24.11.2021, 05:34

Modern sanayicilik kavramı üzerine

Sadık Gürbüz’ün çok sevdiğim bir türküsü var.

“Demiri toz ederler loy , Kan serperler gökyüzüne

Sevgiyi yoz ederler loy, Kül serperler kör gözüne…”

Sadık Gürbüz’ün o tok sesiyle “Demiri toz ederler” demesiyle, kendimi demir işleyen çalışanların bulunduğu bir fabrika içinde bulurum. İçim cızlar nedense. O yüzden modernleşmeyi biraz ele alıp içimdeki biriken dertleri bir anlatayım istedim.

Modernizm özetle, din temelli yaklaşımın yerine akıl ve bilimin esas alındığı bir akım olarak başlamış. Dünya savaşları öncesinde felsefi olarak gelişmiş, edebiyat dalında yükselmiş ve güçlü bir akım olarak hayatına devam etmekte. Kafka’sı, Albert Camus’u, Sartre’ı, ülkemizde Adalet Ağaoğlu, Oğuz Atay’ı da buna eklemekte yarar var.

Bu dünya, iki tane uluslararası düzeyde iki büyük felaket savaşlar zinciri yaşadı. Adlarına 1. Dünya Savaşı ve 2.Dünya Savaşı deniyor ama bizim sol tarafta yani akıl ve bilim tarafında (ki bendeki sol kavramının en kısa tanımı bu) bunlara paylaşım savaşları diyoruz. Temelde bu savaşlarda aklı ve bilimi kullananlar vatan mücadelesi vererek yeni bir dünya haritası çizdiler diye kısaca geçelim mi? Bu haritalardan bazıları cetvelle çizildiği için öyle memleket aşkıyla olduklarına inancım sıfır. Ülkemizi kastetmiyorum aksine bizden gidenleri kastediyorum. Biz çok net bir emperyalist kuşatmanın içindeyken; kendi mücadelemizi vererek bu zinciri kırdık. Kırmakla kalmadık, daha üst seviye bir modern yaşamı “zorladık”. Modern sanayicilik kavramı da işte bu zamanda mı bizimle buluştu? İskenderun demir çelik fabrikasını Sovyetler Birliği ülkemizde kurduğunda sanayileşme adımları başlamıştı. Bunu toprak reformu ile güçlendirmemiz gerekiyordu ama olmadı; Mustafa Kemal Atatürk 1937 yılında ‘‘Memlekette topraksız çiftçi bırakılmamalıdır.” dediğini hatırlatırım. Bunun yüzünden dedemlerin Cumhuriyet Halk Partisiyle problemi olduğunu bizzat babamdan duymuşluğum bile var. CHP’nin “Toprak reformu” söylemi köy ağalarını hep uzaklaştırmıştır partiden. O zamanlardaki seçimlerde ortaya sandık konmazdı, köyde oy kullanacaksın ve Ağa’nın dediği partinin dışında oy vereceksin? Bu mümkün değildi. CHP’de İnönü’nün seçim kaybetmesi de bu döneme denk gelir. Oy kazanmak için popülist yolu bulan Menderes hükümeti ise toprak ağalarını yanına alarak bu projeye çok kolay karşı çıktılar. Mustafa Kemal Atatürk’e tek kızdığım nokta bu toprak reformunu kendi döneminde ite kaka da olsa yapmayışınadır.

Modern sanayicilikle toprak reformunun organik bir bağı var. Ülkemizde çarpık kentleşmeler, İstanbul’un bu kadar devasa yaşanılamaz bir şehir haline gelmesi bu toprak reformunun olmamasının negatif yönde etkileridir. Bunun yanına eğitimdeki gerilik, bilim ve akla dayalı olmayan sağ iktidarların 50 yıldır ülkeyi yönetmesi, iktidar olmak için ABD’den icazet alan mandacı zihniyetlerin bütün partilerde yönetimi devralması gibi çok fena sonuçları var. Tek başına bir mihenk taşı diye bakmıyorum ama çok önemlidir.

