09.05.2021, 07:03

Kapanma buysa açılım ne olacak?

İNSAN umutla yaşar. Hep bir beklenti içindedir. Çünkü biliriz ki umut tükendiğinde insanın içindeki benlik ölür. Sonra da insan ölür. Umut etmek güzel şeydir. Ama o umutlardan en azından bir kısmı yaşamımızda gerçek olmalıdır ki farklı umutlarla yarınları düşünelim. Ülkemizin hali de tam böyle bence. Şu covid-19 belası geldiğinden beri kıvrım kıvrım kıvranıyoruz. Dönüp dolanıp yeniden başa geliyoruz. Bu bir Türk usulü alaturkalık mı. Bilime ilime tam anlamıyla teslim olmamamak mı ? Bence her ikisi de. Bilimi dinliyoruz çağdaşlığı izliyoruz. Kendi bildiğimizi okuyoruz. Kendimizi kandırmayı da son bir senedir hele çok mu çok seviyoruz. Kandırıyoruz tamamda gene ölen gene hastalanan biz oluyoruz. Bugüne kadar en çok toplam hastası olan 5. ülke iken, nüfus başına test yapmada 67.sıradayız. Niye o zaman bu işin bilimsel gereğini yapıp dünyada artık örnekleri varolan ülkeler gibi Corona virüs belasından kurtulamıyoruz. Bunu tek bir nedeni toplum olarak öncelikle "Bana bir şey olmaz" aymazlığımız tabi bunun tavan yaparak iktidara taşıdığı siyaset dili. Ve siyaset. Ve yönetim anlayışıdır. Bilimin seseine kulak vermiyoruz. Ama onların her söyledikleri gerçekleştikçe kafamızı duvarlara vuruyor cenazelerede ağlaşıyor. Hastanede yoğun bakım kapılarında bekliyoruz. Bakın dostlar bizi siyasi iktidar değil bu beladan bilim kurtaracak. İlim kurtaracak. Çünkü bakın siyasetin gündeminde Coronavirüs artık gerilerde geziyor. Aşı bulursan, Corona ya da yakalanmazsan yaşarsın anlayışı egemen oldu.

15 Mayıs 2021'den itibaren Hong Kong, Çin, Tayvan, Vietnam, Avustralya, Yeni Zelanda, Singapur, Tayland, G.Kore, İsrail, Japonya, Birleşik Krallık, Letonya, Lüksemburg, Ukrayna, Estonya'dan kara, hava, deniz yoluyla Türkiye'ye gelenlerden PCR testi istenmeyecek.17 Mayıs ve 5 bin sayılarını aklımızda tutalım. Ama herkes de şunu aklında tutsun, sayılar boyun eğer ama salgın eğmez , yola gelmez. Dün parktaki bankta tek başına oturduğu için tam kapanma kapsamında ceza yiyen vatandaş, bugün yüzlerce kişiyle metrobüse binerek tam kapanma kapsamında işe gitti... İleri demokrasinin ileri zekasıyla yönetilmek şahane bir duygu! Bence 17 Mayısı beklemenize gerek yok. Sayın Turizm Bakanı. Rica edin sağlıkla ilgili bakan arkadaşınızdan,şayet mahsuru yoksa bugün ki tabloya 5 bin yazabilir.

Başlanan yere dönmek

Dünyanın megapollerinden biri olan İstanbul salgının başından itibaren toplam nüfus, nüfus yoğunluğu (metrekareye düşen kişi), çalışan aktif Nüfusun sayıca fazla olması, göçmen, mülteci sayısının fazlalığı vb ne denlerle Türkiye’de COVID-19 vakalarının en fazla görüldüğü il olmuştur. Türkiye’de COVID-19 ilk vakası ve ilk ölüm 2020 Mart ayında İstanbul’da olmuştur. Sağlık Bakanlığı tarafından 2020 Nisan ayında İstanbul Türkiye’nin Wuhan’ı olarak tarif edilen İstanbul, aradan bir yıl sonra Sağlık Bakanlığı’nın vakaların %40’ı İstanbul açıklamasıyla İstanbul yüksek vaka sayısı ile başladığı yere dönmüştür. Salgının yeniden hız kazanarak 3. zirveye başlamadığı günlerde, 8-14 Şubat haftasında 100.000 kişiye düşen COVID19 vaka sayısında İstanbul, Türkiye’deki iller arasında 29. sırada iken, 6-12 Mart haftasında 14. sı raya, sonraki hafta (12-19 Mart) 9. sıraya yükselmiş, izleyen hafta (Mar tın son haftası) 2. sıraya yerleşmiştir. 17-23 Nisan haftasında hafif bir azalma görülse de İstanbul, 81 il arasında nüfusa göre en fazla vakaya sahip olan birinci ildir. Nisan 2021, pandeminin başlangıcından beri İstanbul’da en fazla ek ölümün yaşandığı aylardan biri oldu.

