06.01.2021, 05:51

Kadına seçilme kotası!

Bulaşığı, çamaşırı, yemeği ve ütüsü yok!

Tek başına sokağa çıksa “aranıyor” diyecek olan yok!

Karnında taşıdığı bebeği yok!

Şort giyse tekmeleyecek kimse yok!

Sakız çiğnese karışan yok!


 

Ki olamazdı da!

Çünkü biz erkektik.


 

Peki sorun sadece erkekte miydi?

Yoksa “hamile kadın sokağa çıkamaz, kadınlar evde otursa bu ülkede işsizlik azalır ve en son CHP'nin oy almak için bazı yerlerde birkaç başörtülü kişiyi vitrin mankeni gibi kullanıyor.” denilerek kadını ikinci sınıf insan konumuna sokan siyasette mi?


 

Bence siyasetteydi!

Çünkü siyasetin toplumlar üzerinde etkisi asla göz ardı edilemez. Yani siyasetin tanımadığı yada özgürlüğünü kısıtladığı kadına toplumun saygı duymasını beklemek hata olurdu.

Kaldı ki bu ülkenin en büyük vitrin değişikliği bugünün din temelli siyaset yapan iktidar tarafından yapılmıştı. Çünkü yüzde 99’u müslüman olan bir toplumu dinen sömürmek en akılcı yoldu ve bu yolun ilk adımı farklı cemaat yapılanmalarının siyasi sembolü haline gelen baş örtme seçenekleri ile üniversiteye girmeye çalışmaları ve siyasetin bunu malzeme yapmasıyla başlamıştı. Devamında Kabataş’ta benim başı örtülü bacıma saldırıldı yalanı ve bugün o aynı bacılarını vitrin mankenine benzetmek.


 

Neden kadın hakları?

Yada kadına hak ve özgürlük vermek siyasetin yada erkeklerin tekelinde miydi?

Elbette değildi.

Çünkü Gazi Mustafa Kemal Atatürk, kadınlarımızın her alanda ileri bir seviyede olmasını arzu ederek bütün dünya ülkelerinden önce 5 Aralık 1934 tarihinde Türk Kadınına "Seçme ve Seçilme Hakkı" vermişken aradan geçen 87 yıla rağmen hala bu ülkede siyasetçilerin ve toplumun kadının var olan haklarının konuşuyor ve savunuyor olması traji komik bir durumdu.


 

Peki dövülen, tekmelenen, öldürülen kısacası şiddetin her türlüsüne maruz kalan kadınlara siyaset ne kadar eşitti?

Onuda hemen şöyle izah edeyim.

Mesela; Genel Başkanı kadın olan İyi Parti’nin 122 belediye başkanı adayından sadece dördünün kadın adaydan oluştuğunu düşünürsek.

Yada kadına seçme ve seçilme hakkı veren CHP’nin kadını yüzde 33 kota ile sınırlaması ve 785 belediye başkan adayı içinde sadece 39 kadını aday gösterirken.

Veya 18 yıldır iktidarda olan AKP hükümetinin kadın aday oranının yüzde 2,1 ile sınırlaması bu ülkede kadına verilen değerin bir yansımasıydı aslında.

Kaldı ki siyaset daha kendi içinde kadın ve erkek eşitliğini sağlayamazken kadının hak ve özgürlükleri için vereceği hiç bir mücadele gerçekçi olamaz.

Bu durumda yapılması gereken tek şey vardı. O da bu sorunu çözecek olanın siyaset, sivil toplum kuruluşları yada erkek çoğunluğun olduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi değil kadının kendisi olmalıdır.



 

Yorumlar (0)