18.06.2021, 06:47

Ret

Şimdi size bir hikaye anlatacağım, dilim döndüğünce, kalemim yettiğince ve müsaadenizle...

  Bir adam var ve ne başı ne de sonu belli uzun bir yol. Gayet isabetsiz ve başıboş bir yürüşe çıkıyor bu yolda adam. Gökyüzü simsiyah tüyleri olan yaşlı bir kedi gibi. Bütün yapraklarını dökmüş bir ağaç gibi sönük duruyor yıldızlar. Porselen bir tabak gibi parlıyor dolunay. Havada Bergsonvâri bir sezgicilik seziyor adam. Deliliğini, neşesiyle; suskunluğunu, gözlemiyle; duygularını, düşünceleriyle örtüyor. Bir sağına bakıyor, bir soluna ve yürümeye devam ediyor, toprağın kokusu burnunda, rüzgarın sesi kulaklarında...

  Biraz ileride çitlerle çevrili bir gül bahçesine ilişiyor gözleri. “Mülkiyeti yok etmek gerek.” diyor içinden ve kendisinden beklenmeyecek derecede atik bir hareketle atlıyor çitlerin üzerinden. Adrenalin seviyesinin arttığını hissediyor.  Kozmosunun çatısı korkuyla kaplanıyor. Etrafına bakıyor, el çabukluğuyla birkaç tane gül koparıyor bahçeden ve tekrar koşarak atlıyor çitlerin üzerinden. Çıkıyor gül bahçesinden. Sol elinde tuttuğu gülleri ve yasağı delmenin iştah verici arzusunu sahiplenerek yoluna devam ediyor. Ara ara istemsizce de olsa dönüp arkasına bakıyor. Fark ediyor ki korku hala kozmosunun çatısı. Biraz rahatlamak için aklına ilk gelen şeyleri düşünmeye başlıyor ve sırasıyla sabah çözdüğü çengel bulmacanın cevabını, öğlen yediği yemeğin tarifini, Barbaros Hayrettin Paşa’nın ne hissettiğini, bir savaşın kaç sonucu olabileceğini, hayatı bir film olsaydı adının ne olacağını, Napoli’de çalışan göçmen kadın işçilerin bir gününü, birkaç gece önce içtiği şarabın nasıl bir bireyin ayaklarıyla çiğnediği üzümlerden çıktığını ve Türk, bıyıklı bir badanacının söylediği “Kartları kader karıştırır, sen sadece oynarsın.” cümlesinin anlamını düşünüyor. Zaman öldürmekten başka hiçbir işe yaramıyor bu düşünceler. Fakat adam düşündükçe ve yürüdükçe ayaklarının altından zeytinyağı gibi süzülüyor yol. Sağ tarafında, iki katlı bir evin bahçesindeki bakımsız erik ağaçları; sol tarafında, dere ve üzerinde zıpzıp zıplayan kurbağalar arasında kalan yolda ilerlerken adam, kadını görüyor. O an hayat da birkaç saniyeliğine duruyor. Başı göğe ermişcesine ya da asansör boşluğuna düşmüşcesine ürperiyor adamın yüreği. Yüzü, keyifli pazar kahvaltılarında servis edilen bir ekmek dilimi gibi kızarıyor. Bir yandan da muzip bir şekilde sırıtıyor. Kadını saçlarından ayaklarına kadar süzüyor. Bir an için dünyadaki tüm güzellik yarışmalarının amaçsız olduğunu ve hepsinin iptal edilmesi gerektiğini düşünüyor. Kadına baktıkça bakası geliyor ve daha fazla dayanamadan kırıyor dizini, uzatıyor elindeki gülleri. 

