01.07.2020, 06:12

Küçükçekmece Gölü neden kirleniyor?

Son günlerde Küçükçekmece Gölündeki balık ölümleri ile ilgili haberleri duymuşsunuzdur. Konuyla ilgili ilk haber Haziran ayının başında gölün renginin kahverengiye dönmesiyle çıkmış ve nihayetinde en son oksijen azlığının sebep olduğu tahmin edilen balık ölümleriyle sorun devam etmektedir. Aslına bakarsanız uzmanların anlatımına göre ötrofikasyon gibi duruyor. Bir gazete İski’nin önlem olarak Küçükçekmece Ön Arıtma Tesisi buradaki suyun Marmara Deniz’ine direk deşarj ettiğini ifade etmiş lakin balık ölümlerinin önüne geçeçememiştir. Belediyeye muhalif yandaş medya da bunu kullanıp sorunun sorumlusu olarak mevcut Büyükşehir belediyesini suçlamıştır. Asıl sorumlu aranıyorsa 2006 yılında Küçükçekmece’yi su havzası olmaktan çıkartanlardır. Bu yerin su havzası olması demek koruma altında olması demektir. Hem su havzaları yönetmeliği hem de İSKİ mevzuatına göre ÇED koruma kalkanının içinde olması demektir. 2006’da neden su hazvası olmaktan çıkartıldı?

Küçükçekmece gölü meselelesi günlük bir sorun değildir yukarıda anlattığım konu gibi onlarca geçmişi vardır ama aslına bakarsanız ülke’nin atıksu politikasıyla ilgili bakış açısının sonucudur; bunu günlük politik siyasete malzeme etmektense kalıcı çözümler için ortak çalışmalar yürütmek gerekir. Burada yasamanın ve hükümetin de üzerine önemli görevler ve sorumluluklar düşmektedir.

Çözüm için mesele’ye biraz daha derinden daha öncesinden sanayi ve evsel kaynaklı atıksuların desarjından, riskin kaynağında önlenmesinden bahsetmek isterim yoksa oradan o çamur’u alırsınız, akabinde gölün suyunu havalandırırsınız ve kısmen geçici bir çözüm bulursunuz ama uzun vadeli çözüm yine yasalardan, çevreci atıksu politikasından geçmektedir. Havalandırma işi de pek kolay bir proje değildir. Haliç’in temizlenmesi meselesi AB kaynaklı fonlar yardımıyla yıllar alacak bir projeydi. Burada dipteki çamur’un miktarı, atıksu kaynakları, yine çamur’un niteliği, suyun ph değeri hakında bilgi sahibi değilim ama bir habere göre oksijen seviyesi 7 olması gerekirken 4 çıkmış deniyor. Bu konuda yetkililerin açıklamalarını takip etmekten başka bir çaremiz de yok. Balık ölümü’nün gerçekleşmesi demek sadece oksijen seviyesinin literatüre göre olması gereken’den daha az olması demek değildir. Balık ölümlerinin arkasında desarj edilen izinsiz zehirli kimyasalların da etkisi olabilir. Bunun İSKİ tıksu takip yöntemiyle bulma bilgisine sahiptir. Bu konuda daha geniş çerveveli testlerin en kısa zamanda yapılacağını düşünüyorum.

Küçükçekmece’ye gelen atıksuyun arıtılması için 2003 yılında İSKİ tarafından Küçükçekmece ön arıtma tesisi kurulmuş ve Küçükçekmece ilçesi, kısmen Bakırköy ve Avcılar ilçelerinin atıksuları burada bir ön arıtmadan geçirilmektedir. Geçtiğimiz Mart ayında buradaki atıksuyun Ataköy’deki ileri biyolojik Atıksu Arıtma Tesisine yönlendirilmesi ile ilgili projeye başlanmış halen proje devam etmektedir. O konuda bir yavaşlama olduğunu tahmin etmiyorum ve sorunun kısmen çözülmesine de katkı sağlayacağını düşünüyorum ama atıksuyun buradan desarjı yeterli olmayacak oradaki çamur’un da gölden çıkartılması gerekmektedir. Bu proje kapsamında İSKİ’nin gerekli yatırımlarını yapıp yapamyacağını bilmiyorum çünkü bu bölge aynı zamanda artık sebebi ayyuka çıkmış Amerikan Savaş Gemilerinin Karadeniz’e çıkartma projesi olan Kanal İstanbul güzergahındadır. İSKİ burada boşa da kürek çekebilir. Elleri kolları bağlanabilir.

