25.01.2021, 05:46

Ne yapıyorsunuz? “Sözde” lafını ABD’de öğrendi

Nereden başlamalı.

Ne denilmişti. “Dert bir değil elvan elvan” ya da, “Bir dokunup bin ah işittik”.

Bunlar kalıplaşmış laflar ama, maalesef günümüzde gerçeğin taa kendisini yansıtıyorlar.

Üretici, köylü ve çiftçi den başlayalım.

Atamız Atatürk’ün deyimi ile Türk milletinin efendisi köylü toprağı ile küsmüş.

Neden?

Tohum yok ve yöneticilerimizin sözde sevmediği İsrail'e bağımlı olduğu içinde pahalı.

Çiftçi için olmazsa olmazlardan olan gübrenin yanına varılmıyor. Hayvancılık ülkemizde bittiği bitirildiği için doğal gübre zaten yok.

Traktörünü çalıştırmak için alacağı mazot her şeyde olduğu gibi ateş pahasında. Traktörü ve tarlası icra ile elinden alınmış çitçi ne yapabilir ki?

Bu şartlarda tarlasını, toprağını bostanını ekebilen çiftçi elde ettiği ürününü satamıyor. Satsa da amaçları çok kazanmak olan aracılar sayesinde tüketici de alamıyor.

Bu nedenle de son zamanlarda pazarların bittiği akşam saatlerinde pazarcıların artan mallarını götürmeyip döktükleri Pazar artıklarını toplayanların sayısı her geçen gün artıyor.

Bu manzara karşısında ülkemizi yönetenler ve yönetmeye talip olanlar ne yapıyor? Birisi ortaya bir şey atıp anlatıyor. Diğeri, “Hayır öyle değil” diyerek karşı çıkıyor. Yani anlaşıldığı kadarıyla çare olmayı düşünmek yerine polemik politikasını sürdürüyorlar.

 Tüm bu meselelerin çözümü mümkünken. Bir araya gelip, “Biz bu halkın vekiliyiz. Onların durumu hakikaten her geçen gün kötüye gidiyor. Bunu halledelim” diyip çare arayan ve çözen yok.

Esnaf, kendini unuttu.

Bir dokununca bin ah işitilen meslek grubunun bir diğeri ülkenin betonu sayılan esnaf kuruluşları, pandemi sürecinin de etkisiyle bir çoğu yok oldu ve olmaya da devam ediyor.

Kahvehane, lokanta, çay bahçeleri, düğün salonları, eğlence mekanları kapalı, kuaförler kısıtlı.

Bu sektörde çalışanların tümü işinden ayrıldı ve onlar alabilirlerse devletin verdiği cep harçlığı niteliğindeki para ile geçinmeye çalışıyorlar. Bu ödeneğin ne zamana kadar ödeneceği de belli değil.

Ayrıca Emeklilikte yaşa takılanlar, öğrenci iken Kredi ve Yurtlar Kurumu’ndan burs almış olup mezun olduğu halde iş bulamayan gençlerin borçlarından dolayı yapılan icra işlemleri, Genel Sağlık Sigortası primi ödenmediği için sağlık hizmetlerinden yararlanamayanlar, atanmayı bekleyen öğretmenler, pandemi dönemi olmasına karşın görev verilmeyen sağlıkçılar, ordumuz içerisinde canları pahasına vatanımızı savunan ve bizlerin güvenliğini sağlayan uzmanların durumu, 3 bin 600 ek gösterge sözü verildiği halde bu haktan yararlanamayan memur ve emeklilerinin durumu, servisçilerin ve saymakla bitmeyen sorunlar yumağı.

En önemlisi devletimizin adeta haraç verdiği ve tüm çağrılara rağmen sonuca bağlanamayan, köprü, yol, tünel, havaalanları yapan müteahhitlere verilen Deli Dumrul haracı ve daha neler neler.

Şu müteahhitlere ödenen haraç, sabit kurdan anlaşılıp borç sözleşmeleri yenilenmiş olsa bile yukarıdaki meselelerden birçoğunun halli için kaynak bulunmuş olur.

Sözde” lafı ABD’de

Ülkemizde yönetimden sorumlu bakanlarımız birbirleri ile aynı kabinede olmalarına rağmen sosyal medya üzerinden birbirlerine laf yetiştiriyor. Bu durum elbette hoş değil. Kabinede geçimsizlik veya bir arada olmayışının emareleri gibi algılanıyor.

Öte yandan parti liderleri birbirlerine “Sözde” diye hitap etmeleri ne ülkemizde ne de dış dünyada hoş karşılanmadı.

Hatırlatmak gerekirse ey büyüklerimiz, halk sizi birbirinizle polemik yaratarak bizleri idare edin diye seçmedi. Maden hep vatan millet aşkı diyorsunuz o zaman bir araya gelin ve birlik olun ki, ülkeye huzur ve çözüm gelsin, dış dünyaya da birlik ve güçlülük mesajı verin.

Yoksa el oğlu yani ABD’nin kurulacak hükümetinde Dışişleri Bakanı olması beklenen Antony Blinken, sizlerin birbirinize hitap ettiğiniz “Sözde” sözünü alır ve ülkemiz için, “Sözde müttefik olarak” kullanır.

Uğurlar ola

Ben Atatürkçüyüm. Ben Cumhuriyetçiyim. Ben Laikim. Ben anti-emperyalistim. Ben bağımsız Türkiye’den yanayım. Ben özgürlükçüyüm. Ben insan hakları savunucusu ve her türlü terörün karşısındayım. Ben yobazların, hırsızların, çıkarcıların düşmanıyım” diyen, cesur yürek kırılmaz kalem Uğur Mumcu meslektaşımızın katledilişinin 28. Yılında hüzünle, saygı ve minnetle andık. Yukarıda bahsettiği düşmanları onu maalesef katlettiler ve hala belki aramızda belki de dünyanın bir başka yerinde hala yaşıyorlar. Hak hukuk adalet tam olarak yerini bulmuş değil.

Uğur Mumcu, Atatürk ve silah arkadaşları olan dedelerimizin bir araya gelerek yokluk yoksulluk içinde verdikleri ve zaferle sonuçlandırdıkları Ulusal Kurtuluş Savaşı sonrasında kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesine bağlı, emperyalizme, sömürüye, vurguna, soyguna, gericiliğe, bölücülüğe ve emperyalizme karşı verdiği mücadelesinde gücünü Kuvva-yi Milliye anlayışından almış mücadeleci bir meslek büyüğümüzdür.

Onun bu ilkeleri ve çabalarını beğenmeyin onu bir Ankara sabahında katleden güçleri ve teşvik edenleri lanetliyorum.

Uğurlar ola Uğur Mumcu.

Yorumlar (0)