12.04.2021, 21:35

İstemem eksik olsun

“Bir dönemi anlamak için sıradan insanların hikayesine bakmalı mutlaka. Çünkü o sıradanlık olan biten her şeyden etkilenmiş, dönemin bütün renklerini giyinip kuşanmış bir çıplaklık aslında. Üzerlerinde çeşitli kıyafetler oluyor o insanların ama her koşulda içleri görünüyor; derinlikleri, özlemleri, ayakta kalmak için feda ettikleri masumiyetleri...”
  Bir dergide okumuştum bu cümleleri. Okuduktan sonra epey düşündüm. İşte bu düşüncelerle gittim Kuruyemişçi Arif’in yanına. Bu dönemi anlamak için sıradan bir insana, Kuruyemişçi Arif’e bir soru sormak istedim. Çünkü Arif kuruyemişçiydi, sıradandı fakat devrimci bir ruhu vardı. Çok dobraydı. Lafını hiç esirgemezdi yine de bulunduğu çevrede takdir görüyordu. Selam verişi, gülüşü, işini yapış biçimiyle kendini belli ediyordu. 
Ecevit Dönemi’nde  “Başbakanlığın önüne atılan daktiloların” aslını sordum Arif’e. “Daktilo değildi yazar kasaydı.” dedi sert bir şekilde. Ardından devam etti. 
“Mesele yazar kasa atma meselesi de değil ayrıca. Ecevit Dönemi’nde millet “Başıma bir şey gelir.” diye korkmuyordu. Protesto bir haktı. Medya özgürdü, olayı verebiliyordu. O gün de ekonomi bozuktu belki ama ifade özgürlüğü hiç bu kadar tedirgin etmemişti insanları. Yani o dönemden bu döneme refah seviyesi artmadı kardeşim, ifade özgürlüğü azaldı. Bugün işsizlikten kendini yakan, intihar eden insanlar var. Televizyonda alt yazı dahi verilmiyor.”
 Dudak aralarından çıkartırken bu cümleleri Kuruyemişçi Arif, ringde öfkesini kusan bir boksör gibiydi. Nakavt etme peşindeydi düşmanını. O sırada ben, ringe beyaz bir havlu atmak yerine, yeni bir hamle yapmak istedim. Zira bu öfkeli adamı izlemeyi sevmiştim. Tam yeni bir nefes alacağı sırada, sordum sorumu. “Bildiğim kadarıyla bilgili, dürüst ve çalışkan bir adamsın neden peki yerinde sayıyorsun? Bunun dönemle ilişkisi var mı? Yoksa senin tercihin mi?”
  Kuruyemişçi Arif vakur ve kendinden emin bir ses tonuyla devam etti dönemi anlatmaya. Cryano de Bergerac’ın o meşhur tiradından esinlenmeyi de ihmal etmedi tabi ki:
“Ne yapmak gerek peki? Sağlam bir arka mı bulmalıyım? Onu mu bellemeliyim? Bir ağaç gövdesine dolanan sarmaşık gibi, önünde eğilerek efendimiz sanmak mı? Bilek gücü yerine, dolanla tırmanmak mı? İstemem! Herkesin yaptığı şeyleri mi yapmalıyım Mehmet? Sonradan görmelere övgüler mi yazmalıyım? Bir bakanın yüzünü güldürmek için biraz şaklabanlık edip, taklalar mı atmalıyım? İstemem, eksik olsun! Her sabah kahvaltıda kurbağa mı yemeli? Sabah akşam dolaşıp pabuç mu eskitmeli? Onun bunun önünde hep boyun mu eğmeli? İstemem! Eksik olsun böyle bir şöhret, eksik olsun! Ciğeri beş para etmezlere mi ‘yetenekli’ demeli? Eleştiriden mi çekinmeli? ‘Adım Esnaflar Odası’nda geçse’ diye mi sayıklamalı? İstemem! İstemem, eksik olsun! Korkmak, tükenmek, bitmek? Şiir yazacak yerde eşe dosta gitmek. Dilekçeler yazarak içini ortaya dökmek? İstemem, eksik olsun! İstemem, eksik olsun! Ama şarkı söylemek, düşlemek, gülmek, yürümek? Tek başına, özgür olmak! Dünyaya kendi gözlerinle bakmak. Sesini çınlatmak, aklına esince şapkanı yan yatırmak. Bir hiç uğruna kılıcına ya da kalemine sarılmak; ne ün peşinde olmak, para pul düşünmek; isteyince Ay’a bile gidebilmek? Başarıyı alnının teriyle elde edebilmek? Demek istediğim, asalak bir sarmaşık olma sakın. Varsın boyun olmasın bir söğüdünki kadar. Yaprakların bulutlara erişmezse bir zararın mı var?” 
  Bir dönemi anlamak için gittim Kuruyemişçi Arif’in yanına. Anlamış kadar oldum. Çıkarken beyaz leblebi de aldım. Size de tavsiye ederim. 

UMUT!
Hayat bir yanıyla güzeldir. Galiba o güzel yanlarından birine denk geldim. “Kaybolmasın” diye yazmak istedim. 
Diyarbakır’da üç genç fidan... 
Fidanlardan biri Nehir Toklu; Harvard Üniversitesi’nde Uluslarası İlişkiler ve Matematik Bölümlerine; diğeri Ezgi Ekinci, Harvard Üniversitesi’nde Biyomühendislik Bölümüne; öteki Metin Barut, Brown Üniversitesi Bilgisayar Bilimi bölümüne tam burslu olarak kabul edildi. Covid-19 salgının sokaklarda kol gezdiği, ekonomik sıkıntıların zirveye çıktığı, gülen gözlerimizin azaldığı şu dönemde, bu başarılarıyla yüzümüzde bir tebessüme vesile oldu bu arkadaşlar! 
Tabi ki bu haberi okuduğumda aklıma Nazım Hikmet geldi. 
Çünkü boşuna dememişti mavi gözlü dev;

“İşler atam reaktörleri işler.
Yapma aylar doğar güneş doğarken.
Ve güneş doğarken hiç umut yok mu?
Umut, umut, umut...
Umut, İnsanda!” 

HAFTANIN BULMACASI?

  Sovyet Rusya’ya gitmek isteyip istemediği sorulunca “Rusya’ya gitmeyi çok isterim her ne kadar p.ç kuruları ailemin yarısını katletmiş olsalar da” diye cevap veren, Çin’e gittiğinde karşılaştığı İngiliz öğrencilere “Burada fazla kalacaksanız, dikkatli olun da gözleriniz çekikleşmesin” diyerek öğüt veren, Avustralya’da mülakat verdiği bir gazeteciye Aborijinler için, “Siz hâlâ birbirinize mızrak atıyor musunuz?” diyerek takılan, “Bir erkek karısına arabasının kapısını açıyorsa ya araba yenidir ya da kadın.” diye espri yapan şahsiyet kimdir?

Yorumlar (3)
Aydoğan Daylover 4 hafta önce
Merhum Edinburgh Dükü Prens Philip Mountbatten
Birtercüman 4 hafta önce
Kuruyemişçi Arif gerçek bir kişilikse bir kuruyemişçi için fazla edebi, hayali bir karakterse güzel çözümleme
Cansu Rıdvan 4 hafta önce
Mükemmel yazı, harika çözümleme gerçekten