Kaliteniz olmazsa geleceğiniz olmaz

İstanbul Sanayici ve İş İnsanları Dernekleri Federasyonu (İSİFED) Genel Başkanı Muammer Ömeroğlu, sanayicinin en büyük itibarının ürettiği ürün olduğunu söyledi. "Sürekli olarak aynı kalitede üretmeye devam etmelisiniz" diyen Ömeroğlu,...

10 Ekim 2019, 06:46 Barış Kış
Kaliteniz olmazsa geleceğiniz olmaz

İstanbul Sanayici ve İş İnsanları Dernekleri Federasyonu (İSİFED) Genel Başkanı Muammer Ömeroğlu, sanayicinin en büyük itibarının ürettiği ürün olduğunu söyledi. "Sürekli olarak aynı kalitede üretmeye devam etmelisiniz" diyen Ömeroğlu, kriz döneminde fiyat artırmanında büyük bir yanlış olduğunu belirtti. Ömeroğlu, "Sanayide kalite yoksa geleceğiniz olmaz" dedi

İSİFED Genel Başkanı Muammer Ömeroğlu Damga'ya konuştu. Sanayicilerin sorunlarını ve bu sorunların nasıl çözüleceğini tek tek sıralayan Ömeroğlu, hükümetin üreticiyle daha fazla diyalog halinde olması gerektiğini belirtti. Siyaetçilerin seçimden önce verdiği sözleri, seçimden sonra rafa kaldırdığını ifade eden Ömeroğlu, özellikle e-haciz uygulamasının sanayicinin son derece canını yaktığını dile getirdi.

Sevgili Muammer Ömeroğlu bize kısaca kendinizden bahseder misiniz?
1968 Trabzon doğumluyum. ilkokul, ortaokul ve liseyi burada okudum, yüksekokul terk. 1984'ten beri Star Oyun Aletleri'nin başındayım. Aynı zamanda 1977 yılında kurulmuş bir aile şirketidir. 1999 senesinden sonra da Sanayici dernekleri ile beraber, derneklerde yönetici olarak görev almaya başladım. İlk önce Esenyurt Sanayici İş İnsanları Derneği'nin başkanlığını yaptm. Şimdi de son 4 yıldır İstanbul Sanayici ve İş İnsanları Dernekleri Federasyonu'nun genel başkanlığını yapıyorum. Yaklaşık 1-1.5 yıllık bir görevim var, sonrasında başka bir arkadaşımıza görevimi devredeceğim.

İstanbul Sanayici ve İş İnsanları Dernekleri Federasyonu'nun faaliyetlerinden söz eder misiniz?
İSİFED genel itibariyle üyeleri içerisinde bulunan 7 tane dernek var. Bunlar; TÜSİAD, Esenyurt, Küçükçekmece, TOSİAD, SANDER, BEYSİAD gibi. Bin 800 üyemiz var. Derneklerimizdeki üye insanlarının, iş insanlarının yerel problemleri ile daha çok ilgileniyoruz. Sanayici iş insanları üye olabiliyor. Yerel belediyelerle veya ulaşamadıkları devlet daireleriyle ilgili sorunlarıyla ilgilenip, çözüme kavuşturuyoruz. Bu gibi şeyler dernekler ve federasyon aracılığıyla çok daha hızlı çözülebiliyor. Federasyonun çok daha hızlı, olması yurt dışı dahil yaşanan problemleri ortadan kaldırmada etkili oluyor. Üyelerimizin en kolay çözdüğümüz sorunları yurt dışı sorunları oluyor. Genel olarak yurt dışından her ülke ile direkt bağlantıya girebiliyoruz. Hem Türkiye'nin Büyükelçisi, hem de gidilecek olan ülkelerin Büyükelçilikleriyle anında ilişki sağlayıp, oradaki problemleri gerekirse mahkemelere kadar ulaşabilip sorunu ortadan kaldırıyoruz.


