Arnavutköy Belediyesinde yaşanan korku ve paniğin sebeplerini anlamakta güçlük çekiyoruz. Anlayan birileri varsa lütfen bizleri de bilgilendirsin. İlk yanlış Eylül ayı meclis toplantısında gerçekleşti, sineye çektik, 'belki sadece bu oturuma mahsustur' diye önemsemedik, geçiştirdik. Neden mi bahsediyorum? Arnavutköy Belediyesi’nin meclis toplantı salonunda basın mensuplarına karşı uygulanan akıl almaz baskı, tecrit, aşağılama, hakaret ve dışlama girişiminden bahsediyorum. 
Arnavutköy Belediyesinin Meclis toplantılarını izlemek için görevimiz gereği Belediye binasından içeri girer girmez oda ne? Dakika bir gol bir dedirtircesine, çok sıkı güvenlik denetiminden geçtik. Tabiri caizse donumuza kadar arandık. Bir an kendi kendime şüphelenmedim değil, acaba hakkımda “terörist” ihbarı falan mı yapıldı diye... Çantalarımız, ceplerimiz hemen hemen her yerimiz didik didik arandı, çantalarımız xray cihazından geçirildi. O da yetmedi çantalarımızın içerisine tek tek bakıldı, sanki bomba araması yapıldı. Önce olan bitene hiçbir anlam verememiştim. Ya birileri bana şaka yapıyor ya da hakkımda ihbar var diye düşündüm…Nisan bir falan da değildi ki şaka olsun.
Güvenlik görevlisi arkadaşlara sordum; buda neyin nesi diye? Arkadaşlar “abi yukardan verilen emir talimat böyle biz emir kuluyuz, verilen emri uygulamak zorundayız, kusura bakmayın” dediler? Emri kim verdi diye sorduğumda Başkan Haşim Baltacı'nın verdiğini,özellikle de benim için böyle bir uygulama başlatıldığını öğrendim. Şok oldum… Acaba ben içeride patlatmak üzere bir bomba mı taşıyorum? Yoksa meclis üyelerini hastalandırmak için hastalık virüsü falan mı?

GAZETELERE EL KONDU
Güvenlik aramasının ardından, koltuğumun altına sıkıştırarak her zaman Meclis salonuna kadar taşıdığım yaklaşık 30 gazetenin hepsine el konuldu. Şok içindeyim, elim ayağım titredi, benzim sarardı… Üşenmedim yine sordum güvenlikçi arkadaşlara, "Arkadaşlar şaka mı bu diye?"  "Hayır abi bundan sonra özellikle Damga Gazetesi ile diğer gazeteler de içeri giremeyecek" dediler. Peki bu kimin emri? Hangi yasaya ve yetkiye göre alınmış bir karar diye sordum… "Abi biz bilmeyiz yukarısı bilir”"diye cevap verdiler haklı  olarak. 
Kimden neden korkuyor anlamakta güçlük çekiyorum. Asansörlerden 3. katta bulunan meclis salonuna çıktığımda sizi cam ve yüksek güvenlikli bir kapı daha bekliyor geçebilmeniz için… TBMM’de bile bu kadar güvenliğin olduğunu sanmıyorum. O kapıdan geçebilmeniz başlı başına bir macera. Meclis üyesi kartınız yoksa o kapıdan toplantı salonuna geçmeniz mümkün değil. Sizi tanıyan birisi o kapıyı içerden açarsa şanslısınız demektir. Bu günde yırttınız demektir. Yoksa birisinin kapıyı açması için dakikalarca beklersiniz kapıda boynu bükük.
Meclis toplantı salonuna yöneldiğinizde karşınıza daha önce elektronik ses sistemlerinin bulunduğu ve daha sonra temizletilerek birkaç eğreti sandalyenin bulunduğu, dar, havasız ve can sıkıcı, kapısında “Basın” yazan bir kapı ve “Tecrit odası” bekler sizi. Kapıdan içeri girerken bazen iki bazen de üç güvenlik görevlisi size eşlik eder. Toplantı bitene kadar da yanınızdan ayrılmazlar. 
Bugün de girdik çok şükür yerimize. Gazetelerimiz belediyeye alınmadığı için Meclis üyeleri meraklı gözlerle koltuğumun neden boş olduğunu sordular. Biraz yutkundum, sonra da "Bundan sonra Başkanın emri ile gazete okuyamayacaksınız" demekle yetindim. Oyuncağı elinden alınmış çocuk gibi masum ve boynu büküktüm. Mideme kramplar girdi, yüzüm bembeyaz oldu… Ama bir şey diyemedim. Çünkü Başkanın emriydi… Nede olsa Başkan dı onun her şeye gücü yeter! İstediğini içeri alır, istemediğini kaşının üzerinde gözün var diyerek içeri almazdı! Emir komuta onda  çünkü… Ne denirse itaat etmek biz kullara mahsus!
Hadi basını sevmiyorsun sayın Başkan, gazetecileri görünce yüzünü ekşitiyorsun da Muhalefet İlçe Başkanından neden çekiniyorsun? Efendim korku dağları sarmış… Her şeyden korkar olmuşlar, burnunun önünden sinek geçse arı diye korkmaya başlamışlar… Neden acaba? Sırça saraylarında ya sabır tesbihleri çekerek yönettikleri Arnavutköy yok artık. Basın ise eskisi kadar zayıf değil. Bayramdan bayrama gelip ilan isteyen kimsecikler yok kapılarında…En küçük bir yanlışı affetmeyen ve yazan güçlü dirayetli bir basın var…
Ama muhalefetten neden korkuluyordu onu da anlayamadım… Ben derin düşüncelerle durumu analiz etmeye çalışırken Ak Partili Meclis Üyesi Fatoş Deniz imdadıma yetişti. Beni sakinleştirmeye çalıştı. Meclis toplantısı başlamak üzere iken CHP İlçe Başkanı Ruhi Tuncel'i de bizim odaya tıkadılar. Şaştı kaldı bu işe o da… Kendisini basın odasına almaya çalışan iri kıyım güvenlik görevlilerine her ne kadar "Ben CHP Arnavutköy İlçe Başkanı Ruhi Tuncel’im" dediyse de derdini anlatamadı. Onu da bizim “!kafese, cam fanusa, tecrit odasına' tıktılar. Bir iki cümle fısıldayabildi sayın Tuncel… "Burası Belediye Meclisi değil, Haşim Baltacı’nın Meclisi olmuş” demekle yetindi…

Son söz:
Korku dağları sarnış! Biz de sayın Başkana diyoruz ki; "Korkunun ecele     yaydası olmaz sayın Baltacı… Altınızdaki o siyah meşin koltuk ve içerisinde bulunduğunuz sırça saray da bir gün sizden geri alınacak. Zira günleriniz sayılıdır. Sizde bir gün döneceksiniz o tepeden bakıp hor gördüğünüz insanların arasına… Korkunun ecele faydası yok sayın Başkan. Demedi demeyin… 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.