03.07.2020, 06:19

John Bolton neden Erdoğan'ı sevmiyor?

ABD Başkanı Donald Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanlığını yapan John Bolton’un günlerdir beklenen kitabı sonunda yayımlandı. Beyaz Saray, devletin gizli bilgilerini paylaşıyor diye kitabın yayınlanmasına engel olmaya çalıştı, kitap büyük ihtimalle kısmen revize edildi ana yine de yeterli olmadı. En sonunda konu mahkemeye gitti ve ilginç bir karar verildi: kitap yayımlanabilir ama devletin güvenliğini ilgilendiren bazı bilgiler de mevcut olabilir. Yani hem Trump iddiasında haklı çıktı hem de Bolton kitabını yayımlayarak amacına ulaşmış oldu.

Kitap Çin, Ukrayna, Suriye, Kuzey Kore, İran, NATO, Venezuela başta olmak üzere Amerika’yı yakından ilgilendiren bir çok konuya dair akın tarihten anekdotlar sunuyor. Kitaptan anladığımız kadarıyla Bolton aslında Trump göreve geleli beri gayri resmi danışmanlık yapıyormuş, özellikle İran konusunda karar alma mekanizmasını da ciddi şekilde etkilemiş. Suriye konusunda Trump’tan çok farklı düşünüyor; Venezuela konusunda Bolton neredeyse her şeyi tek başına yapmış gibi bir hava oluşmuştu ama anlaşılan o ki Trump manevra alanını daraltmadan Bolton ve ekibine ‘deneyin’ demiş.

Bolton’un yaklaşımına göre Kuzey Kore konusunda Trump aslında çok naif davranmış, kısmen satır aralarında Kim Jong Un’un Amerikan diplomasisi ve Trump ile nasıl oynadığının ve oyaladığının ipuçlarını vermiş. İran konusunda Trump’ı sert olmaya ikna eden Bolton; aynı etkiyi Kuzey Kore ve Suriye konusunda başaramamış.

Venezuela konusunda aslında Trump, hiçbir zaman tam olarak kendisini geçici başkan ilan eden Juan Guiado'ya güvenmemiş, hatta kendisini çocuk olarak görmüş. Aynı şekilde Trump’ın Fransa lideri Emmanuel Macron ve Kanada lideri Justin Trudeau’yu da kısmen çocuk gördüğü ve çok ciddiye almadığı kitapta satır aralarında ifade edilmiş.

Elbette kitapta çok detay var, fakat bu detayların ötesinde kitabı değerlendirmek gerekir. Öncelikle kitabın yayımlanması beklenildiği gibi Amerika gündeminde uzun süre kalıcı olmadı. Bazı konular tartışılsa da hem protestocuların heykel yıkmaya devam etmesi hem de ABD’nin güney eyaletlerinde salgının ikinci dalgasının kendisini göstermesi kitabı gündemden düşürdü. Ayrıca kitap beklenildiği gibi Trump’ın yeniden azline yol açacak ya da o konuda kamuoyunu yönlendirecek bir etki de yapmadı. İlginç bir şekilde kitabı okuyunca işte gerçekten Trump liderliği bu diyor insan.

Kitap, Amerika’da karar alma mekanizmasında yaşanan kurumsal eksiklik, kişisel etkiler ve karmaşayı güzelce özetlemiş. Hangi konuda başkan Trump’ı kimin nasıl etkilediği konusu aslında belli değil. Kurumlardan gelen değerlendirme ve raporlar etkili gibi gözükse de ana stratejiyi kimin belirlediği net değilmiş. Bir de buna Trump’ın sık sık karar değiştirdiği de eklenince karmaşayı siz duşunun. Yani Amerika’daki kurumsal yapılar Trump ile beraber dönüşüyor; bunun ne kadarı pozitif ne kadarı negatife bunu ancak zaman gösterecek.

Bolton net bir şekilde Erdoğan-Trump ilişkisinin Türk-Amerikan ilişkilerinde ne kadar belirleyici olduğunu net biçimde ifade ediyor. Bolton, Erdoğan’i hiç sevmemiş hatta neredeyse ona hiç ısınamamış bile. Bu yaklaşım hala dünyaya soğuk savaş mantığıyla bakıp Amerika en üsttedir ve herkes onu dinlemelidir zihinsel yaklaşımının net bir yansıması aslında. İşin gerçeği, Bolton’ın gitmesiyle Trump soğuk savaş mantığını karar mekanizmasından uzaklaştırmış oldu.

Bolton kitabında Papaz Brunson kriziyle alakalı ilginç bilgiler paylaşmış. Hatırlayanlar bilir bu kriz Türk-Amerikan ilişkilerinde yaşanan kısa fakat sert ve net bir krizdi. iç seçim kaygısıyla Trump’ın temel amacı Brunson’u geri getirmekti ve bu çerçevede gerekirse Türkiye ekonomisine zarar vermek konusunda hiç çekinmeden adımlar attı. Sonunda kriz tatlıya bağlandı ama kriz sürecinde ABD bir ara Türkiye’nin Washington büyükelçisini persona non grata yani istenmeyen adam ilan etmeyi bile ciddi ciddi düşünmüş. Sonradan vazgeçilmiş ama muhtemelen bu şekilde bir adım atsalardı Türkiye’de benzer bir adım atar ve kriz daha da derinleşirdi. Ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hem kamuoyunda hem de ikili toplantılarda ABD’ye aynı şeyleri söylediği, ilettiği ve ısrar ettiği kitaptan çıkan önemli bir nokta. Bu açıdan Türkiye için bilinmeyen yeni bir şey yok diyebiliriz, fakat ABD tarafının bunu nasıl gördüğü, değerlendirdiği ve okuduğuyla alakalı detayları görmek isteyenler kitaba başvurabilirler.

Kitap ne işe yaradı derseniz, aslında kitap en büyük zararı Venezuela muhalefetine verdi. Bolton, tek başına oluşturduğu ve Maduro’yu indirmek için dizayn ettiği bütün siyaseti neredeyse yazdığı kitapla yerle bir etti ve yıktı. ABD kesinlikle bir askeri operasyon istemiyordu ve asıl amaç orduyu bölüp Maduro'ya çıkış vermekti. ABD bunu iyi bir planla yönetemedi. Bolton detaylıca yazmış. Fakat kitap çıkar çıkmaz Trump’ın aslında Maduro ile görüşüp sorunu çözmeye istekli olduğu ve Guiado’yu zayıf gördüğü ortaya çıkınca; Maduro hemen Trump ile görüşmeye hazır olduğunu ilan etti. Bolton bu kitabıyla Venezuela konusunda Lima Grubu ve Kolombiya’nın Venezuela politikasının başarısız olduğunu ilan etmiş oldu; Trump-Maduro ikilisinin görüşebilme ihtimali konuşulur oldu.

Gelecekle alakalı kitaptan anladığım şu; Türkiye kendi çıkarları çerçevesinde dünyanın en güçlü ülkesini bile devre dışı bırakarak iş yapabiliyor ve bunda başarılı oluyor. Artık Türk-Amerikan ilişkileri çok değişti ve belki de hiç bir zaman Bolton’un istediği ve hayal ettiği gibi hiyerarşik bir ilişki olmayacak. Venezuela konusunda ortaya çıkan gerçek ise Türkiye’ye bir şey ifade etmeli. Trump, Maduro konusunda hala çıkış arıyor ve Türkiye devreye halen girebilir ve çözüm konusunda arabulucu olabilir. Basarisiz olsa bile bu durum Türkiye’nin küresel aktörlüğünü pekiştirir.

Yorumlar (0)