40 yıllık bir sanayici olarak, sanayicilik nedir diye sorsam ne dersiniz?
Sanayicilik demek vatansever olmak demektir. Vatanınızı semiyorsanız sanayiclik yapamazsınız. Sanayicinin ailesiyle ve arkadaşlarıyla ilişkileri kopuk olur, çünkü zaman ayıramaz. Sadece işine odaklanmak zorundadır. Bizler sosyal çevreyi sadece kendi içimizde oluşturabiliriz. Çocuklarımız ve ailemizle işimizden dolayı bunu yakalayamayabiliyoruz. Ancak gerçekten emin olun vatansever bir kimliğiniz varsa bu işi yapabilirsiniz, bunun dışında asla bu iş yapılmaz. Çok zor, hem hayatınızdan hem sağlığınızda veriyorsunuz, hem de çevrenize karşı sanayicilik kimliğiniz dışında bir de itici bir kimliğiniz oluşuyor. Çünkü gerek çalışanınız gerekse çevreniz sizi sevmeyebiliyor. Bulunduğunuz konumdan ötürü bunları yaşamanız gerekebiliyor. Burada bir mal varlık sahibi bile olmanız rahatsız edici sebeplere yol açabiliyor, bir şeylerin sahibinin sanki sizin olduğunuzu zannedebiliyorlar. Yani bir fabrikanın sahibinin benim olduğunu düşünüyorlar. Oysa aslına bakarsanız ben değilim. Nasıl değilim; çünkü burada en fazla yıpranan, en az keyif süren benim. Ailem daha fazla keyfini sürebilir, iş yerinde çalışanlar emin olun benden daha keyiflidir. Çünkü onların, burada çalıştıkları sürece kaygıları olmuyor, fakat benim gibiler her gün işyerine geldiğinde kaygı yaşıyor, acaba bugün başımıza ne gibi şeyler gelebilir diye. Ekonomiyi takip edip gün içinde neler yaşanacağının takibini de bir bakıma yapmak zorunda kalabiliyoruz. Bu tip şeyleri gece uyuyana kadar düşünüyorunuz. Uyuduğumuz vakit düşünceler duruyor, yeniden uyandığımızda yeniden tüm problemlerle yaşamaya başlıyoruz.


rkiye, İstanbul sizce sanayide nerede, hangi noktada?
Şöyle söyleyeyim, bir kere İstanbul'da sanayicilik yapmak büyük keyif veren bir şey. Zor da olsa, hem Türkiye'de hem de İstanbul'da sanayicilik uapmak keyiflendirici diyebilirm. Güç tarafları olsa da, artı tarafları da var. Mesela Türkiye sanayi üretiminde ihracatın en fazla olduğu bölgedir. Avusturya, Güney Kore, Güney Afrika arasındaki bir üçgen. Bizim Türkiye'nin toplam sanayi ihracatı 120 milyar dolar. 180 milyar dolar, fakat geriye kalanı tarımsal ve gıda ürünleri. Bugün Rusya dahil 120 milyar dolara ulaşabilen hiçbir ülke yok. Bunun çerçevesini çizmiş olduğum bölge dünyanın yaklaşık yarısına yakını, yüzde 40'ı. Bu bölgenin sanayi ürtimindeki en büyük ülkesiyiz. Dolayısıyla İstanbul Türkiye'nin en büyüğü bu konuda. Türkiye sanayi üretiminin yüzde 45'i İstanbul'da yapılır. İstanbul çok küçük bir alan belki ama, tek başına bulunduğu konum itibariyle, insanların zaman içerisinde İstanbul'da oturması, Avrupa'ya yakınlığı ile bu büyüklüğe ulaşmıştır. Ne kadar pahalı bir şehir olsa da en ideal şehirdir.


Anadolu'da sanyici olmanın, İstanbul'da sanayici olmaktan farkı var mı?
Anadolu'da bulunduğunuz ile göre değişir tabi bu. Bulunduğunuz bölgeye göre bir gıda ürünü üretiyorsunuzdur, dolayısıyla orası sizin için avantajlı olabilir. Ancak bir çok üründen bileşeni olan bir ürün üretiyorsanız, bunun mutlaka İstanbul'da olması gerekir veya İstanbul'a çok yakın olması gerekiyor. Anadolu'da tek düze ürünler üretiliebilir. Örneğin yağ, çorap, bir makina üretirsiniz, çok fazla bileşeni olmayan şeyler olabilir ancak. Anadolu'da rahat üretim gerçekleşir çünkü maliyet, işçilik açısından düşük, vergisel açıdan avantajları olur. İstanbul kadar stresiniz de olmaz tabi bunu da eklemek gerek. Keşke Anadolu'da yapabilecek işlerimi olsa ama bugün İstanbul'da olmak zorundayız. Şuan İstanbul'daki sanayicilerin yüzde 99'unun Anadolu'ya gitmesi mümkün değil.


