29.03.2020, 06:48

Korona'ya bir bakış (2)

"Herşeyin eskisi gibi olmayacağı bir döneme giriyoruz."
(T.C. Cumhurbaşkanı)

Yazımıza böyle başlamak istedik. Zira; Cumhurbaşkanımız'ın bize ve dünyaya verdiği çok değerli mesaj;  yaptığımız  'minik' araştırmayla da ortaya çıkan 'insan davranışlarının tamamen değiştiğinin' teyit ve ispatı oldu.

Bilimsel olmasa da, belli kriterleri esas alarak yaptığımız araştırmanın bağlamından kopmaması ve daha anlaşılır olması için, yazının1. bölümüyle birlikte okunmasını, bir defa okuyanların ikinci bir kez okumasını tavsiye ederiz. Şimdi konumuza geçelim:

Araştırmamızın ilk grubu (% 49.7) oranla;
"NAMAZA BAŞLADIĞINI" söyleyenler...

Bu gruptakiler özetle;
"Hocam, zengin-fakir, amir-memur, patron-işçi, ünlü-ünsüz ayırımı yok... Bu virüs, herkese eşit ve adaletle davranıyor. Torpil yok, farklı işlem yok, bugün git, sonra gelirsin yok. İlaç yok, aşı yok.
Dahası; bilim adamları, iç açıcı bir vaadde bulunamıyor...
Götürecek bizi bu virüs !
Tek sığınılacak liman var;  O'da Allah" diyorlardı.

Aklını kiraya vermiş bazı maneviyat yoksunları, Diyanet'in, camilerdeki Sala ve Dua uygulamalarını "ölümü hatırlatıp psikolojilerini bozduğundan" şikayetle eleştiriyor ve buna son verilmesini istiyorlar. Bunlar yabancı değil, bunları tanıyoruz.
Beyinleri iyice daralmış bu zavallılar; cumalarda, ramazanlarda, bayramlarda, toplumsal diğer önemli zamanlarda asırlardan beri süren SALA-DUA geleneğinin ölüme ve ölmeye değil; aksine iyiliğe, sevince, huzura, mutluluğa, BİRLİĞE-DİRİLİĞE- SAĞLIĞA vurgu yaptığının daha bilincinde değiller.
Bu nasipsizler İslam'ın "Kalbleri öldüren değil; Dirilten Din" olduğunu nerden bilsinler ?
Unutmadan; "İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizi de Helak etme Ya Rabbi !" duasını yapmalıyız.

Bugünlerde "Fiili, kavli" olmak üzere duanın iki boyutunun beraberce yapıldığını, tam bir seferberlik içinde hareket edildiğini, bu beyinsiz, basiretsiz, nasipsizlere söylemenin anlamı yok !

Ey beyinsiz- vicdansızlar; içinde bulunduğumuz bugünlerde tıbbi ve maddi  "esbab'a" tevessül ederek namaza başlamaktan, Allah'a sığınmaktan, O'nun huzurunda eğilmekten başka reçeteniz var da, biz mi duymadık ?
Bu bölümü aşağıdaki ayetle bitirelim :
"O hanginizin daha güzel amel işleyeceğinizi imtihan etmek için ölümü ve hayatı yaratandır." (Mülk : 2)

İkinci grubu oluşturanlar (% 25.7) ile "HİJYENİ ÖNCELEYENLER" idi.

Farkında olmasalar da Dua'nın 'fiili' boyutunun bir bölümünü de öne alarak;
"maddi temizlik yapmakla yetindiklerini, yapacak başka bir şeyin olmadığını" ekleyip biraz da kaderci, teslimiyetçi yanlış inanışlarını yansıtıyorlardı.

Halbuki bunlar, K. Kerim'in "Biz Kur'an'da öyle ayetler indirmekteyiz ki, Mü'minler için şifa ve rahmettir. Zalimlerin ise ancak sapıklıklarını artırır." (İsra:82) ve Peygamberimiz Hz. Muhammed (sas)'in; "Allah hastalığı da ilacı da yaratmıştır."
(Ebu Davud,Tıbb11, (3874) hadis'inden ve benzerlerinden bilgi sahibi değiller.
Biz inanırız ki, RUH VE BEDEN İÇİN KUR'AN ŞİFA KAYNAĞIDIR.

İnsanoğlu, hangi dinin mensubu olduğu önemli olmaksızın DUA'nın bu fiili boyutuyla (ilaç ve aşıyı bulma çalışmasıyla) görevlidir.

Araştırmamızın 3. sırasında (%15.4) ile "VİRÜSÜ UMURSAMAYANLAR" vardı.

Böyle bir sonucun çıkması şaşırtıcı olduğu kadar da üzücü geldi bize. Zira, virüsün şakası yoktu, adamı yoktu vs. Bunlar, modern Küheylanları yahut sokak jargonuyla badigartları anımsatıyor bize... Nefisleri ve ön akıllarıyla hareket edip, virüsü asıl taşıma/bulaştırma potansiyeli olanlar, çoğunluğu gençler, sorumluluk bilinci henüz tam gelişmemiş, aynı zamanda bilgi ve kültür düzeyleri zayıf, eğitime muhtaç kesim.
Virüsten sonra, gerçekleşmesine neredeyse kesin gözüyle bakılan "Yeni Dünya Düzeni"nde bu grup, ülke olarak en önemli sorunlarımızdan biri olacak.