Salgın öncesi beş yıl (2015-2019 yılları) için ortalama ölüm sayısı ile karşılaştırıldığın da Nisan 2021’de ölümlerde yüzde 63 oranında artarak 2019 yılındaki sayı larında üzerine çıkmıştır. Bunun rakamsal karşılığı 3827 ölümdür. Bu canlar, pandemi kaynaklı olarak ya doğrudan COVID19 ya da postcovid ya da pandeminin ortaya çıkardığı dolaylı bir nedenle (sağlık hizmetleri ni erteleme, erişememe vb) bir nedenle kaybedilmiştir. Salgının başından beri (Mart 2020) İstanbul’da toplam 24.182 fazla (ek) ölüm oldu, bu ölümler pandemi kaynaklı toplam ölüm olarak değer lendirilmektedir. İstanbul’da meydana gelen ek ölümlerini ise 13.638’i bulaşıcı hastalık kodu ile defnedilenler yani resmi COVID19 ölümleri oluşturmaktadır.

Sağlık çalışanları canlarından oluyor

Dünya’da bir yılın sonunda COVID-19 nedeniyle hayatını kaybeden 7 bin sağlık çalışanının yüzzde 6’sının Türkiye’den olması yaşanılan kaybın büyük lüğünü ortaya koymaktadır. Vaka sayılarının yükseldiği Aralık -Ocak döneminde sağlık çalışanları nın COVID19’a yakalanma oranları da yüzde 54.7’ere çıkmıştı. Ayni dönemde Sağlık Bakanlığı sağlık çalışanlarının onda birinin hastalandığını açıkla mıştır.Aşılamaya Ocak ayında başlanabildi, Sinovac ile yapılan aşılama Mart sonunda tamamlandı. Aşılanma oranı yüksekti ve yaklaşık 900 bini buldu. Türkiye’de Nisan ayında 21 sağlık çalışanı COVID19 nedeniyle kaybedildi ve toplam sayı 417 oldu. İstanbul’da Nisan ayında vefat eden 8 sağlık çalışanından dördü hekimdi. Bir hekim ve bir anestezi teknikeri aşısız, bir hekim ise ikinci aşıyı beklerken kaybedildi.

Bu tam kapanma değil!

İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan bir genelge ile 29 Nisan saat 19:00’dan 17 Mayıs 2021 saat 05:00’e kadar sürecek olan “tam kapanma” uygulaması, bazı sektörlerin faaliyetlerini muaf tuttu. DİSKAR’ın yaptığı çalışma, söz konusu Genelge’nin kapanmadan muaf tuttuğu kesim nüfusun önemli bir kısmında karşılık geldiğini göster mektedir. Araştırma sonuçlarına göre, Türkiye’deki istihdamın yakla şık yüzde 61’i (16,4 milyon) kapanmadan muaf sektörlerde, yüzde 22’si (6 milyon) kısmen muaf sektörlerde çalışırken kapanma kapsamındaki sektörlerde çalışanlar sadece %17 yani 4.4 milyondur.Kapanma döneminde çalışmaya devam ederek toplumda hareketli olan bu nüfus, birlikte yaşadığı hanehalkı ile birlikte düşünülürse en az 55 milyona karşılık gelmektedir.10 Diğer bir deyişle Tam Kapanma Genel gesi, 83 milyonluk Türkiye nüfusunun yüzde 65’i olan 55 milyon arasındaki dolaşımı mümkün kılmaktadır, çünkü çalışanların hastalık etkenini hane içine taşıma olasılığı söz konusudur. Bu nedenle insanları evlerine kapamanın onları hastalıktan korunma anlamına gelmeyeceği açıktır.