Gelelim modern sanayi meselesine; bizim ülkemiz çok geniş bir coğrafyada, çok farklı iklimleri yaşayan, çok kültürlü bir yapıya sahip. Bu coğrafi ve kültürel zenginliğimizi bir artıya dönüştürme şansımızı da yeterince kullanamıyoruz. Akıl ve bilimle hareket edenlerin 2 paylaşım savaşını da kazandığını görmemize rağmen inatla bu yoldan sapmaya meylediyoruz. Oysa ki akıl ve bilim esas alınsa bu toplumun önünde durabilecek bir engel yok. Modernizm bugün için temel alınması gereken anlayıştır diye bir iddiam yok; zaten doğru da değil çünkü gelecek artık kendi karar veren “yapay zekâ” teknolojilere doğru evrimleniyor ve orada da işler çok hızlı ilerliyor.

Bizim meslekte ağırlıklı yönetim sistemleri konusunda olduğundan bu alanı gözlemleme şansımız da oluyor ama ben yapay zeka ile üretim yapana veya yapay zeka bir şeyler üretene henüz rastlamadım. Yok demiyorum ama ülkemizde yapay zeka konusunu çalışan kaç kurum var? Ben sayısını bilmiyorum. Nasa’nın sanayi teknololojilerinin gelişimine çok katkısı var, özellikle savunma sanayisindeki gelişmeler de bu yönde pozitif etki ediyor ama bizim ülkemizde bu nasıl evrilecek hep birlikte göreceğiz. Modern işletme demek; dış cephesi cam kaplı, danışmasında cici kızların olduğu, kapısında Mercedesler’in olduğu işletme demek değil. Bu devir kapandı. Modern işletme; çalışanlarına sürekli eğitim sağlayan, asgari ücretin üzerinde adil ücretin hesaplandığı, kariyer gelişiminin hesap edildiği, her konunun planlı ve bütçeli bir şekilde koordine edildiği, fason üretim mantığından çıkılarak markalaşma ve inovasyonun temel motivasyon olduğu, öyle üç beş yeğen, kardeşle değil herkesin yönetime katıldığı, işçinin de hedefleri belirlemede sözünün geçtiği şirketler modern şirket oluyor. Bunu da şov amaçlı göstermelik yapmamanız gerekiyor. İçselleştirmeniz gerekiyor. Çok içim kararıyor gördüğüm manzaralardan.

Konuya ara vereyim.

Bu aralar herkesin derdi, arkasında kocaman bir boşluğun olduğu küreselcilerin yeni dünya düzenindeki yeni kumar makinesi “Coin”lerden malı götürmek. Etrafta da çok duyduğumdan benim bile hatırı sayılır bir birikimim oldu ama içten içe bu sisteme karşıyım çünkü arkası boş ve %99’u bitip gidecek bir hayal dünyası sadece. Kalan yüzde 1’de epeyce yol alacak ve geleceğin değişim araçlarından olacak gibi de duruyor. Bunu da reddetmiyorum ama çalışmadan, üretmeden cepleri doldurma işi bana göre değil. Bunun halkların, toplumun genelinin lehine olmayacağını da görüyorum. Yapay zekalı bir dünya kurmak için ilk adımlar atıldı. Küresel sermaye kendi 250 milyonluk dünya devletine giden yolda durmadan devam ediyor. Bunun sonucu Troçki’yi haklı çıkartacak şekilde evrilir mi? Umarım öyle olur! Satranç tahtasında insan’ın bilgisayar karşısında yenildiğini de hatırlatırım. Bizler için pek de parlak günler yok gelecekte. Enseyi karartmayalım derler eskiler. Ben de artık eskidiğim için aynı cümleyle virgül koyayım yazıya.

Enseyi karartmayalım.

Görüşmek üzere, sevgiler.

Yorumlar (0)