15.03.2018, 21:00

Milliyetçi cephe(!) ittifakları

Toplumda ayırımı, kastlaşmayı ve ayrıcalıklıyı hep iktidarı yani gücü/yönetimi elinde bulunduranlar başlatmış ve hala devam ettirmekte. İktidar gücü temsil ederken diğerleri güce biat etmekte hatta birileri ona yaltaklanarak tıpkı asalaklar gibi ağzına çalınan bir parmak bala kanarak ölümüne ve ömür boyu yanında durmakta. Onlar yemeğin en iyisini yer, giysinin en güzelini giyer, sarayların en büyüğünde yaşar, koltukların en ihtişamlısında oturur ama bunun bedelini kendisi ödemez ödettirir. Kime?
20. yüzyıl başında ekonomik ve politik çalkantılar üstünde bulunduğumuz toprakların 600 yıllık yönetim biçimini ve iktidarı elinde bulunduranları değiştirmekle kalmadı, savaşları bölgesellikten dünya çapına yaydı. Doyumsuzluk, sahip ve hâkim olma içgüdüsü güçlüyü daha da güçlü zayıfı daha da zayıf yaparak var olan toplumsal dengeleri bozdu. Mali/finans sermeyenin diğer güçler tarafından varlığı ve gücü kabul edilir hale geldi. Üretim ve yeni teknoloji savaşları daha kanlı ve vahşi biçime getirirken insanlığın adalet ve merhamet duygularını da yok etti.
Birinci paylaşım savaşında kozlarını paylaşamayanlar ikinci savaşı çıkarmak için her türlü oyuna girdi. Yüz yıllardır birlikte yaşadıkları komşusuna, farklı manevi inancı, farklı dili, derisinin rengi farklı diye hâkimiyet kurup onu yok etmeye başladı. Kendi dili, derisinin rengi, ibadet evi ve inancını üstün tutarak birilerinin “arî” ırk safsatasını üstün tutmaya başladı. Savaş sonunda büyük bir yıkım ve enkaz altında insanlık yeniçağı yakalamaya çalıştı.
Savaş sonu güçler dengesi değişti, Avrupa da ki sömürgeci ülkeler ile  “güneşi batmayan imparatorluk”  gitti yerini dünün göçmenler ülkesi ABD aldı; eski sömürgeler el değiştirdi, Doğu Avrupa ve Asya kıtasının önemli bir kara parçası ekonomik ve politik ilişkilerinden çıktı; özellikle Avrupa da savaştan yıkım ve yenik çıkan ülkeler ABD’nin eline baktı ve onun verdiği kredi ve bağışlarla yeniden yapılanmaya başladı; bunların yanında dünyanın diğer ülkeleri eski sömürge ilişkilerini değiştirerek yeni bir anlayış ile yerli işbirlikçiler iktidara getirildi ordu ve diğer güvenlik kurumları buna göre yeniden biçimlendirildi. Açık işgal durumu yerli işbirlikçiler ile yapıldığında gizli işgal biçimini aldı; az gelişmiş ülkeler kelime değişliği ile gelişmekte olan ülkeler biçimine getirildi yeni sömürge anlayışı hâkim oldu. Günümüzde ise gelişmekte/kalkınmakta olan ülkeler olarak anılmakta.
Kapitalist/emperyalizmin III. Bunalım dönemi hem çok hızlı hem ağır bedellerin ödendiği ve değişikliğin yaşandığı dönemdi. II. Paylaşım savaşından sonra ve günümüze kadar gelen yılların her on yılı ayrı değerlendirmek gerekir (önümüzdeki günler de bu konuda ki yazımı sizlerle paylaşacağım). Birilerinin iktisatçı ve araştırmacılarının dediği gibi bizim gibi gelişmekte/kalkınmakta olan ülkeler başta ABD olmak üzere onun dümeninde ki askeri ve finans kurumlarına göbekten bağımlı hale getirildi. Onların haberi olmadan ne silahlar patladı ne üretim yapıldı ve ne de yurttaşların çıkarı