Büyük göç

Kapanma kararı açıklanmasının hemen ardından Türkiye’nin Wuha nı olarak görülen İstanbuldan memleketlerine ve yazlık mekanlarına hızlı göçün olması kalabalık taşınma mekanlarını (otobüs terminalleri otobüsler havaalanları ve uçaklar) insan kalabalığı ile doldurmuş PCR negatif ve semptomatik kişiler arası bulaşı artırmış virüsün ülkeye yayılımı ile İstanbul dışı alanlarda da sağlık altyapısı uygunluğu sorgulanır olmuştur. Geçen yıl Haziran ayında örneği olan bu durum tatil yerleri başta olmak üzere ülke geneline yayılması kısıtlamalar bitiminde yeni den İstanbul’a’ geri döneceği ön görülmelidir.İBB’nin trafik yoğunluğu verilerine göre, Genelgenin yayınlandığı 26 Nisan pazartesi gününden sonraki günlerde trafik aktivitesi artmış, ayrıca kara ve havayolu ile İstanbul’dan perifere doğru önemli büyüklükte bir nüfus hareketi gerçekleşmiştir.Bilindiği gibi İstanbul, Martın 20’sinden itibaren nüfus başına en fazla vaka tespit edilen 2. ildir, bu sıralama son hafta artarak 1. sıraya çık mıştır. Diğer bir deyişle, İstanbul salgının en yoğun görüldüğü ilimiz dir. COVID-19 enfeksiyonun asemptomatik boyutu (yaklaşık %40), tespit edilememiş hafif semptomlu vakalar, filyasyon çalışmasında bildirilme yen temaslılar vb gibi bazı grupları göz önünde bulundurduğumuzda, İstanbul’dan büyük bir nüfus kitlesinin Türkiye’nin her yerine yayılması, hastalığın da yayılması ile eşdeğer olduğu tespit edilmektedir.

İki ayda 6 ilde 5 bin ‘fazla ölüm’

İstanbul’un da aralarında olduğu 6 ilde bu yılın mart ve nisan aylarında hayatını kaybedenlerin sayısı, son iki yılın ortalamasından 5 bin fazla. Bu durum salgına ilişkin açıklanan resmi ölüm sayılarıyla ilgili şüpheleri artırıyor.

Salgının başından bu yana bir gün içindeki en yüksek can kaybı, 30 Nisan ve 1 Mayıs’ta kaydedildi. 30 Nisan’da 394 kişi hayatını kaybederken, 1 Mayıs’ta 373 kişi yaşamını yitirdi. Salgının başından bu yana yaşamını yitiren yurttaşların sayısı ise 40 bini geçti.

Türkiye’de ‘kademeli normalleşme’ kararının alındığı 1 Mart gününden 1 Mayıs’a kadar, Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı resmi verilere göre Covid-19 nedeniyle 11 bin 562 kişi hayatını kaybetti. Öte yandan uzmanlar, gerçek sayının çok daha yüksek olduğunu belirtiyor. Aynı dönemde geçtiğimiz yıllara oranla toplam (tüm nedenlerden) ölüm sayılarında görülen artış da bu tespiti doğrular nitelikte. Her il için belediyelerin sitelerinde ve e-Devlet’te yer alan toplam ölüm sayıları, bu yıl birçok kentte yaşanan ‘fazladan ölümlerin’ Covid istatistiklerine ne kadar yansıdığı sorusunu beraberinde getiriyor.

Vaka yeniden artacaktır

Günlük değerlendirmelerden kaçınmak lazım. Bu azalışı alınan önlemlerle açıklamak mümkün değil. Bu bir süre azalmaya gider, sonra yeniden bir artış dönemine girer. Yani şu an yine dalgalanmalardan birine denk geldik. Toplumun en az yüzde 70'i aşılanmadan salgının önüne geçilmesi mümkün değil. Biz kesinlikle bir dördüncü dalga göreceğiz. Bundan kaçınma mümkün değil. Bu dalganın büyük mü küçük mü olacağı, bizim alacağımız tedbirler ve onlara uyumla alakalı. Kısıtlamadan önce yaşanan göç sebbeiyle özellikle yazlık bölgelerde artış beklieniyor. Bu süreçte iki tarih var "18 Mayıs , 18 Haziran. Bunlar iki kritik tarih. 18 Mayıs’ta kısıtlamalar bittikten sonra nereye döneceğimiz çok önemli. Eğer yine eskiye dönersek, şüpheniz olmasın vaka sayıları yeniden artmaya başlayacak. Haziran’a kadar ise kontrollü gidersek, bunun etkilerini de o zaman göreceğiz

Gericilerin boy hedefi Bilim!