Atıksu desarjı ile ilgili amir kanunumuz ve yönetmeliklerimiz var. Amir kanun 2872 sayılı Çevre kanunumuz ekolojik dengeyi korumayı amaçladığını ifade ediyor ama bunun sağlanmasında yine bir çok konuda olduğu gibi yetersiz kalıyor. İşletmeler şirket kuruluşunda ilk bir yıl içinde ÇED görüşü ve Çevre İzni almakla yükümlüler ayrıca bir bina inşa edilmeden önce ÇED olumlu görüşü alınmadan inşa edilemez. Konuyla ilgili izni veren yetkili kurumlar Çevre Bakanlığı yani hükümet organıdır. İski’nin de desarj izni konusunda Su Kirliliği yönetmeliğine paralel olarak hazırladığı bir iç kontrol sistemi var. 1994 yılında beri iktidarın elindeki İSKİ yönetimi binlerce hatta onbinlerce işletmeye atıksu desarj izni vermiş bulunuyor. Yani verilmiş desarj izinleri mevcut yönetimin bir sorunu değildir. Buradaki kapasite ile ilgili bir çalışma yapılmamış, gölün içindeki çamurun engellenmesi için göle akan bütün atıksu giriş kanallarında bir ön arıtma gerçekleştirmemiştir. Su havzası özelliğini de yitirdiği için koruma kalkanı kalktığından gölün etrafı onu kirleten yapılarla doldurulmuştur.

2000’li yıllarında başında bölgeden hatırladığım bir proje var mesela; Ardıçlı Evler projesi; hatırladığım kadarıyla tarlanın üzerine yapıldı. Ben bu proje’nin ÇED raporunu nasıl aldığını hala anlayamıyorum? O güzergahtan devam ettiğinizde; Hem Küçükmece sahili boyunca hem de Esenyurt’tan Avcılar’a kadar uzanan bölümünde inşaatlar halen devam etmekte, buradaki plansız yapılar en son kabul edilen yapı kayıt belgesi mevzuatıyla şimdi yasal hale getirilmiştir. Düzeltilecek bir yer kaldıysa oraya sahip çıkarlar şimdi belki ama bu yapı yükünün göl’e verdiği zarar inanılmaz boyutlarda. Çevre Kanunu ekseninde 2004 yılında hazırlanan ve güncel haliyle epeyce bir işlevsel hale son Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği kirletici etken olarak Küçükçekmece gölündeki meseleyle alakalı bir fayda sağlayacak durumda değil oysa bu yönetmeliğin göllerin ve havzaların bu hale gelmesini önleyecek şekle getirilmesi gerekir.

Son olarak Avrupa’ Birliği’nin doğal ortama desarj izin belgesine konu atıksu parametrelerine bakarsak; Askıda Katı Madde (AKM) 60 mg/L biz de bu limit Su kirliliği yönetmeliği ekindeki 5. Tabloda sektörden sektöre değişmekte ama aşağı yukarı 2 katı oranda 120 mg/L civarında dolaşmaktadır. Diğer parametrelerde 2,3 katı genişlik içinde belirlenmiştir. İSKİ kendi yönetmeliğinde AKM’yi Küçükçekmece gibi ön arıtma yapılan yerlerde 350 Mg/L olarak, İleri Biyolojik Arıtma Tesislerine ise 500 Mg/L değerinde kabul etmektedir. Avrupa’dan farkımız olsun değil mi? Çok büyük bir ayıp şu yazdıklar ama utanan çıkar mı bilmiyorum?

Yorumlar (0)