Dünyamız hiç olmadığı kadar hızlı bir şekilde değişmekte. Artık kavramlar eskisi kadar net değil; kim dost, kim düşman; kim hain, kim kahraman; kim siyah, kim ak ayırt etmek güç. Adeta bir belirsizlikler çağında yaşamaktayız, hızlı bir değişimin içinde olduğumuzun farkındayız fakat nereye doğru evirildiğimizin farkında değiliz. Her birimiz bu şiddetli değişim içinde hayatta kalmaya odaklanmış durumdayız ve hayatta kaldıktan sonra değişimin nereye doğru olduğu pek de kimsenin umurunda değil.
Aslında bu durumda olmamızın haklı sebepleri var. Hepimiz daha erken yaşlarımızda bir “gelecek” hayal etmişizdir, hem kendi durumlarımızı öngören hem de dünyamızın durumunu fakat “gelecek” hiç de hayal ettiğimiz gibi olmadı. Hala ağzına kadar dolu metrobüslere binmeye çalışıyoruz uçan arabalara değil, hala üzerimize ne giymemiz gerektiğini tartışıyoruz diğer galaksilere seyahati değil; açlık, yoksulluk hala sert birer gerçek hayatlarımızdaki. Hiçbirimiz böyle bir gelecek hayal etmemiştik muhtemelen. Aslına bakarsak çok da ilerlemiş sayılmayız, yıllar önceki gibi yaşamaya devam ediyor ve aynı sorunlarla boğuşuyoruz. 
Şimdi, muhtemelen akıllarınızda iki soru var:
Peki “değişim” bunun neresinde?     
Popülizmin konuyla ne alakası var?
Aslında ortada bir değişim yok, yalnızca bize gösterilen illüzyona kanıyoruz hepsi bu. İktidar sahipleri neye inanmamızı isterse ona inanıyoruz, inanmamızı istedikleri tabloyu söylemleriyle belirliyorlar ve tüm yayın organları sanki gerçek buymuşçasına bizlere bunları aktarıyorlar. İllüzyonun bu kadar başarılı olmasının sırrı, iktidar sahiplerinin söylemlerinde gizlidir. Bu söylemler, halkın aklından ziyade kalbine hitap eder. Mantığı değil duyguları ön plana çıkarmayı amaçlar. Bu söylemler genelde öfkelidir, halkın mağduriyetlerini (gerçek bir mağduriyet olup olmamasının önemi yoktur) ön plana çıkararak onları da öfkelendirmeyi amaçlar ve bu öfkeyle onları mobilize eder. Bu söylemler, halkın tek meşru temsilcisinin kendileri olduğunu iddia eder ve geri kalan herkesi ‘terörist’ gibi yaftalarla gayrimeşru göstermeye çalışır. Söylem sahibi, iktidarını ve tartışılmazlığını kuvvetlendirmek adına halkın geleceği kendisine bağlıymış gibi bir tablo çizer; devletin zor bir durumda olduğu ve birçok düşmanla çarpıştığı vurgulanır sürekli. Daha sonra tüm bu söylemler mevcut tüm basın-yayın organları aracılığıyla halka aktarılır ve çarpıtılmış gerçekliğimiz hayırlı olsun!
İşte yukarıda anlattığım tüm bu süreç popülizmin pratiğidir. 
Popülizm son yıllarda, birçok politikacı tarafından kullanılan bir araç olmaya başlandı. Hatta birçok siyaset bilimci 21. Yüzyılı ‘popülizm’ çağı olarak adlandırmakta. İşin dikkat çekici yanı popülizmin liberal demokrasilerin bir ürünü olması; yani liberal demokrasilerin sağladığı serbestlik ve rekabet ortamından faydalanarak böyle bir kavram ortaya çıkmasıdır. Önümüzdeki dönemde “popülizm” ilgi çekiciliğini kaybedecek gibi görünmüyor; işte bu yüzden bizler her seferinde daha sorgulayıcı olmalıyız. Sorgulamalıyız ki gerçekliği görelim, sorgulamalıyız ki uykumuzdan uyanalım.    
“Uyuyan milletler ya ölür ya da köle olarak uyanır.”
                            Mustafa Kemal Atatürk

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.