Sosyal medyada trollerin gericilerin boy hedefi haline gelen Mehmet Ceyhan hocam keşke covidi iyileştirdiğini iddia eden zerdeçal karışımı yapıp 400 TL’ ye pazarlasaydın , keşke pandemi 1 ay sonra bitecek deseydin , keşke amaaann boşverin Türk’e korona birşey yapmaz zaten deseydin , ilimle bilimle açıklamaya çalıştın ne gerek vardı ! Bakın arkadaşlafr. Görmezden geldiğimizde bilimsel gerçekler yok olmazlar. Bilimsel gerçekleri söylemek halkı paniğe sevketmek değildir. Bilimsel yöntem kullanılmadığında panik yapmalıyız aslında. Bilim insanlarını susturmaya çalışmak yerine onlara daha çok kulak vermeliyiz

Binlerce can kaybı var ama...

Türkiye, salgınla geçen 14 ayda, siyasi iktidarın yanlış politikaları nedeniyle on binlerce yurttaşını kaybetti. ‘Tam kapanma’ sürecinde de can kayıpları tüm hızıyla sürüyor. Kapanma ile geçen bir haftada 2 bin 493 yurttaşın yaşamını yitirdi. Covid-19 nedeniyle hayatını kaybeden yurttaş sayısında patlama yaşandı. Ne yazık ki son bir haftada her bir saatte 11 yurttaşımızı Covid-19 nedeniyle kaybettik. Pozitiflik oranı yüzde 12 ve bunun düşmesi enaz 4 ile 6 haftayı bulacaktır.

Ağır hasta 3 binin üzerinde

1 Mart’ta bin 215 olan ağır hasta sayısı 2 ayın sonunda yüzde 190 artarak 3 bin 525’e ulaştı. Türkiye’nin aşı tedarikinde yaşadığı sıkıntı, 25 Nisan-1 Mayıs arasında yapılan ilk doz aşılarla ortaya çıktı. 17-24 Nisan tarihleri arasında Türkiye’de ilk doz aşı yapılan kişi sayısı 13 milyon 170 bin 261 idi. 1 Mayıs itibariyle bu sayı 13 milyon 808 bin 77’ye yükseldi. Geçtiğimiz hafta yalnızca 637 bin 816 kişiye ilk aşısı yapıldı. Öte yandan Türkiye haftada 637 bin kişi aşılayabilirken, Almanya›da günlük aşılanma sayıları ortalama 800 bin civarında devam ediyor. Dünyada bilimsel parametrelere değer veren, salgın politikasını ekonomik, sosyal anlamda sağlam temellere oturtan ve pandemi yönetimini şeffaf biçimde sürdüren ülkeler ön plana çıkıyor. Türkiye, lebaleb açılımın faturasını çok ağır biçimde ödüyor.

Adı KAPANMA !

İstanbul'da sokağa çıkan, metroya, otobüse binmeye çalışan, arabasıyla trafiğe çıkan herkesin ağzından aynı söz çıkıyor: Bu ne biçim kapanma! Metrobüs sabah ve akşam saatlerinde neredeyse eskisi gibi. Caddelerde araçlar vızır vızır. Tam kapanma günlerinde trafik tıkanıyor iyi mi!.. Daha nasıl anlatayım?

Yayalardan bahsetmiyorum bile, elinde izin kağıdı olan olmayan, eline bir poşet alıp markete gidiyorum numarası yapan, yapmayan herkes sokakta.

Millet sokaklrda trafi tıkalı

Kapanmadan muaf olan kişi ve şirketler listesine baktım oku oku bitmiyor; 43 madde… Üretim ve imalat tesisleri açık, fabrikalar açık, inşaatlar devam ediyor, taşımacılık serbest, nakliye serbest, kamu zaten işbaşında. Geriye ne kaldı diyeceksiniz? Esnaf, gündelikçiler, seyyar satıcılar.. Garibanlar…Aracının muayenesi mi bitti, git yaptır serbest. İstersen evini taşı, nakliye serbest. Tam kapanma dedikleri bu. Gelin biz buna tam kapanma demeyelim, kısmi kapanma, kademeli kapanma diyelim. Bu kademeli kapanmaysa kademeli açılım nasıl olacak? Tam açılmanın bir tık altında olacak. Nasıl yani? AVM'ler açılacak herhalde, onlar açılınca elektronik eşyadan, beyaz eşyaya, ayakkabıdan, giysiye, hırdavattan elektrik malzemesi satan bütün dükkanlar açılacaktır. Kuaförler, berberler ile pandeminin bütün çilesini çeken lokantalar bir süre daha kapalı tutulacaktır. Kademeli açıyoruz, kontrolü bırakmıyoruz demek için. Sokağa çıkma yasağı gece 21 veya 22'ye alınır. Bir süre daha içki satışı dahil hafta sonu yasakları sürer. (Bu arada yeri gelmişken belirteyim. 19 Mayıs Bayramı'nı da pas geçmek için 'tam kapanmayı' 20 Mayıs sabahına kadar uzatabilirler)