Sanayide işçi sıkıntısı var mı, mavi yakalı beyaz yakalı gibi sorunlar gözlemliyor musunuz?
İstanbul'da mavi yakalı sıkıntısı oldukça yüksek. Şuan da işsizlikle ilgili temel sorunlar da var, fakat işsizlik genellikle beyaz yakalılarda. Çünkü Türkiye üniversite doldu. Üniversitede her okuyan çocuk artık masa başı iş arıyor. Dolayısıyla mavi yakalı olarak çalışmak istemiyorlar. Türkiye'deki sanayi henüz Avrupa'daki gibi gibi bir teknolojiyi yakalamış durumda değil. Bu yüzden mavi yakalıya fazlaca ihtiyacımız var. Şuan ki kriz ortamıda dahil, özellikle ara eleman dediğimiz elemanı asla bulamıyorsunuz, ancak beyaz yakalı dediğiniz zaman dört bir yanınız kaynıyor. Kriz olmasına rağmen eleman bulmada zorluklar yaşıyoruz. Kısacası personel bulmak konusunda güçlük çekiyoruz. Esenyurt bir sürü fabrika personel alınacaktır ilanlarıyla dolu. Buna ara eleman veya usta demiyor, personel diye yazıyor. Şuan durum bu yani.


Sanayicilk sektöründe itibar nasıl oluşur ve nasıl kaybedilmez?
En önemlisi ürettiğiniz ürünü sürekli olarak aynı kalitede üretmeye devam etmelisiniz. Bir müşteri sizi arayıp bir ürünü alıyorsa hep aynı kalitede veya ivmeyi yukarı doğru kaldırmış, kaliteye devam eden bir firmaysanız mutlaka aranılan bir sanayici oluyorsunuz ve asla fiyat kırmak gibi bir probleminiz olmaz. Çünkü aranılan bir firma halindesiniz. Kalite birinci derecede önem teşkil eden bir şey bu anlamda. Şirket olarak tutumunuz hep aynı şeklide devam etmelidir. Sisteminizi pek bozmamanız gerekiyor. Kriz döneminde birden fiyatları uçurmak gibi bir sistem edinmektense, mantıklı bir sisteminiz olmalıdır. Fiyatsal olarakta bir sisteme sahip olmanız gerekiyor. Sanayide kalite yoksa geleceğiniz olmaz. Ardından her açıdan sistemli ilerlemek geliyor.


Sektörü ayakta tutmak için neler yapılmalıdır? Mesela küçük sanayici nasıl durur, büyük sanayici, küçük sanayici kimdir?
Mesela kriz dönemlerinde, büyük sanayiciler kendilerini korurlar. Orta ölçekteki sanayiciler bir nebze korur, fakat küçük sanayici kendini koruması neredeyse imkansızdır. Dolayısıyla biz her zaman küçük sanayicinin korunmasını isteriz. Orta ölçekli dediğiniz zaman, 50-100 çalışanı olan yerler mutlaka bir sistemleri vardır, kendilerini koruyabilirler. Zaten büyük sanayiciler kendilerini derhal korurlar az önce de dediğim gibi. Fakat iş küçük sanayiciye geldiğinde mesele değişiyor. Onlar koruyamazlar. Devletin krizden sonra büyük destekleri oldu. Bence bu çok doğru bir hareket oldu. Herkes bir faiz batağının içerisindeyken, özellikle küçük sanayici için büyük bir rahatlama meydana geldi. Küçük sanayiciyi korumadığınız müddetçe, ülkenin kalkınması da söz konusu olamaz zaten. Çünkü gelecekteki büyük olan adamlar, bugün gördüğümüz küçüklerdir. Bizim üyelerimiz arasında küçük sanayicilerimiz de var, Türkiye'nin ilk 500'ünde yer alan sanayici üyelerimiz olduğu gibi, orta ölçekli ve küçük ölçekli sanayicilerimiz var. Çok sık bir araya geliriz. Bizim ulaşamadığımız noktalara onların ulaşması hiç mümkün değil. Birçok bilgiyi bizden alırlar. Geleceğe yönelik olsun, kendi gelişimlerine yönelik olsun, sistemlerini kurmaları açısından olsun, biz büyük sanayiciler onlar için bir danışma alanıyız.


