Kızılcahamam’da yapılan AK Parti istişare toplantısında çok önemli ve çarpıcı açıklamalar yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “kayyum atarız” çıkışı toplumda yeni bir tartışma başlattı.
“Bu seçimlerde de teröre bulaşmış olanlar, olur ya, sandıktan çıkacak olurlarsa anında gereğini yapıp kayyum tayinleri ile yolumuza devam edeceğiz.     Beklemek yok.”
Açıklamayı bir başkası yapmış olsaydı, öyle sanıyorum anında pek çok tepki alırdı. Ancak açıklamayı Cumhurbaşkanı yapınca ve üstelik de bu açıklamayla HDP adayları kastedilince bir sessizlik, suskunluk hali söz konusu.
Sosyal, siyasal ve ekonomik yaşamda süren sıkıntılar, bölgemizdeki sıcak gelişmeler dikkate alındığında, hayat pahalılığı, enflasyon, işsizlik gibi yaşamsal sorunlara rağmen halk öncelikle huzur istiyor.
Bir ülkede demokrasinin tüm kurul ve kurumlarıyla işletilmediği durumlarda halka ne tür vaat ya da proje sunarsanız sunun, halkta karşılığı olmuyor.
Uzun zamandır siyasi çalkantılar, ekonomideki gelgitler, darbe girişimleri, Ohal uygulamaları ve yapay gündem ataklarıyla huzursuzluk yaşayan Türkiye de, normalleşme beklentilerinin olduğu şu günlerde yapılan bu açıklamayı nasıl değerlendirmemiz gerekir?
Bir yanda, mevcut yasalarla kurulmuş ve toplumda meşruiyet kazanmış, 6 milyona yakın oy alan bir kitle partisi. Terör örgütüyle ilişkisi olduğuna yönelik iddialar ve bu iddialar sonucu yargılanan, ceza alan vekil ya da yöneticileri olsa da önümüzdeki yerel seçimlere katılma hakkı olan bir parti.
Ola ki; bu partinin içerisinde suç işlediği kanıtlanan birileri varsa, hakkında gerekli yasal işlem yapılır, yargılanır, suçu sabitse cezasını alır.
Yok! böyle birilerinin varlığından haberliyseniz ve seçimlere girmesine izin verip, ardından görevden alıp, kayyum atıyorsanız, bunun adı “tuzak kurmak”tır.
Trafik polislerinin; önlemek yerine hız yapmasını bekleyip, ardından ceza kesmesi benzeri bir uygulama etik olmadığı gibi siyaseten de doğru değildir.
Öteki üzerinden politika yapmanın toplumu nasıl kutuplaştırdığı, kimi kesimleri ötekileştirdiği ve sonuçta huzursuzluk yaptığı ortadayken, şimdi yerel seçimlere yönelik tehdit içeren bu tehlikeli söylem, özellikle de en tepeden gelince yeni bir huzursuzluk kaynağı oluyor.
Ancak işin ilginç yanı, Cumhurbaşkanının her konuşması, her açıklamasının ardından mutlaka bir tepki veren muhalefet partilerinin, konu HDP olunca bu kadar suskun kalması.
Bu gün HDP için düşünülen bu uygulamanın, yarın ola ki iktidarın istemediği kentlerde yerel yönetimleri alacak diğer partilere de uygulanmayacağının garantisi var mı?
Salt HDP ye yakın görünmemek, bu konuda eleştiri almamak uğruna sessiz kalan CHP ve diğer muhalefet partilerinin seçim kampanyalarında demokrasiye yönelik söylemleri ne kadar inandırıcı olacaktır.
Demokratik siyaset yapmasını istediğimiz HDP içerisinde terörle bağlantısı olanlar bulunabilir. Tıpkı kimi partilerde FETÖ bağlantılı siyasetçilerin olduğu gibi.
Ancak, eğer bu bir uyarıysa, yalnızca HDP için ya da bu partiden aday olacak belediye başkan adayları için yapılması eşit siyaset ilke ve anlayışına ters     düşmez mi?
İnsanları potansiyel suçlu gibi lanse ederek, toplumda onların aleyhine bir algı yaratmaya çalışmak, sıradan siyaset yapanlar için belki hoş görülebilir ama tüm yurttaşlara eşit yaklaşması, ayrım yapmaması gereken Cumhurbaşkanının böyle bir açıklama yapması doğal olarak duyarlı yurttaşlar tarafından yadırgandı.
Öte yandan, HDP den ayrılarak yeni kurulacak TİP ‘ de siyaset yapacaklarını açıklayan Erkan Baş ve Barış Atay’a sol kesimden ve hatta HDP tabanından gelen, hakarete varan eleştirileri de anlamak     mümkün değil.
Daha en başından bu amaçlarını açıklayan ve bu koşullarda HDP listelerinden seçime giren bu vekillerin basın açıklamalarına HDP yöneticilerinin de katılması ve karşılıklı olarak, işbirliğinin devam edeceği açıklamalarına rağmen bu linç girişimi, Türkiye de siyasetin ne kadar acımasız yapıldığının da bir kanıtı.
Her geçen gün biraz daha kirlenen siyasete soluk getirecek, yeni umut ve heyecan yaratacak her girişimin desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum.
İdeolojik önyargıları bir kenara bırakıp, gerçek anlamda bir siyasi kitle partisine Türkiye’nin ne çok ihtiyacı olduğunu hepimiz biliyor, görüyoruz.
Sistemden beslenmek için iktidarı hedefleyen değil, sisteme muhalif gerçek halk iktidarının oluşması artık tek bir partinin, ya da tek başına lider görünümlü parti başkanlarının gerçekleştirebileceği iş değildir.
Çağdaş anlamda, demokratik siyaset tarzının ancak bu tür girişim ve çabalarla yerleşebileceğine inanan biri olarak demokratik yöntemlere aykırı her türlü girişimin karşısında olunması gerektiğini savunuyorum.
Ülkemizin artık normalleşmeye ihtiyacı var.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.