22.01.2022, 05:42

Nüfus hızla artıyor, bir de göçerler

Türkiye’nin belirlenen son nüfusunun 80 milyona dayandığını öğrendik. Bir de dışardan gelen sığınmacılar. Araziler satılıyor, evler satılıyor, halkın malı fabrikalar şirketler satılıyor. İlerimizde kuraklık ve açlık görünüyor. Dünyada hızlı çoğalan ülkelerden biriyiz. Birleşmiş Milletler ve Devlet İstatistik Enstitüsü verilerine dayanarak ülkemizle dünyayı karşılaştırdığımızda şu tabloyu görüyoruz. 1960’lı yıllarda 3 milyar olan dünya nüfusu, 1990’lı yıllarda 5.7 milyara yükselmiş. Türkiye’de aynı dönemde 27.754.820’den 56.473.035 kişiye çıkmış. Dünyada nüfus artış hızı 1960’da %1.9, Türkiye’de %2.8 , 1990’da ise dünyada %1.7, Türkiye’de 2.5 olmuş. Çok kötü kullandığımız doğal varlıklarımız bu kalabalığı beslemeye yetmeyecek. 1945-80’li yılların sonları arasında dünya yaklaşık 2 milyon hektar toprağın erozyonla kaybolduğu hesaplanmıştır. Ülkemizde ise, her yıl 1 milyar 400 milyon hektar toprağımız erozyonla barajlara, göllere, denizlere taşındığı, işlenebilir toprakların %60’ında, tüm topraklarımızın %75’inde erozyon tehdidi altında olduğu. 1960’ta Türkiye’de kişi başına tüketilen su miktarı 65 litre iken, 1990’da 188 litreye yükselmiş. Yine 1960’ta kişi başına tüketilen kağıt miktarı dünyada 25.2 kg, Türkiye’de ise 5.1 kg iken 1990’da dünyada 45 kg’a Türkiye’de ise 19.3 kg’a yükselmiştir. 1960’ta dünyada 1304, Türkiye’de 115 kwh olan kişi başına enerji tüketimi, 1990’da dünyada 2200, Türkiye’de ise 956 kwh’e yükselmiş. 1960’lı yıllarda dünyada tüketilen suni gübre 56 milyon tondan 1990’da 140 milyon ton, Türkiye’de 1960’ta 107 bin ton iken 1990’da yaklaşık 10 milyon ton olmuştur. Bu temel birkaç veriye bakıldığında dünyadaki insan etkinliklerini, toplumların davranış biçimlerini, çevreye yaklaşımlarını görünce önümüzde bizi bekleyen karanlık günleri görebiliyoruz. Dünyadaki ve ülkemizdeki durumu, BM Kalkınma Programı’nın hazırladığı “1999 İnsani Kalkınma Raporu” n daki bilgiler küreselleşmenin tekelleştirme getirdiğini, eşitsiz gelişmeye yol açtığını, gelir bölüşümündeki adaletsizliği arttırdığını belgeliyor. Peki, bu küreselleşme kime yarıyor? BM Raporu birkaç zengin ülkenin tekelinde olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye’de, en iyimser yaklaşımla, milyonlarca kişi yoksulluk sınırının altında yaşamaya çalışmaktadır. 2000’li yıllara geldiğimizde Türkiye’de yaşanan ekonomik olumsuzluklar uluslar arası raporlara göre 2.900 dolarlık kişi başına geliriyle dünyada 88. Sırada yer alıyor. İktisatçı “Mustafa Sönmez’in basına yansıyan saptamalarına göre Türkiye Dünya Bankasına gelir dağılımı konusunda yanlış bilgi vererek gelir dağılımı adaletsizliğini gizlemektedir. Biz hala ormanlarımızı taş ocakları, maden ocakları ile yok olmaya zorlarken, sulak alanlarımızı kötü kullanmaya açarak, hala verimsiz kötü kalite linyit kömürümüzle bir sürü termik santraller yapmaya uğraşarak, tarım alanlarımıza bina ve fabrika yaparak yaşam alanlarımızı sıfırlamaya çalışıyoruz. Ahhh be ATAM, Türk Milleti Zekidir, Çalışkandır deyişine akıl erdiremiyorum. O zamanlar sahiden öyle miydik? Yoksa öyle olalım diye mi söylediniz bu lafları. Nerelere gitsem kahveler dolusu insanları oyun oynarken görüyorum nerde o çalışkanlar. Sadece kadınlarımız tam sizin dediğiniz gibi çabalıyorlar. Yarınlardan korkuyorum. Gelecek nesiller için. Biz gene yapabildiğimiz kadar ülkemizi, doğamızı korumak için çalışmaya. Halkımızı bilinçlendirmeye çalışacağız. Sağlıklı kalmanız dileklerimle.

Yorumlar (0)