Sanayiciler arasında birlik ve beraberlik var öyleyse, sıkıntıları beraber aşmak için sık bir araya geldiğinizi ifade ettiniz. Bunun sektör için önemi nedir?
Bu önemli bir şeydir. Yol alabilmek için, büyümek için şarttır. Birlik ve beraberlik var. Derneklerin amacı da budur zaten. Bir kültürel birlik yakalayabilmek, sosyalleşebilmek önemlidir. Küçük sanayicilerin büyük sanayicilerden alacağı eğitimler çok önemlidir. Az önce de anlattığım gibi, gelecekte neler olacak, işler nasıl olacak gibi kaygılar ve sorularımız, personel ile ilgili olan, oluşabilecek soruları bize soruyorlar. Bizler bu aşamaya çok yaralar alarak geldiğimiz için tecrübelerimiz var. Onlar bu yaraları görmesinler diye elimizden geleni yapıyoruz. Zannediyorum Türkiye çok ayrı bir evreden geçiyor. Tahminimce bir daha bu ülke bu kadar yara almaz. Dolayısıyla şuanda küçük sanayicilerinde bu manada bizlerden aldıkları şeyler onları ayakta tuttu. En azından çevremizde olanları ayakta tuttu. Bizim kendilerine verdiğimiz desteklerle bundan sonra daha da ileriye doğru gidebilirler. Bir başlarına bir şey yapmaları mümkün değil, yalnız kalıp moral bozukluğu yaşıyorlar. En fazla yatırım yapmaktan çekiniyorlar. Birliktelik rahatlama getirir. Desteklenmek, fikir alış verişleri daima iyidir, doğru yerde doğru zamanda doğru insanlarla olmak, hele ki günümüz Türkiye şartlarında oldukça önemli gördüğümüz bir şeydir.


Sizi özel bir dönemin, bir kuşağın sanayicisi olarak görüyorum. Sanayiciliğin önünü açan siyasi liderler var mıydı? Turgut Özal size neyi çağrıştırıyor? Özal döneminin sanayiciliğe etkisi olmuş muydu? Önümüzdeki dönemlerde sanayiciliğe ışık tutan bir iktidar veya siyasetçi görüyor musunuz?
Rahmetli Turgut Özal ufku çok ama çok geniş bir insandı. Bunu herkes biliyor zaten. Ancak Mustafa Kemal Atatürk'ten sonra baktığınız zaman Özal dönemine kadar aynı ufukta olan başka bir lider hiç gelmemiş. Çok uzun bir süreç bu. Turgut Özal'ı da heralde ufkundan dolayı olsa gerek yaşatmadılar. Dikkat ederseniz Turgut Özal geldiğinde Türkiye'de 3-5 tane sanayici vardı, onun dışında sanayicilik diye bir olay yoktu. Çok küçük imalarlar vardı fakat onların sayısıda çok azdı. Özal Türkiye'de sanayici üretti, bizde onlardan birisiyiz. Benim ailem 1977'de başladı, ama 80 ihtilalinden dolayı iflas etti. Bütün her yer durunca devam etmek mümkün değildi. Alacaklarımızı alamadığımız için iflasımız gelişti. 1984 yılında tekrar başladık. Turgut Özal'ın bize vermiş olduğu özgüvenle başlamış olduk. O günden bugüne Türkiye'de ve dünyada büyük ivme yakaladık ve sektörde neredeyse öncüyüz. Sanayi Bakanımızın sanayici kimliği olması bence doğru bir seçim. Sanaciyi olan bakan yardımcılarımız var. Bunlar Türkiye için şuanda bulunmaz insanlar. İnşallah devam ettirirler. Sanayi Bakanlığına bir ithalatçının veya sanayicilikten uzak bir kimliğin konması gibi bir şeyi düşünemiyoruz. Milli Eğitim Bakalığına bir eğitimci konuldu, bunlar önemli şeyler, gelişmeler. Bilmeyen birinin buralarda olması doğru bir şey değil zaten. Hiçbir şey bilmeyen bir milltvekilinin ne bana ne de ülkeye bir faydası olamaz. Keşke bu zamana kadar sanayici olan bir Sanayi Bakanımız olsaydı, neden olmadığını bilemiyorum.


