20.11.2020, 05:48

Maskara

Maskara, bildiğimiz kadarıyla kadınların güzellik malzemesidir, kirpik boyasıdır, rimeldir. 
Maskara kirpiklerin boyanması amacıyla siyah pigment, vazelin lanolin, risin yağı, vitaminler ve keratin ile hazırlanmış fırçalı kozmetik ürünüdür.
Maskara bir de çocukların naif-saf tavırlarıdır. 
Çocukların yaptıkları sevimli hareketler orada bulunanları, suratsızları bile güldürür; çünkü yaptıkları güzeldir ve sevimlidir, otantiktir ve doğaldır ki onu yapan çocuk olduğu için.
Yetişkin birinin insanları eğlendirmek, güldürmek ve güldürürken düşündürmek bir yetenek işidir, o sanattır.
Oysa birinin birilerine yaranmak için ikiyüzlülük yaparken sergilediği tavır, onursuzluk maskaralıktır. 
Maskara, kendisini veya karşısındakini çok utanacak ya da ayıplayacak rezil edecek bir duruma sokar. 
O aşağılık utanmaz arlanmaz birisidir. 
“Maskara”nın yaşam ve toplum ile derdi yoktur; çünkü onursuz, adi kılıklı biri olduğundan her yaptığını, söylediğini, yazdığını doğruymuş gibi savunur. 
Her yaptığı soytarılıklarda birileri tarafından sırtı sıvazlanır. 
Bu satırları okurken okuduğumuz okul; 
çalıştığımız işyeri, 
yaşadığımız ülke ve dünyada birçok maskaralıklara tanık olmuşuzdur. 
Maskara “güzel insan”ın arkasından konuşur, karşısındaki kim olursa olsun onu sırtından hançerler; 
Hatta dün arkasından konuşup sövdüğü hakaret ettiğine bile yaranmak ister; 
Bulunduğu mevkii-koltuğu kaybetme derdi içinde olduğundan güçlülere yaranırken, dostlarını, birlikte çalıştığı insanları bir çırpıda satar ispiyonlar;
Kendisinde olmayan yetenekleri varmış gibi göstererek çamura bulanır; 
Çevresinin çok ve kendisinin mükemmel biri olduğunu belirtirken, gösteri ve toplantılarda kendisinden başka kimsesi olmadığı görülür; 
Kendini haklı göstermek için hep yüksek sesle konuşur. 
Gerçek olanı değil, yalanı, sahtekârı destekler; 
Düşünceleri ve insanları ayaklar altına alıp, onları hep maddi çıkarı için kullanır; 
Herkese uyması gereken kurallar koyarken, kendisi hep ihlal eder. 
Kendisi gibi ahlaksız aşağılıklarla uyum içinde çalışır; ama hep birinci olmak ister; bunun için onları bile satmaktan kaçınmaz. 
Hırsları vardır ama egoistçe ama vahşi bir hayvan gibi; 
Beyinleri vardır, düşünürler, ama bir yılan ve akrep gibi...
Akrep doğası gereği karnı tok olsa da iğnesini birine sokar. 
Arı da doğası gereği petek yapıp içini doldurur.  
Biz “güzel insanlar” için ise ihtiyaçlarımızdan dolayı çalışırız.
İhtiyaçlar, doğada ayakta kalmak, ayakta kalırken kendimize vakit ayırmak ve bizden sonrakilere yaşamlarımızı aktarmak. 
Maskara işte bu dönemde başladı. 
Roma’yı yakan Neron ile insanları fırında yakan Hitler arasında ne tür fark vardır? 
Dün ölüm fetvası çıkardığı ozanın bugün şiirlerini okumak, gerçekleri dile getiren “güzel insan”ı asmayıp da besleyelim mi diyenin başları sıkıştığında nerede bunlar diyenler; 
Dün eliyle besleyip büyüttüğü canavarın bugün kendisini de korkutmaya başladığında “nerede örgütlü modern toplum” demekte.   
Yaşarken güzel insan temelinde bir amacımız var. 
Bu nedenle her şeyi göze alabilir sürgünü, sorguyu, işkenceyi, sakat kalmayı, hatta uzun yıllar cezaevinde tutulmayı; 
Burada insanlık onuru ayaklar altındadır ama “güzel insan” onurunu ayaklar altına aldırmaz “d i r e n i r” ; 
Ama cezaevinden tahliye olmaya gör ekonomik koşullar “büyük dedemin” belirttiği gibi ağırdır hepsinden, dayanmak zordur, yürek ister, 
Pek azı karşı koyar paranın sultanlığına, 
Diğerleri direnemeyip onun seyrine kapılır.
Evet, kısaca Maskara dününü hatırlamayıp gelecek için bir beklentisi olmayan,
Günü birlik yaşayan, 
Yaşarken insan olma değerlerini hepten yitiren ucube-garibedir. 
Dr. K. Dinçmen ’in belirttiği gibi, 
“Ne acıdır ki genelde insanlar, insan olmanın vakurluğu içinde insancıkların her gün sergiledikleri bu hastaca edindikleri tavrı bir burukluk ile seyretmek durumundadır. 
Diyelim ki, toplumsal insanlar, insancıklardan çok ve güçlü olsunlar.” 

Yorumlar (0)