Son  grup (%9.2) oranla "KADERCİ DAVRANANLAR"

Ağaçtan düşen bir kuru yaprağın rüzgar önünde bir o tarafa, bir bu tarafa savrulması gibi; "Allah'ın insanlara bir zulüm gönderdiğini (haşa), buna teslim olup tecelli edecek sonu (kaderi) sabırla beklemek gerektiğini öngören, başka yapacak birşey olmadığını, sonuca boyun eğmek gerektiğini" düşünen aslında inanan fakat inanışları oldukça sakat olan zümre...

Halbuki Allah; kullarına asla zulmetmezdi. Çünkü, Yunus: 44'te; "Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez, fakat insanlar kendilerine zulmederler." buyrulur. Bu anlayışla da hayli sorunumuz var.

Anlaşılıyor ki, geçmişteki saf, temiz dini inanışlarımızı kendi ellerimizle bozduk, bozdurduk. Devlet yapısını da doğal olarak aynı paralde yürüttük. Kah uydu olduk, kah piyon. Ama her halükarda düşmana hizmet ettik. Manevi ve Milli değerleri örseledik, yozlaştırdık, kalbimizden uzaklaştırdık. Boşalan ruhlarımıza ve kalblerimize, Batı'nın vahşi medeniyetini, yaşam tarzını  iliklerimize işleyecek boyutta yerleştirdik. Bu durum öyle hale geldi ki, Batı'nın değerlerini iç tartışmalarımızda  kendilerinden daha fazla savunur ve yaşatır olduk. Kurum, kuruluş ve yasalarımız onlarınkilerle aynileşti. Kültürel olarak Batı'dan uzaklaşır, koparsak; yok olacağımızı sandık. Bizi "Biz" yapan değerli herşeyimizden uzaklaştırdıkça; bizde onlardan uzaklaştık. Sonuç; yolunu kaybetmiş, Divan'a sırtını dönmüş, isyan içinde bir toplum olduk. Böylece kendisini tanımayacak hale gelen toplum azabı, zulmü üzerine celbetti. Dileğimiz, temennimiz Hakk yanında karşılık buldu, kabul gördü...
Şimdi ağlamak, sızlamak yerine kendi kendimize düçar olduğumuz, ektiğimizi biçtiğimiz VİRÜS MUSİBETİ'nden kurtulmanın yolunu bulmak ve TÖVBE etmektir.
Mukaddes bildiğimiz değerleri, dünyanın herbir tarafından ordular kurarak tar u mar eden 'SİYONİST-EVENJELİST- EMPERYALİST'lerin de başına gönderilen;
İSLAM DÜNYASI'nın da, bu FİR'AVN KAVMİ'ne karşı, bir VAHDET ORDUSU kurup İNTİFADA'ya  kalkışmadığı, hep birlikte direniş vermediği için hak ettği bu musibeti bir an evvel kaldırmak için mücadele etmektir.

Mübarek olduğunu kesin delilleriyle bildiğimiz KA'BE ve bir kaç mescid dışında, Dünya'daki hiçbir cami ve mescidin, YALNIZCA ALLAH'ın RIZASI İÇİN İNŞA EDİLDİĞİNE (istisnalar hariç) bugüne kadar fazlaca inanmadım. İçlerini süsleyen cemaatlerde bu fikrimden münezzeh değil. Kimse bizi eleştirmeye kalkışmamalı.Çok özel-tüzel kişiliklerin yüzünü kızartırız. Çok nevi na- meşru şekil ve ilişkilerle çimento ve tuğlalardan oluşan bu yapıları, Kabe'ye Şube kılmaya cüret etmekle Yüce Mevla'nın gazabını çektik. Bunu yapan bizlerin, sözde şubelerimizin kapanması şöyle dursun, asıl ceza; KABE'ye yeniden layık oluncaya kadar orayı da yüzümüze kapatmış olmaktır.Kabe'yi kendi ellerimizle biz kapattık. 'Biz' !

Beğenelim beğenmeyelim Devlet edenlerimizin, olağanüstü salgın ve sari hastalık karşısında Millet Adına 'Vaziyet  Almaları' her türlü takdirin üstündedir. İç meselelerin hatta oluşmakta olan Yeni Dünya Düzeni'nde alacağımız yer ve tedbirlerin eleştirileceği, muhalefet edileceği zaman değildir.

Çok aşina olduğumuz Dua ile bitirelim:
ALLAH'IM,
İbrahim   as  ateşten,
Yunus     as   balıktan,
Musa      as   denizden,
Nuh         as    tufandan
koruduğun gibi; bizleri de zamanın salgın hastalıklarından, bütün musibetlerden koru YA RABBİ !  (AMİN)

Selam, Sevgi, Sağlık ile...

Yorumlar (0)