Sektörünüzde personelin yeri de çok önemli olmalı. Kemik personel, ustabaşı, çırak, mühendis... Uzun ömürlü personelin sanayiye katkısı ve etkisi nedir?
Markalaşmak istiyorsanız çok sık personel değiştirmemelisiniz. Ama iyi, ama kötü personel. Bir sanayici en son değiştireceği şeyin personel olduğunu kesinlikle bilmelidir. Biz 42 yıllık bir firmayız, 1984 yılında başladığımızda yanımızda olanlardan şimdi bizim yöneticilerimiz olanlar var. Emekli olmalarına rağmen halen çalışıyorlar. Bir firma marka olmuşsa, mutlaka çalışanına yatırım yapmıştır. En ufak bir durumda personelinizi değiştiriyorsanız, personelinize yatırım yapmıyorsanız ne marka olabilirsiniz, ne de bir yere varabilirsiniz. Kaliteli ürün üretemezsiniz, adınızı duyuramazsınız ve iyi temsil edilemezsiniz. Biz personelimize güeniyoruz. Yurt dışına bile çıkarken personelimize güvenerek gidiyoruz. Birkaç yıllık personelle burayı yönetemezsiniz. Aidiyet duygusu olması lazım. Aidiyet duygusunu bir personel 5 senede yakalıyor. İnsana yatırım şart. Yapamıyorsanız sanayici olmayı hiç düşlemeyin bile.


Sanayicilere karşı olumsuz bir algı var
Sanayicilerin e- haciz sıkıntıları halen sürüyor mu?
Bir dönem oldukça hızlı -e hacizler yaşanıyordu. Bankalar hiç haber vermeden -e hacizi yapıyordu. Zaten piyasalarda bir kriz var. Maliye şuna bakmıyor; ben haciz yapıyorum, neye istinaden yapıyorum? Bir şeyden ötürü borcu var, mahkemelik olmuş fakat genel olarak hiçbir borcu yok onun dışında. Her şeyi tertemiz ama borcu var. Bu noktada demiyor ki bu firma 10 yıllık, 20 yıllık, 30 yıllık bir firmadır. Bir problem gelişmiş olabilir. Çağırıp durum hakkında bilgi edinmek yerine, bu kötü uygulamayı gerçekleştiriyor. Sonra da tüm bankalar kredi desteğini keserek o firmanın batmasına sebep olmuş oluyor. Bu konuda maliyenin çok daha duyarlı ve dikkatli olması gerekir. Sanayicilik yapmayan insanların, ülkeyi yönetenler arasında maliye olsun veya milletvekilleri arasında olsun sanayici yok. İlk defa yeni dönemde görebiliyoruz. Bize dışardan bakıldığında çok büyük paralar kazandığımızı zannedip, sorunlarımız çözmek konusunda hiçbir şey yapılmadı. Mesela ben 17 yıldır burda, bu alandayım. 17 yıldır aynı metrekare alandayım, bir türlü büyüyemiyorum. Bu kadar para kazanıyorsam yerimi neden büyütmedim mesela. Enflasyonist dönemdeyken kazanıyorduk, fakat bu dönem bittikten sonra sanayicilerin kar oranları da düştü. Eskiden yüzde 30 kar elde edebilirken, şuan da yüzde 3'e düştü bu rakam. Bu yüzde 3'ü, 5'i de hesaplayabilmek için bayağı bir hesap uzmanı olmak lazım. Hem üretim yapacaksınız hem hesap uzmanı olacaksınız. Dolayısıyla bu kadar küçük rakamlarla zaten büyüyemezsiniz. Büyümeyince teknolojinizide büyütemiyorsunuz. Avrupalı, Çinli bizden hızlı büyüyor. Büyüyemezsem benim bu ülkeye katacağım fayda kalmamış oluyor. Sanayiciye kesilen cezalar çok ağır. En basit bir şeyde büyük rakamlarla cezalar kesilebiliyor. Bu durumlarla ilgili düzelmeye gidilmesi lazım. Küçücük bir imalathaneye gelip 10 kişinin çalıştığı bir yere 120 bin lira ceza kesiyorlar. 120 bin lirayı o adam senelerce kazanamaz, ödemesi de yıllarca sürer. Bu gibi durular yaşatmaktansa, sanayicinin yanında durmalı, iyileştirme yapılmalıdır. Bu cezayı kesen kişi de ne yaptığını bilmiyor, kanun diyor yazıyor. Ondan sonra da bekleyinki sanayici üretim yapsın. Ülkeye faydası olmaz, büyüyemez ve yok olur gider. Bizim diğer insanlardan farkımız yok, firmalarımızın içinde hamallık yapıyoruz. Sabahları işçiden önce geliyor, akşamları işçiden sonra çıkıyoruz. Uzaktan bize bir şatonun içerisindeymişiz bakmaları yanlış bir algıdır. Tek farkımız belki arabamız ve evimiz biraz daha iyidir. Yemek yiyeceksek çalıştırdığımız işçiden iyi yemek yemiyorum. Günlük yaşanan rutin stres yemek yememize bile çoğu kez mani oluyor. Çalışanın sattığı üründen fazlasını firma sahibi satar, bıraktığı an satamaz ürünü. Mecburen bizler ölene kadar işimizin başında olmalıyız. Bayramlar dışında tatil yaptığımız olmaz. Sanayinin başında daima olmamız gerekiyor. Bunları yöneticilerin görmesi gerekiyor. Bu yüzden birtakım algıların değişmesi gerekiyor. Sizleri tenzih ederim ama, basın çalışanlarının bizlere bakış açısı bile çok ağır. Hakkımızda bir şeyler yazarken düşünmeden yazıyorlar. Adamın hayatına bakmadan, oralara kolay gelmişçesine yazıp çiziyorlar. İnsanlar buralara, bugünlere inanın hiç de kolay gelmiyor. Hayatlarından neler gidiyor, neler yaşıyorlar kimse düşünmüyor. Dolayısıyla bu bakış açısı yanlıştır. Yöneticilerin bunları düşünmesi lazım. İyileştirme politikalı oluşturmaları lazım. Bizleri de iyileştirsinler, bilinçlendirsinler. Firma olarak kendi kendime emeğimle bugüne geldim. Bu sektörde dünya lideriyim, birinciyim. Buna rağmen eksiklerim olmuş olabilir. Eksiklerimizi de kafamıza vurarak değil, yavaş yavaş gösterilmesi gerekiyor. Devletimizin bu noktada devreye girmesi gerekiyor.


