17.01.2021, 06:29

O limanla fenerin hikayesi...

Bugün bir cumartesi günü yazısı daha...

Ve bu günleri yazmaya çalıştığım, adına da 'Cumartesi yazılarım' başlığını koyduğum yazılarımın devamı niteliğindeki yazımın adını değiştirtenlerin bir sorusuyla karşılaştım.

Bir önceki yazımda son liman dediğim limanın kim olduğunu merak edenler olmuş.. Ben de o yazımda bahsi geçenin yani o limana gemiyi çektirenin parlayan ışıklarına esir olduğum Deniz Fenerine sorun dedim.

Merak edenler erinmemiş çoğumuzun Face, WhatsApp , instagram ve son olarak telegram ya da iktidarın çok bilmişlerince yapılan Bip yüzünden artık unuttuğum mektuplar gibi unutulan o fenerleri aramaya başlamışlar.

Ve olsa olsa bu gemiyi son limana çekenin mavi denizin kızı yani deniz kızı olacağını tahmin ederek durmadan dönen, döndükçe ışık veren yüzü ile deniz fenerine yaklaşmışlar..

Ve o fenerin Don Kişotun atına binip, hırsla üzerine gittiği yel değirmenlerinden farksız bir tablo ile gelen meraklıları daha da meraklandıran bir yola başvurmuş.

Şaşırmış o limanı ve gemiyi merak edenler kala kalmışlar, karanlıklar içinde hırçın dalga sesleri ile irkilirlerken.

Zira o geminin yanaştığı limana değil, deniz kızı kadar güzel, masum, kendi etrafında dönerken ışık veren deniz fenerine yanaştığını anlamamış, saf saf baka kalmışlar.

Ve geminin limana değil, deniz fenerine uzanmak, tutmak isterken yarattığı hırçın dalgalar arasında kaybolup gitmişler.

Gemi ile Deniz Feneri birbirine ışıklarını saçarak, güzelliğe, aşka, sevgiye, yeni birlikteliğe yön göstermeye başlayıp, yeni limanlara, hayatlara ve tsunami olsa da tüm dalgalara inat yol almaya başlamışlar...

Yorumlar (0)