27.11.2020, 05:57

Memleket isterim...

Kadına yönelik şiddetin sığınağı tek yasa: “6284”

Kadına karşı şiddet, evde, sokakta, kadının olduğu hemen her yerde…

Üzülerek söylüyorum ki; kadınların karşılaştığı, normal davranış olarak nitelendirdiği birçok davranış da şiddet kapsamında yer aldı. Hukuk vicdanın dile gelmesi ve biz şiddet içerikli davranışları vicdanımız yerine yasalardan öğrendik. Şiddetin sadece fiziksel olmadığını 4320 sayılı yasadan öğrenirken, şiddetin doğru tanımını da 6284 sayılı yasadan öğrendik:

"Kişinin, fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri; buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfî engellenmesini de içeren, toplumsal, kamusal veya özel alanda meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranışı şiddettir."

Kadına şiddet uygulayan kişiyi ‘Şiddet Uygulayan’; şiddet gören kadını da ‘Şiddet Mağduru’ olarak nitelendirdi ve yeni bir kavram daha gündeme getirdi: ‘Israrlı takip mağduru’ Şiddetten bezgin kadınlar da 6284 sayılı yasa çerçevesinde haklarını doğru ve etkin bir şekilde kullanmayı öğrendiler ve öğrenilmiş çaresizliklerinden kurtuldular.

Yasanın yapılmasına zemin hazırlayan en büyük etkenlerden biri ‘kadına yüklenen toplumsal cinsiyet kalıplarıydı.’ Kadın evde yemek yapardı; kocasına itaat ederdi; ağır işlerde çalışmazdı; kadın, kadın gibi davranırdı; çocuksuz kadın olmazdı; kadın aile içinde varsa, vardı; tek başına hukuk sujesi olamazdı vs. vs… Bizim, “Kadının karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin.” gibi atasözlerimiz vardı. Bunların hepsi toplumsal önyargılardan oluşmuş, bilimsel hiçbir açıklaması olmayan, toplumsal cinsiyet ayrımcılığına sürükleyen bakış açıları idi. 6284 sayılı kanun bunu en aza indirmek yolunda güzel düzenlemeler yaptı. İyi ve doğru uygulanırsa ve teknik yetersizliklere takılmaz ise güzel bir yasadır.

Bu yasaya dayanarak, şiddete uğrayan, şiddete uğrama tehlikesi altında olan her kadın, aile mahkemelerine başvurup, aynı gün hangi koruma seçeneklerinden yararlanmak istiyorsa karar alıyor ve karar Cumhuriyet Savcılıklarınca uygulamaya konuyor. Şiddet uygulayan, kendisine tebliğ edilen, bu kararı ihlal ettiğinde 10 günden az olmamak üzere önleme hapsi ile cezalandırılıyor.

***

Tam 'kadına Şiddet' başlıklı yazımı bitirmiştim, İstanbul Gazeteciler Dernek Başkanı Sayın Mehmet Mert’i az önce bir panelde dinledim.

Konu kadına şiddet...

Ancak konuya öyle bir yerden giriş yaptı ki; “İşte budur!” dedim.

"Kadına rol biçildiğini ve gazete manşetlerinin kadının şiddeti hak ettiğini düşündürecek şekilde atıldığını; biz gazetecilerin bu konuda sorumluluğu yerinde kullanmadığını; kadına mağduriyeti, erkeğe gücü giydirerek toplumun da bu rolün hakkını vermeleri konusunda ve durumu kanıksaması konusunda medyanın sorumlu olduğunu ifade etti. "Erkek güçte haklı olunca, toplum bu konuda erkeği güdüledikçe kadın mağduriyetten değer alır, kendini baskılar ve kurban rollü kadınlar ve zorba erkekler çoğaltırız" dedi. Kadına güçlü olmak, erkeğe iradeli olmak güdülenirse çok şey değişir oysa. Kadınların eğitimsizlik, işsizlik, sosyal güvenceden yoksunluk gibi gerçek sorunlarına eğilmemenin sonuçlarını yaşadığımıza da değinen Mehmet Mert, biçilen bu mağduriyet rolleri ile kadınların onuru ile oynanarak haklarından mahrum edildiğini ve yazılı basının çanak tutan tavır yerine bu konuda sorumluluk sahibi olması gerektiğini; kadına karşı şiddetin erkek egemen toplumun sorunu olduğunu ve erkeğin buna neden olduğunu söyledi.