gözetildi. Ordu ve güvenlik ABD ve NATO’ya bağlı ve ona göre dizayn edilirken ülkedeki yargı, eğitim, sağlık, tarım, sanayi, ekonomi ve basın/haberleşme yine onların çıkarına göre biçimlendirildi. Ülkedeki olumsuz gidişata karşı çıkar, gerçekleri dile getiren yurttaşları bilgilendiren kurum, kuruluş ve kişiler hain ve bozguncu denilerek soruşturma açıldı, gözaltı ve tutuklamalar ile susturmaya çalıştılar. Gerçekleri dile getirenleri “Moskof uşağı” diye etiketleyen kendi kirli ilişkilerini gizlemek için çamur atmaya ve çirkefleşmeye başladı. İktidarı yönetenler bununla da kalmadı yurttaşları 1950’li yıllarda kurdukları “vatan cephesi” adıyla bölmeye ve parçalamaya başladı. 1960’lı yıllarda halkın çocuklarına karşı milliyetçi tosuncuklar besleyip büyütüldü ve 1970’li yıllarda sermayeye karşı emek eksenli güçlerin örgütlülüğü ve gücünden korkanlar mecliste “milliyetçi cepheyi” kurarken biryandan da devletin kurduğu kontra güçlerle yeni tosuncuklar yetiştirip saldırmaya başladı.
1970’li yıllarda sermaye, iş dünyası ve uluslararası kuruluşlarında desteğini alarak kurulan Milliyetçi Cephe hükümetleri ülkeyi dışa bağımlı hale getirirken borç oranını da alabildiğine arttırır. Tarım rekabet edemez hale getirilirken işsizlik tavan yapar, sırf kendi çıkar ve menfaatlerini düşünen çevreler ve iktidarı elinde bulunduran güçler ülkeyi içinden çıkılmaz bir kaosa sürükler. “Bana sağcılar adam öldürüyor dedirtemezsiniz “ diyen şahsın hükümeti tosuncukları devletin bütün kademelerine yerleştirdi. Katliamlar, infazlar, sürek avı, sorgu odalarında işkenceler gazetelerin gündelik manşetleri haline gelir. Ülke güvenilmez bir duruma sokulup devlet “bir sente muhtaç” hale gerilir; olağanüstü hal yani sıkıyönetim devamlı biçime 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle getirilir.
Son günler özellikle iktidar ve onunla aynı paralelde gidenler 1970’leri sorgulamaktan uzak durup özeleştiri yapmayanlar bugün ülkenin ekonomik ve politik geçeklerini gizlemek için kim kime neden karşı olduğunu bilmeden ittifaklar ve cepheler kurmakta. Ülkenin tarım alanları atıl duruma düşürülürken, tarımda çalışanlar neden köyünü terk etmekte? Tarımda kendine yetip dış satım yapan bir ülke şimdilerde kırmızı mercimeği, kuru fasulyeyi ve sağanı bile neden dışarıdan almakta? Devletin kurduğu kurumlar neden özelleştirip satıldı? Sağlığımız ABD, Dünya Bankası, İMF ve diğer tekelci kurumların denek aracı haline neden getirildi? Ülkemin çocukları kapitalist/emperyalist finans çevrelerinin çıkarları için neden savaştırılmakta?
“Milliyetçi Cephe hükümetleri” döneminin muhasebesini yapmayanlar bugünlerde ona öykünerek yeni ittifaklar ve birlikler kurmakta hatta birileri bunlara methiyeler dizmekte, sorarım dış borç, döviz kurları, dış alım kotaları, işsizlik, tarım, eğitim, sağlık ve yurttaşların yaşam kalitesi/huzuru ne durumda? Yurttaşların şanslı çalışan ve emeklilerinin çoğunluğu yoksulluk ve açlık sınırının da altında belirlenen asgari ücretin de altında maaş alırken bu gerçeği kim inkâr edebilir, “mızrak çuvala girebilir mi”?

Yorumlar (0)