21.01.2021, 05:46

Oku hele ne yazdın?

'Yatırımcı gelsin' derken Ardahan'dakiler gibi birçok kadına iş sağlayan Posof'taki tekstil fabrikasını olduğu gibi Ardahan'daki tekstil atölyesini ziyaret edip, moral vermeyi düşünmeyen ama istenmeyen rektör olarak ilan edilen çok 'başarılı!' profla ve Amasyaya giden valinin hakkında bir çok yolsuzluk, olumsuzluk olduğunu ileri sürüp, açtığı davalar, soruşturmalar ardından kovduğu genel sekreteri belediyeden kapağı üniversiteye atan, kocasının yanına gönderen AK Partili Milletvekili ile adeta kanka olan CHP'li, Ulusalcı ATSO Başkanının da aralarında olduğu büyük devrimci, posbıyıklı devrimci, sosyalist, ulusalcıların abone ve destek sözünü tutmayıp, zorda bıraktığı Kemal amcanın çıkardığı Süzgeç isimli gazetesini neden kapattığını aklıma getiren bir durum yaşadım bugün.

Çünkü bugün yaşadığım bir olay benimde yönlendirip, desteklediklerimin gazeteci olup, beni de geçen güzel haber ve yorumları ile tanıdığınız birçok hemşeri gazeteci arkadaşım gibi benim yaptığım gazeteciliğe özenip, 'gazetecilik mi ben daha iyisini yaparım' diyerek gazeteciliğe özenen öğretmen, rahmetli Kemal Gültekin emekli olur olmaz, büyük devrimcilerin gazıyla çıkardığı Süzgeç Gazetesi adlı gazetenin bürosunu matbaamın hala bulunduğu binamızın 4. katında bir de büro tutmuştu. Rahmetli babam da kendisine destek olabilmek adına onca sözde devrimcilere karşı oğlunun gazetesi olmasına rağmen gazete çıkaran Kemal amcadan hiç kira almamıştı.

Emekli maaşı ile çıkmaya başlayan Süzgeç Gazetesi bugünkü milyonları bulan büyük devrimcilerin olduğu ülkemde çok da satmayan Cumhuriyeti sollayan ciddi yazılarla çıkarken beni de kıskandıran güzel grafiği ile kısa sürede ses getirirken birde ne göreyim;

Şener Şen'in başrolünü üstlendiği 'Milyoner' filminde büyük ikramiyenin, aldığı bilete isabet etmesiyle kafayı yiyen istasyon amirinin manzarası gibi bir manzara ile karşılaşmış, ne oluyor diyerek aynı binanın 4. katına alttan yukarıya baktığımda Kemal amcanın eski büyük daktilosunu ve daha yeni bastırdığı gazetesini yanına almış aşağıya atmaya çalışırken komşuları tarafından engellenmeye çalıştığını görüyordum.

'Acaba tatsız bir şey mi oldu?' diye merak içinde yıkadığım gazete kalıbını bırakıp, yukarıya koşarak yanına gittiğim Kemal amcanın ağlamamak için direnip, sıktığı dişleri ile yaşadıklarını anlatırken hepimiz üzülmüş, dona kalmış ve ardından da acı acı gülmüştük.

Çünkü gazeteyi çıkarmaya karar aldığında birçoklarının verdiği sözleri tutmadıkları yetmezmiş gibi gelip, kendisiyle adeta dalga geçercesine 'Kemal bugün ne yazdın hele oku' dediklerini öğreniyorduk.

Ve Kemal amcanın da yok imkânlar ile çıkardığı gazetesini eline alıp, gazetedeki haber ve köşeleri sabırla okumaya başladığı ama bununla yetinmeyen sözde destekçileri ve de okurlarının emekli parasıyla çıkarttıkları gazeteyi okuma zahmetinde bulunmadıkları gibi dalga geçtiklerine üzülmüştü.

Yani, son olarak kendisi gibi Çıldırlı olan Latif Tosunoğlu'nun büroya gelip, 'Kemal oku hele ne yazdın?' dediğini, bu yetmezmiş gibi bir de 'tamam, tamam.. şimdi işim var, ben bir bankaya gidecem, devamını sonra oku' deyip, gittiklerinden dert yanıyor ve 'başlarım ben böyle destekçinin, yalancı abonenin, okurun' diyerek daktilosonu, gazetelerini 4. kattan aşağıya atıp, 'gazeteyi kapatıyorum ulaennnn' diye bağıran rahmetli kemal amca.

Evet, benimde sıkça yaşadığım bu durum ve sanaldaki okumadan sözde beğenen ya da her sabah uyandıklarında yazdıklarımı mutlaka okuyup, okuduklarının anlaşılmaması için beğenmedikleri gibi Kemal amcada aynı durumu yaşamış ve bitirdiği emekli parasıyla zar, zor, bazen Şavşat'ta, bazen de Hopa'da ya da bizim matbaa makinalarında çıkardığı gazeteyi kapatmıştı.

Ve benim hala aynı durumları yaşamama karşın 35 yıla yakındır direnerek, kesintisiz çıkardığım gazetelerimi, yazdığım, yorumladığım yazılarımı, parasını ödeyemediğim için zaman zaman kapanan internet sitemi okuyanlar da neredeyse 'Hele oku ne yazdın' demeye getiren hal hareketlerde bulunurken, bunu haberin linkini tıklama zahmetinde bulunmadıkları için kendilerini ele verdiklerini de anlıyorum.

Neyse işte bugün yeniden yaşadığım ve bu yazıyı bana yazdırdığı için yine de teşekkür ettiğim birinin sanalda paylaştığım haberi merak edip, içeriğini bir çokları gibi okumadan sorması gibi, yazısını alıp köşeme eklediğimi göremeyen gazeteci gibi, attığım mesaj ardından 'Mesajdan bir şey anlamadım' diyen 'yazarlar!' oldukça bu ülkede neden gazete, kitap okunmuyor diye merak eden benim gibi safların haline acıyıp, rahmetli gazeteci Ümit Kılıç'ın kahkahalarını bana hatırlatan Kemal Gültekin'e rahmet okudum...

Yorumlar (0)