George Orwell’ın "medyayı kontrol eden, beyinleri de kontrol eder." sözü basının gücüne atıf. Yirmi bir erkek, üç kadın medya patronu ile erkek egemen bakışla yönetiliriz. Kamu spotlarının yönlendirici gücünü göz ardı edemeyiz. Rütük siyasete hassasiyetini içerik nedeniyle dizilere de göstermeli. Basın Kanunu ve Türk Ceza Kanununun gerekli yaptırımlarını uygulamak konusunda da sorumsusuz. Her ticari kuruluşun da kamu hizmeti sorumluluğu var. Çetin Altan’ın başarı İçin sözü şu: olmuş: Yalan söylemek zorunda kalmamak, başarıdır. Bakıyoruz, ülkemizde, siyasette, ticarette, medyada yalan var. “ Güzel dilekler, temennilerle sözlerine son veren Mehmet Mert’i tanımanız nedeniyle iyi ki diyeceğinizden eminim.

Ben de Mehmet Mert’i dinleyince kritik etmek istedim. Olayın sonuçlarından çok sebebine yorum getiren bir habercilikle; toplumu cezai yaptırımlar hakkında bilgilendirmiyor. Hikaye yazılıyor. İçeriğinde en ufak bilgi olmadan sadece etiket basılıyor. Örgütlü bir yönlendirme var gibi; seviyesiz bir güruha ithafen habercilik anlayışıyla, medya üzerine düşen sorumluluğun farkında bile olmadığını; farkındaysa suç işlediğini bilmiyor. Gerçek haberciler yerine habercilikten bi’haber gazetecileri, toplumu yanlışla özendirdiği için cezalalandırmak gerek. Burada yine bizlere iş düşüyor. Suç duyuruları ile...

İnsan Hakları ve özgürlükler evrenseldir; ancak demokrasi ulusun iç dinamiklerinden beslenir. Avrupa gibi utanç verici insanlık suçlarına sahip bir geçmişiniz yoksa; demokrasi anlayışınızda ihtisaslı olamıyorsunuz. Şiddet bu toplumun geçmişinde yok; özendiren ve normalleştiren politikalar var. Toplumun temel dinamiklerini sarsarsanız sonuç kaos olur. Huzurlu, uzlaşmacı evlere, size ait olmayan öğretileri, hayatları sokarsanız olacağı bu olur. Yasalar, çekinceli değil, net uygulanırsa; boşluksuz olursa; yaptırımlar ağır olursa; kanunlar, uygulanabilir olursa; işin öyküsünden çok sonuçlarına yaptırımlarına kafa yorulursa cinsiyetlere kendilerine uygun beklentilerle yaklaşılırsa; kadın, erkekleşmez; erkek sorumluluklarını bilir. Önce canlı; sonra hayvan bitki olarak ayrışıyorsak; yaratılıştan ötürü; sorun nerede? Önce insan; sonra erkek kadın demekte ne gibi bir beis var? Çözüm ve sonuçtan çok öykü ile uğraşıyor, tarihe dalıyoruz. Hayatı her alanında yönlendiren algı mühendisleri var ve dünya, ekonomisi, sosyo kültürel zemini ile oynayan bir akımla yönetiliyor. Değişimi, gelişimi yaşarken örnek aldığınız nesneyi doğru seçmeniz gerek. Ya da önce insanınızı bu değişim ve gelişime ayak uyduracak standarta taşımanız gerek. Çok acemice işler yapıyoruz. Asker gibi komuta ile yönetilmeye izin veren aydınlarla aydınlatılıyoruz. Artık bütünsel bakışla spesifik bakışı yerinde yetkin kullanmamız gerektiğini biliyoruz.

Yorumlar (2)
aysaraozenc 2 ay önce
Şahane bir yazı olmuş, kaleminize sağlık!
Saara Yılmaz Özenç 2 ay önce
Sayın Mehmet Mert vesilesiyle Aysara Hanım... Beğeninize memnun oldum.