Seçimden sonra verilen sözler rafa kaldırılıyor
Ülkemizde siyaset ve sanayici doğru noktada birlikte yürüyebiliyor mu, hükümetimizin sanayiciyi desteklediğini düşünüyor musunuz?
Siyasetçinin ve sanayicinin aynı doğrultuda yürümesi çok kolay değildir. Baktığınız zaman siyasetçilerin arasından kaç tane sanayici görebiliyorsunuz. Dolayısıyla bizim ne çektiğimizi, bu işe nasıl emek harcayıp, yaptığımızı bilmeleri mümkün değil. Dolayısıyla birlikte yürümemiz kolay olamıyor. Zaman zaman bir araya geliyoruz, derdimizi dile getiriyoruz. O an anladıklarını ifade ediyorlar ancak daha sonra özellikle seçimden onra konuşulanlar malesef rafta kalıyor, unutuluyor. Bunu parti gözetmeksizin söylüyorum. Telefonunuza çıkacak bir milletvekilini bulmak mümkün olmuyor. Yani herhangi bir probleminiz varsa, hiçbir şekilde yardımcı olmuyorlar. Bizler genellikle siyasetçilerden uzak durmayı tercih ediyoruz. Bize bir fayda sağlamayacaklarını düşünüyoruz. Kendi işlerini doğru yapmaları bizim için yeterlidir.


Bundan sonra kriz olmaz
1980 darbesi dahil Türkiye'de bütün yaşanmış kötü hatıralarımız olan dönemleri gördüm. Belki o zamanlar yaşça küçüktüm ama, 80 döneminde 12 yaşında olmama rağmen gördüm. 1994 krizinde inanılmaz geriye gittik. Fakat büyük bir ivme kazanarak yeniden ülke olarak toparlandık. 1998-2001, 2008-2009 dünya krizi, 2013'te yaşanan darbe krizi ve O dönem Başbakan olan Erdoğan'a yapılan saldırılar var. Bunlar hep geçmişimizin kara lekesi olacaktır. Sanayiciliğin geride kalmasındaki en büyük etkenlerdir. Bunca şey yaşamamıza rağmen, bu bönemde yaşadığımızın daha ağırını yaşadığımız hiçbir dönem olmamıştı. Ağır dönemler geçiriyoruz. Şuan ki hükümet 2001 krizinden sonra gelerek birçok şey gördü. Zannediyorum ne bu hükümetin, ne de başka bir hükümetin, bu dönemde sanayiye yapılan büyük yatırımlar sayesinde bir daha zarar göremeyeceğini düşünüyorum. Bir kriz daha yaşayacağımızı sanmıyorum.


 

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!