeceğini tahmin edebiliyorum. Kanal İstanbul ve 3. Hava Limanı, yeni yerleşim alanları ile yeni yerleşim alanı olarak kullanılacağı Bakanlar Kurulu kararında gerekçe olarak sunulmuştur. Bakanlar Kurulu kararının eki alan, havaalanı hariç yaklaşık 30000 hektar ile İstanbul'un yerleşim alanının yaklaşık yarısına karşılık gelmektedir. Oraları da yerleşime açıldığında yine göçler milyonlarca kişi getirecek, İstanbul'un besin, su, yol problemlerini bir düşünün.

Bakanlar Kurulu'nca ilan edilen bu proje alanı ve topografyası düşünüldüğünde, Boğaz gemi trafiği riskinin bertaraf edilmesi gerekçesi ile gündeme getirilen Kanal İstanbul için 2 güzergâh öne çıkıyor. Biri Büyükçekmece-Terkos Gölleri güzergâhı, diğeri ise Küçükçekmece-Karadeniz hattı. Bu iki seçenek düşünüldüğünde Küçükçekmece öne çıkmaktadır. Bu hemen 21 senedir kurucusu olduğum iki dernek DİB (Doğa İle Barış) ve DEÇED (Doğa Emanetçileri Çevre Eğitim Derneği) ile el ele yaptığımız, Boğaz Etkinliğini aklıma getiriyor. O etkinlikte İstanbul Boğaz'ında çarpışacak iki tehlikeli yük taşıyan tankerin İstanbul'un tarihi ve kültürel değerlerine vereceği zararı düşünerek her yıl Haziranın 2. Pazar günü 1500-2000 tekne ile boğazı tanker geçişlerine kapatıyoruz. Bu etkinlik 21 senedir yapılıyordu. Şimdi Kanal İstanbul boğazı bu tehlikeden kurtaracak diye düşünülüyor.

Hatta, ÇYDD Beylikdüzü'nden sevdiğim kardeşim Nurgün Kıcır, "ben artık sizin Boğaz Etkinliğine katılmam Kanal İstanbul'u destekler gibisiniz" diyordu. Ama Kanal İstanbul'un vereceği zarar, boğazlarda geçen tehlikeli yük taşıyan tankerlerden çok daha büyük. Karadeniz ile Akdeniz tabanının kot farkı, tuzluluk oranı farkı, kil ve kumdan oluşan Trakya topraklarında kanal dibinden sızacak tuzlu suyun saten kaynakları darbe üstüne darbe yiyen yer altı sularını içilmez, bereketli Trakya toprağını verimsiz yapması hep kötü örnekler. İnşallah bu kanal projesi hayat bulmaz. Sağlıklı kalmanız dileklerimle.

Yorumlar (0)