01.04.2021, 07:12

Kültürel iktidar meselesi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2017 yılında Ensar Vakfı Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada; "siyasi olarak iktidar olmak başka bir şeydir, sosyal ve kültürel iktidar ise başka bir şeydir. Biz 14 yıldır kesintisiz iktidarız. Ama hala sosyal ve kültürel iktidarımız konusunda sıkıntılarımız var" dedi. 2020 yılında İbni Haldun Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada da, “18 senedir iktidardayız, ama fikri iktidarımızı kuramadık” dedi. Son olarak bu yılın Ocak ayında; “iktidarlarımız döneminde en çok hayıflandığım hususlardan birinin kültür alanında arzu ettiğimiz gelişmeyi gösterememek olduğunu söylüyorum” dedi. Yıllar geçiyor ama söylem aynı. Mevcut anlayışla hala iktidarda olurlarsa kendi dillendirdikleri simge yıllar olan 2023 ve 2071'de bile aynı ifadeleri tekrarlayacaklarını şimdiden söyleyebilirim.

Peki, gerçekten de bunca zamandır “kültürel iktidar” kurulamamış mıdır? Yoksa iktidarın kültürü zaten gördüklerimizin ve yaşadıklarımızın karmaşık bir bütünü müdür? “Karmaşık bir bütün” ifadesini özellikle kullandım. Zira antropolog Edward Tylor kültür kavramını şu şekilde tanımlamaktadır: “Kültür ya da uygarlık bir toplumun üyesi olarak insanoğlunun öğrendiği ve edindiği bilgi, sanat, gelenek görenek, ahlak, hukuk ve benzeri yetenek, beceri ve alışkanlıkları içine alan karmaşık bir bütündür.”

Özetle, insanoğlunun yapıp ettiği her şeyin tamamı kültürdür. Bu kadar yıldır ekonomiden eğitime, dinden sağlığa, sanayiden sanata ve hatta kaç çocuk yapacaklarını söylediğiniz aileye kadar pek çok alanda karar verici olacaksınız, buna rağmen kültürel iktidarınızı kuramayacaksınız! Her şeyden önce kültürün mahiyetine ters bir durum bu. Neden ters olduğunu daha iyi anlatmak için kültür sözcüğünün etimolojisine bakalım.

Kültür, Latince “colera” sözcüğünden türetilen “cultura” kelimesinden gelmektedir. Colera ise ekmek-biçmek anlamındadır. Yani “kültür” kelimesinin kökeni “ekin”dir. Aynı şekilde Arapça karşılığı olan “hars” sözcüğü de “tarla sürmek” anlamına gelmektedir. Türkçe'de önce hars sonra kültür sözcüğü kullanılmıştır. Hatta cumhuriyetin ilk yıllarında Arapça ve Latince sözcükler yerine Türkçe olan ekin kelimesinin kullanılması önerilmiş, ancak tutmayınca kültür denmeye devam edilmiştir.

Dolayısıyla iktidarın şimdiye kadar yapıp ettiklerinin, etimolojiye uygun bir ifade ile ektiklerinin mahsulü mevcut kültürel hal(imiz)dir. Hani eskiler “ne ekersen onu biçersin” derler ya, işte Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bile memnun olmadığı ve “sıkıntılarımız var” dediği kültür aslında onun iktidarının ürünüdür.

Sorun şu ki, insan içinde olduğu/yaşadığı kültürel dünyanın farkında değildir. Bu oldukça normal bir durumdur. Bir eksiklik ya da kusur asla değildir. Hayâlî'nin “Bilmezler” gazelinde belirttiği gibi;

“Cihan ârâ cihan içindedir arayı bilmezler. O mâhiler ki derya içredir deryayı bilmezler.”

Yani, dünyayı süsleyen dünyanın içindedir ama onlar aramayı bilmezler; balıklar, denizin içindedirler ama denizi bilmezler. Deryadaki balık misali insan da kendi kültürel dünyasını bilemez. Bu bir tür körlük halidir. Ancak kendi kültürümüz dışına çıkınca ya da dışarıdan biriyle temasa geçince ait olduğumuz kültürün farkına varabiliriz. Bireysel olarak kültürel dünyamızın dışına çıktığımızda yaşadığımız sürecin sonucunda ortaya çıkan duruma kültürlenme, toplumsal olarak başka kültürlerle etkileşime geçilmesi sürecinin sonucunda ortaya çıkan duruma da kültürleşme denir. Kültürleşme ve etkileşimler toplumlara çeşitlilik ve zenginlik katmakla kalmaz, aynı zamanda yaşamsal bir zorunluluktur da. Aksi durum, toplumun içe kapanmasına ve değişimlere ayak uyduramamasına ve zamanla kendi imhasına sebep olan bir kısırlığa yol açmaktadır. Söz gelimi Helenizm, İslamlaşma ve Batılılaşma yaşadığımız coğrafyanın geçmişten günümüze geçirdiği kültürleşme ve etkileşim süreçleridir. Söz konusu süreçlerin sadece bizim coğrafyaya değil dünya uygarlığına kattıkları ortadadır.

Siyasal yapılar da bu süreçlerden azade değildir. Hem kendi hem de ülke “bekası” için dışarıdan bir bakışa, eleştiriye ve etkileşime ihtiyaç duyarlar. İktidar ve ortağının yerel seçimlerden bu yana dillendirdiği “beka sorunu” bir anlamda doğrudur. Ama onların iddia ettiği türden bir beka sorunu değil, tam tersine her türlü farklı düşünce ve görüşün baskılanması, hatta kriminalize edilmesinden kaynaklı ortaya çıkan bir beka sorunuyla karşı karşıyayız. İktidar, tüm toplumsal katman ve kurumları tek tip bir düşüncenin içerisine hapsetmeye çalışmaktadır. Sonuç ortada, siyasal alandaki tekdüzelik kültürel alana da sirayet etmiş. Öyle ki Cumhurbaşkanı da bu durumdan rahatsız ama bunun, kendisinin ve “çevresinin” yanlış uygulamalarından kaynaklandığının farkında değil. Hala kendi yönetiminin oluşturduğu kültürel dünyada iktidar olamamaktan yakınmakta.

İşte tam da bu nedenle devleti yönetenlerin, muhalefete; farklı bakış açılarına, hatta aykırı görüşlere ihtiyacı vardır. Düşünce özgürlüğü sadece demokrasinin değil, sağlıklı ve sürdürülebilir bir yönetimin de olmazsa olmazıdır. Dolayısıyla iktidarın, başta üniversiteler olmak üzere bilim, sanat ve düşün alanlarından elini çekmesi gerekmektedir. Aksi halde kendi kurdukları kültürel iktidarın farkına bile varamayıp hayıflanmaya devam edeceklerdir.

Yorumlar (7)
Ceyhun Özener 4 ay önce
Hocam yüreğine sağlık
Serpil suvari 4 ay önce
Tebrikler hocam
Mihmani 4 ay önce
Elinize kaleminize sağlık.
Şemsettin 4 ay önce
Eline sağlık hocam.Süpersin
Mehmet SOLMAZ 4 ay önce
Hocam Elinize sağlık kalemin mürekkebi daim olsun????
C.B. 4 ay önce
Güzel bir yazı olmuş. Devamını dilerim...
BARIŞ KARADAĞ 2 hafta önce
HOCAM KALEMİNİZE SAĞLIK YİNE BİR AYDINLATICI BİLGİ VERDİNİZ..