Bir 10 gün de böyle idare ederiz. 1 Haziran'da onları da açarlar, geçen yılın yaz aylarına döneriz. Hatırlayın, geçen yıl yaza tam açılmayla girdik, ama bedeli ağır oldu. Ağustos ayına gelmeden vaka sayıları patladı. Sağlık Bakanı turizm zarar görmesin diye vaka sayılarını gizledi, büyük salgını sadece halktan değil, Bilim Kurulu'ndan da gizleyerek suç işledi.


HALKIN SAĞLIĞI İLE OYNADILAR

Dilerim bir gün birileri çıkıp bunun hesabını soracaktır; sormalıdır. Korkarım bu yıl da benzeri olacak. Geçen yıl havalar ısınınca bu iş bitti; 'virüs mirüs sonbahara kalmaz kaybolur gider' düşüncesiyle koy verdik; tecrübesizdik…

Sinsi virüsün ne kadar akıllı, ne kadar atak, ne kadar hızlı, ne kadar acımasız olduğunu artık öğrendik. Öğrendik de ne oldu diyecek siniz 1 Mart'ta günlük vaka sayısı 9, 10 bin düzeyindeyken tam açılmaya gidip vaka sayısını patlatmadık mı? 60 bine çıkarmadık mı? Evet ama o açılım başkaydı…

O açılım siyasiydi… Virüsün seyriyle, ekonomiyle ilişkisi yoktu. İktidar partisi lebalep kongreler yapabilmek için yasakları kaldırdı. 1 Mart açılımının sebebi buydu.

Tam kapanmadığımız, kısmen kapandığımız için bir tık ötesi tam açılmadır. Zaten iktidarın başka çaresi de yok. Şu anda turistlere yasak kapsamında değil. Deniz kenarlarında sere serpe yatıyorlar. Ülkeye girişte test soran da yok. Yeter ki gelsinler, yeter ki dolar getirsinler.

Rezervler boş olunca haliyle izlenen politika da bu oluyor. Bunun adı, ne olursan ol, hasta olsan da gel, yeter ki dolarla gel politikasıdır…

Hocalar boşuna nefes tüketiyor; 'tam açılma olursa durum felaket olur açılma 6-8 hafta içinde kademeli, kontrollü olmalı, acele etmemeli' diye.

Türkiye kapanmada geç kaldı. Şubatta, martta kapanmaya gideceğime nisana, mayısa sarkıttı. Artık hızla açılmak zorunda. Gerçi şubatta, martta kapansaydık yine sonuç değişmeyebilirdi. Çünkü elde yeterli aşı yok. Sağa sola aşı dileniyoruz. Çin'den umut yok. Rusya 'dan geleceğe söylenen Sputnik V aşısının akıbetini 'Allah bilir'…

Altı ay içinde gelecek ama ne zaman gelecek? Gelse bile kontrol süre, birince doz süre, ikinci doz süre. İki ay demektir.Zaten Sağlık Bakanı 'aşıda iki ay sıkıntılı dönem var' diyerek itiraf etmişti. Saray karşı çıkınca ağız değiştirdi. Kabul etmiyorlar ama şu anda aşı bulmak kolay değil. Bulunsa da ihtiyaca cevap vermez, salgının hızını kesmeye bile yetmez.Kademeli açılıma gitseniz bile aşı olmadan olmaz. 90 milyonun (5 milyon Suriyeli, 2 milyon Afgan, Iraklı, Somalili, Afrikalı gayri resmi vatandaşımız var. Onları da sayalım) yüzde 60'ı, yüzde 70'i aşılanmadan bu iş bitmez.

