14.12.2017, 06:50

Kudüs menkıbeleri

   Kudüs üzerine epeyi yazıldı, çizildi. Bu da benim son yazım olsun. Kudüs, iktidar tarafından gündem değiştirmek, gaz almak, toplumu yönlendirmek için bulunmaz Bursa kumaşı vasfında. Böylesine tarihi, dini ve çok katmanlı konular olduğunda, ortalık cehaletin ve çarpıtmanın cerahatinden geçilmiyor. Özellikle böyle bir olmaz olasıca medya gerçekliğimiz var. 
***
   İsrail Filistin meselesi salt bir Yahudilik Müslümanlık çatışması üzerine bina edilirse, ortaya menkıbelerden ibaret baloncuklar çıkar. Çünkü dinler, yapıları gereği metafizik alemin konusu olup rivayetlere, mitlere açık bir alan oluşturur ve oradan beslenirler. Bilindiği üzere balonlar, hacimleriyle ters orantılı bir güce sahiptirler. Kolayca patlar, fıs diye sönerler. Ancak din temelli ve referanslı hareketler şiddete bulaşmışlarsa, birer bomba olurlar. Din ve milliyetçilik alanında, balon ile bomba arasında çok ince bir çizgi vardır.
***
   Şu sıralar medyada menkıbe örneklerine rastlıyoruz ki, şaşırtıcı değil. Bunlardan biri, Habertürk gazetesinde M. Fatih Çıtlak’ın köşesinde, Gönenli Mehmed Efendi’nin hatıratından yayınladığı bir bölüm var. Yazar, bu anıyı Mehmed Efendi’den dinledim diyor. Aynı yazı “Yeni Akit”te yer aldı. “Damga” gazetesinde de Mustafa Bekaroğlu konuyu “Ağlatan Hatıra” başlıklıklı yazısıyla köşesine taşıdı.  
***
   Gönenli Mehmed Efendi Menderes zamanında hac yasakları kalkınca, karayoluyla hacca giden ilk kafilelerde yer almış. Kudüs’e vardıkları günü şöyle anlatıyor: “Neyse efendim, Kudüs’e dört beş otobüs peş peşe geldik. Biz, tam kapının olduğu yerden şehre girdik, birdenbire gök gürledi. Bir rahmet, bir yağmur ki sormayın... Fesübhanallah! Fakat o anda acayip bir şey oldu. Normalde yağmur yağdığında herkes sokaklardan kaçar, ıslanmamak için bir yere dâhil olur. Ama Kudüs’te yağmurun yağmasıyla insanlar sokağa döküldü.
***
   Bizim hacıların bulunduğu otobüs kafilesinin etrafı insan seline döndü. Öyle ki arabaları sallıyor, pencerelere vuruyor, ağlayarak ve yüksek sesle bir şeyler söylüyorlardı. (Sanki olan biteni anlamıyormuş gibi tecâhül göstererek) Ben de görevliye sordum: ‘Kardeşim, ne bu gürültü, ne bu nümayiş? Bunlar ne bağırıp çağırıyorlar?’ diye.
***
   Kafile başkanı ağlayarak bana ne dese beğenirsiniz? ‘Hocam, hep bir ağızdan ‘Kudüs’ün sahipleri geldi, Allah Teâlâ da yağmur indirdi’ diye bağırıyorlar.’
Meğer üç senedir Kudüs’e bir damla yağmur yağmamış. Ama ne acayip tecellidir ki bizim arabaların geldiği an, Cenâb-ı Mevlâ yağmur indiriverdi. Orada olduğumuz müddetçe insanlar, bu rahmete ve yağmura doya doya kandılar.”
***
   Yaaaa, gördünüz mü Gönenli Mehmed Efendi’deki uhrevi gücü! 3 senedir Kudüs’e yağmur yağmamış. Tabi bu anlatıda Mehmed Efendi’nin Kudüs’e hangi tarihte vardığı belirtilmemiş. Dolayısıyla o 3 senelik yağmur yağmaması meselesinin doğruluğu daha buradan sarpa sarıyor. Kudüs’e bırak yağmuru, nisan ve ekim aylarında az da olsa kar bile yağıyor. Kudüs’e 1 yıl yağmur yağmayabilir ama 3 yıl, çok şüpheli hatta imkansız. Araştırdım, yağmur yağıp yağmadığı bilgisine ulaşamadım. Ancak bunun kayıtları mutlaka vardır.
***
   Mehmed Efendi’nin kendine mübareklik payı çıkardığı bu anlatıda bir cümle daha var; ne demiş Kudüslüler: “Kudüs’ün sahipleri geldi. Allah Teala da yağmur indirdi.” 
***
   Kimmiş bu Kudüs’ün sahipleri? 
   Elbetteki Mehmed Efendi ve kafilesinin şahsında Türkler!