  “Benimle evlenir misin?” diyor kadına. Kadın soğuk rüzgarlardan daha soğuk bir ses tonuyla “Hayır.” diyor ve reddediyor adamı. Sonra da kendi yoluna doğru ilerliyor. Adam dokuz yaşındayken hayalet orkidenin fotosentez yapmadığını öğrendiği o an gibi donakalıyor. Aklında iki kişiden birinin ekseriyetle hain olacağı düşüncesiyle yürüyüşü kendine has kadının zarif bir şekilde ilerleyişini izliyor. O an birini sırtından izlemenin merhamet duygusunu tetiklediğini fark ediyor. Kimsenin başkasının merhametine konu olmak gibi bir isteğinin olamayacağı aklına gelince de hayattaki bütün teklifleri reddedilen çaresizler gibi arkasını dönüyor. Ağır adımlarla, kendi yolunda yürümeye devam ederken neden küçük zaferler peşinde koştuğunu sorguluyor. Son sözü söyleyenin daima akıllarda kaldığı, daha çok bağıranın tartışmayı kazandığı, beğenisi fazla olanın başarılı sayıldığı bir dünyada yaşadığını hatırlıyor ve bu sorgulamayı rafa kaldırıyor. Biraz ileride damı akmış, pencereleri kırılmış,  eski püskü bir ev görüyor ve dinlenmek için içeri giriyor. Bir odadan ibaret olan bu evde bir televizyon ve bir koltuk olduğunu görüyor. Koltuğa oturuyor. Kafasını dağıtmak için televizyonu açıyor. Televizyonda saçlarını toplamış, gözlüklü ve şık bir takım elbise giymiş bir kadın “Evet şimdi de reddedilenler bölümündeyiz.” diyor. Ve devam ediyor.

  *Emeklilikte yaşa takılanların sorunu çözülsün önergesi reddedildi.

  *Pandemi nedeniyle esnafın vergi ve sgk borcu silinsin önergesi reddedildi.

  *Kadına karşı işlenen şiddet suçlarında cezalar artsın önergesi reddedildi.

  *Çiftçilerin sorunlarının araştırılması önergesi reddedildi.

  *İnsan kaçakçılığı araştırılsın önergesi reddedildi.

  Adam daha fazla dayanamıyor bu tantanaya ve kapatıyor televizyonu. Hayatta bu kadar çok reddedilen teklif varken önemsemiyor artık kendi teklifini. Bu kadar insan acı çekiyorken kendi acısının bir sinek ısırığı ya da eli ağır bir hemşirenin yaptığı aşı gibi olduğunu fark ediyor. 

  “Şeytanın, istediğinde kutsal kitaplardan alıntı yaptığı ve meleklerin daima görmezden gelindiği bu yerküre dönsün diye mi çekiyor insan acıları?” diyor kendi kendine. Zorbaların yüceltildiği, haksızların garibanları dolandırdığı ve yalancıların duygusal konuşmalar yaptığı bu dünyada neden var olduğunu düşünüyor. Düşüncenin süzgecinden geçen cümleleri elle tutulur bir sonuç vermeyince de bir anda yaşlandığını ve beklentilerinin, arzularının, şaşkınlıklarının küçüldüğünü hissediyor. Kafasını kaldırıyor ve boyası akmış duvardaki kan izini görüyor.

  “Ne olacak bu memleketin hali be kardeşim?” diye soruyor duvardaki kan izine. Sonra bugünlerin geçmesini ve insanın günlük çıkarlarından başka ölçüsünün de olmasını dileyerek gözlerini kapatıyor, derin bir uykuya dalıyor.


 

HAFTANIN YEDİ ASI

90’lar: Hümeyra - Tutkulardan İntihar


 

Pop: Aurora Aksnes - Runaway


 

Rock: Brian Hyland - Itsy Bitsy Teenie Weenie Yellow Polka Dot Bikini


 

Anadolu Rock: Cem Karaca - Üryan Geldim


 

Alternatif: Büyük Ev Ablukada - Güneş Yerinde


 

Tiyatro: Şekspir Müzikali


 

Film: Nasipse Adayız 


 

 İyi bir hafta diliyorum herkese ve her şeye rağmen sevebileceğiniz bir yol. 

Yorumlar (1)
Emir 1 ay önce
Harikasınız.