RAHAT NEFES ALINMAZ İKİ KERE İKİ DÖRT…

Bilim insanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan: "Çok bulaşıcı bir mutant virüs Türkiye'de yayılmış durumda, yenileri de geliyor maalesef."diye uyarıyor. Linç etmeye kalkıyorlar.Peki Hedef sürü bağışıklığı mı? Kağıt üzerinde bir kapanma geldi ama ortalık yine lebalep. Toplu taşımalar dolu, trafik tıkanıyor, camiler dolu, AK Partili cenazeleri dolu. Hal böyle olunca şöyle düşünüyor insan: “Acaba Türkiye’yi yönetenler çaktırmadan salgınla farklı bir mücadele yolunu mu seçtiler?” Gelin biz de öyle düşünelim. Biraz insafsızca ama farklı bir mantıkla. COVID 19 salgını ile mücadele etmek için 3 yol vardı. 1. Tam kapanma 2. Aşı 3. Sürü bağışıklığı . Hastalığın ilk ortaya çıktığı yer olan Çin önce tam kapanma ile hastalığı durdurdu, sonra da aşı ile pekiştirdi. Hastalık bitti. Yeni Zelanda benzerini yaptı, geçen hafta stadyum konseri bile yaptılar, o kadar rahatlar.İsrail ve İngiltere müthiş bir aşı kampanyası yaptılar. İsrail’de hastalık bitti gibi, İngiltere’de bitmek üzere. Türkiye ise galiba açıklamaksızın 3. yolu seçti. Sürü bağışıklığını. Bir süredir günlük ortalama 50 bin vaka testlerle bulunup açıklanıyordu. Demek ki bu aslında belirtili belirtisiz günlük 250-300 bin vaka demek.Ayda yaklaşık 9 milyon kişi demek. Demek ki, yaza kadar 20 milyon kişi bu hastalığı geçirecek.Daha önce geçirenlerle birlikte 40 milyon. Yine yaza kadar 25 milyon kişi de aşılansa… Etti mi en az 60-65 milyon.Çocuklar ve gençler zaten büyük oranda güvenli tarafta. Al sana sürü bağışıklığı.Ama tabi öyle değil elbette. Bu arada 100-150 bin kişi ölmüş olabilir. (Resmi sayı bunun dörtte biri olarak açıklanır. Maalesef devlet bu işe böyle bir gözle bakıyor olabilir. En düşük maliyet ve kabul edilebilir fire gözü ile. Vatandaşa dağıtacak paran yok ise, koyduğun en basit kurallara başta kendin uymuyorsan, ekonomiyi kapatmanın parasal ve siyasal maliyetine katlanamıyorsan, yeterince aşın da yok ise böyle bir yöntem seçilmiş olabilir. Bu doğru yöntemdir demiyorum. Ama bize söylenmeden uygulanan yöntem bu olabilir diyorum.

VAKA DÜŞÜŞÜ BEKLEMİYORUZ

Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan "29 Nisan'da başlayan kısıtlamalara bağlı vaka düşüşü beklemiyoruz. Vaka sayılarındaki değişimi ona bağlamak yanlış" dedi. 'Tam kapanma'nın vakalar üzerindeki etkisinin bir hafta ila 10 gün içerisinde görüleceğini söyleyen Mehmet Ceyhan, "Bu azalmaları ve artmaları her zaman bir önleme ya da aşıya bağlamak doğru değil" şeklinde konuştu. "Çok bulaşıcı bir mutant virüs Türkiye'de yayılmış durumda, yenileri de geliyor maalesef" diyen Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, aşı çalışmalarıyla ilgili de konuştu.

"Unutulmaması gereken grup 18 yaş altı" diyen Mehmet Ceyhan, üç firmanın 18 yaş altının aşılanmasıyla ilgili olarak yoğun çalışmalar yürüttüğünü söyledi. Türkiye'nin bu üç firmadan BioNTech/Pfizer ile ilişkisi olduğunu söyleyen Ceyhan, Moderna ve Johnson & Johnson'la Türkiye'nin bir ilişkisi olmadığını hatırlatıp, Sağlık Bakanlığı'na şu çağrıda bulundu:

"Bizim şimdiden çocuklar için olan aşıyı satın alıp stoklayacak mıyız, yoksa anlaşmalar mı imzalayacağız; garanti altına almamız lazım. Öbür türlü çocuklara aşılama yapamayacağız. Çocukların yurt dışına giriş ve çıkışında sorunlar olur. Ve bu pandemiyi toplumda bitirmemiz zorlaşır."

Yorumlar (0)