   Müslümanlıktan girdik, Türklerle zirve yaptık. Zaten Türklersiz bir İslamlık, zayıf kalır. İslam Türk’ün kılıcıyla şana ermiştir gibi mesnetsiz anlatılarla öğrencilerin kafaları dolduruluyor. 
   Ancaaaaak o Türkler ki, İslamın kılıcı altında 200 yıl inim inim inlemişlerdir de İslam egemen din olunca bu gerçeği gizlemeye çalışmaktalar. 
   Yazık, çok yazık!
***
   Bu anıda dikkat çeken bir kelime var: Ağlamak. 
   Kudüslüler arabanın etrafını ağlayarak sarmışlar! 
   Kafile başkanı ise bu olayı Mehmed Efendi’ye ağlayarak anlatmış!
   Ağlama fiili, menkıbelerde en çok kullanılan ve etki yaratmak için eklenen fiildir. 
  Bu ağlaklık hali size bir şeyler hatırlattı mı?
  Söyleyeyim; Fettullah Gülen çok ağlardı. Meğer ki ne adammış be; ağlayan terrörist!
***
   Kudüs’te o tarihlerde ne kadar Yahudi yaşıyor?
  1850’li yıllardan itibaren bugüne kadar Kudüs’ün nüfusunun genellikle %65’i Yahudi’dir. %30’u Müslüman’dır. Demek bu mübarek hac kafilesinin yüzü gözü hürmetine Yahudiler de yağmurdan yararlanmış oluyor. Ama o ‘çıfıtlar’ bu Müslüman      Türk kafilesine bırakın ağlamayı, dua bile etmemişlerdir! O ‘çıfıtlar’ yok mu?
*** 
   Uzun lafın kısası: İslam dünyasındaki mübarekleri toplayın, salın İsrail’in üzerine. Zeus’un yıldırımlar saldığı gibi bu mübarek efendiler de İsrail Yahudisini yıldırımlara boğsun. Öyle ya, madem 3 yıldır yağmur yağmayan Kudüs’e bunlar girince yağmur yağıyor; şimdi de o ‘çıfıtarı’ tufanda boğsunlar! 
***
   Bekaroğlu’da Damga gazetesinde aynı alıntıyı yaptıktan sonra yazısına şu cümleyi ekliyor; “Amerika'nın şeytanlığı devam ederse; tereddütsüz dünya savaşı çıkar... Bunun kaybedeni İslam Dünyası olmaz.”
   Breh, breh, breh!
***
   Bekaroğlu’na hatırlatayım; kaybeden İslam dünyası olmaz çünkü İslam dünyası iki tarihi aşamada çoktan kaybetti. Birisi, İslam dünyasında 8. yüzyılda ortaya çıkıp Greek felsefe çevirileri üzerine yeni felsefi görüşler ekleyen mutezile, yani akılcılık hareketinin boynunun 1.100’lü yıllarda Gazali’nin iktidar destekli baltası tarafından vurulduğunda. Diğeri ise İslam dünyasının 500 yıllık modernizm gerçekliğine sırtını dönmesi ve hatta onunla metafizik alanda boğuşmaya girmesiyle. 
***
   Sonuç: İslam dünyası sürünmektedir! Ve yapay zekâ üzerinde çalışılan günümüzde İslam dünyası hala kıl tüy, kadın, kız, içki, örtünme işleriyle uğraşmakta. İslam ülkelerinde bilimsel bilgiden ve insan hakları hukukundan vampir gibi korkan iktidarlar egemen. Böyle olduğu içindir ki dünyada şiddetin, yolsuzluğun, hırsızlığın, tecavüzün, işkencenin, sömürünün, ezilmişliğin, yoksulluğun en çok olduğu ülkeler, İslam ülkeleridir.
***
   Demek 3 yıldır yağmur yağmayan Kudüs’e bizim hac kafilemiz geldiğinde yağmur yağmış!

Yorumlar (1)
Hakan Goybulak 3 yıl önce
Sahsinizi tenzih ederim ama bu yazı ile "nerem doğru ki?" diyen deveyi hatirlattiniz bana. Unutmayin ki hucbir yanlis biraz dogru ile karismadan hayatta kalamaz, tipki virusler gibi. Amacım hakaret değil, asla, ancak aşağılanması da kabul edecek değilim. Sanki Gönenli Mehmet Efendi ya da Musluman diye bilinen devletler Islam'i ya da bütün Muslumanlari temsil ediyor. Yok böyle bir şey. Felsefedeki çöp adam(asli straw man, ilk olarak Ingilizce'de ogrendigim için çeviri isabetsiz olabilir) argümanını usturup çürütmüşsünüz. Gercek hic oyle degil oysa ki; doğru, dindarlar bağnaz olabilir, ama görüldüğü gibi pekala tutucu ve bagnaz olabiliyor. Iyi gunler.