Ege Or: Birçok şarkı çöpe gitti!

Beste yaparken anlaşılmaya ve çaldığımı gerçekten iletebilmeye özen gösterdiğini belkirten Ege Or, "Şarkılara hassas davranıyorum, şarkılarımı anlamaya çalışıyorum. Bu yüzden bugüne kadar çöpe giden bir sürü şarkım da oldu. Yapılmış olanı yapmamaya çalışıyorum, bu nedenle hafıza tazelemek adına belli bir süre müzik dinlemediğim de oluyor" dedi

Röportaj 20.09.2020, 14:43 20.09.2020, 14:51 Burak ZİHNİ
Ege Or: Birçok şarkı çöpe gitti!

Ege Or, Damga'ya konuştu. Ailesinin teşviki ile müziği başladığını belirten Or, "Yaptığım müzik alternative rock olarak değerlendirilebilir. Ne çok sert ne çok yumuşak bir rock müzik tarzım var" dedi. Müzk yolculuğunu anlatan Ege Or, "Sanat, toplumdan ayrı düşünülemez kanısındayım ve ilk albümümde de birçok toplumsal konuya değindim" diye konuştu.


Ege Or'u ben tanıyorum lakin tanımayanlar için biraz kendinizden bahseder misiniz?

Öncelikle bu haftaki köşenizde bana yer verdiğiniz için teşekkür ederim. Ben Ege Or. 30 yaşındayım, boyum 1.74, 65 kiloyum, şimdilik bekarım. 27.05.1990 tarihinde doğdum. Dolayısıyla ikizler burcuyum. Aslen İstanbullu ve Selanik göçmeni bir ailenin tek çocuğuyum; ancak Ankara’da doğup büyüdüm. Ankara Özel Tevfik Fikret Lisesi’nden 2007 yılında mezun olduktan sonra lisans derecemi de Gazi Üniversitesi Ekonometri bölümünden 2013 yılında aldım. Sonrasında Varşova Üniversitesi’nde Quantitative Finance üzerine master yaptım. Annem babam mimar olmasına karşın ben o alana yönelmedim ve şu an Krakow’da uluslararası bir firmada veri bilimcisi olarak çalışmaktayım.


Yaptığınız müzik biraz farklı. Alternatif rock türüne mi giriyor? Yaptığınız müziği nasıl tanımlıyorsunuz?

Yaptığım müzik alternative rock olarak değerlendirilebilir. Ne çok sert ne çok yumuşak bir rock müzik tarzım var.


Müzik tutkunuz aileden mi geliyor? Ailede var mı müzikle uğraşan?

Müzik tutkum ailemin teşvikiyle başladı. Babam müziğe karşı çok yetenekli birisi olmasa da çok iyi bir dinleyici ve eleştirmendir. Annem ise ailedeki müzik yeteneğine sahip olan kişidir. Kendisi 5 yaşında Ankara Radyosu’nda piyano konseri vermiş bir kişidir. Ancak, koşullar onu müziği bırakmaya zorladığı için, müzikle hep amatör olarak ilgilenmiş. Dolayısıyla, müziğe teşvik edilmem konusunda bu kadar tutkulu eleyenlerim olduğu için şanslı olduğumu söyleyebilirim.


Sizce müzik pahalı bir sektör mü?

Tabii ki bestelemek, söz yazmak için bir maliyete gerek duymazken; işin mutfağına girdiğiniz, hele hele profesyonel mutfağına girdiğiniz sürece (yani prodüksiyona) pahalı olan bir sektör olduğunu söyleyebilirim. Ancak, yıllar geçtikçe maliyetlerin de gitgide azaldığını göz ardı etmemek gerekir. Mesela 2000’lere kadar bir albüm, kayıt stüdyolarında büyük maliyetlerle, aylarca süren bir zaman diliminde analog teyplerle kaydedilirken (şimdiki gibi hata yapma lüksünüz yok); şu anda insanlar evlerinde çeşitli DAW’lar sayesinde özgürce kayıt yapabilmekteler, ki bunların bir kısmı da çok ucuz veya ücretsiz. İşin basım ve dağıtım kısmı da Spotify, Apple Music gibi dijital platformlarla devreden çıkmış durumda artık. Özetle benim yaptığım müzik, artık bir mikrofon, iki gitar ve bir klavyeyle yapılabilecek durumda.

Müzik dışında çalıştığınız işinizden bahseder misiniz?

Data scientist, yani veri bilimcisi olduğumu söylemiştim. Veri bilimi denen şey aslında, makine öğrenmesi algoritmaları, büyük veri ve veri tabanlarının kullanımı ile tahmin yapmaya yönelik bir alan. Örneğin; yapay zekanın, yapay zekâ olabilmesi için arkasında çalışan algoritmaları dizayn eden, forma sokan ve onların uygun şekilde çalışmasını sağlayan biziz mesela. Bu kavramın veya konseptin, ilerleyen yıllarda çok daha popüler hâle geleceğine inanıyorum.

Aileniz müzisyen olmanızı destekledi mı?

Kendileri beni hem müziğe başlama hem de devam etme konusunda büyük bir şekilde desteklediler.

ege or


 

DÖRT NESİLDİR GALATASARAYLIYIZ

Futbol sizin için ne ifade ediyor? Bayağı tutkunsunuz.

Dört nesildir Galatasaraylıyız ve dedem TFF yöneticilerindendi aynı zamanda Türkiye Futbol Adamları Derneği kurucularından. Bu nedenle bir yandan aileden gelen bir futbol tutkusu varken, öte yandan da kendim olarak futbolu çok sevdiğim için takip etmekteyim. Özellikle, biz 90’lar çocuklarına Türkiye ve Avrupa futbolu büyük anlam ifade ediyor. Ancak, son yıllarda, özellikle futbol kalitesindeki tartışmasız düşüş ve seyir zevkinin kaybolmasından ötürü Türkiye futbol liglerini takip ettiğim söylenemez. Arada sırada Avrupa maçlarını takip ediyorum.


BENİ MÜZİĞE AİLEM YÖNELTTİ

7 yaşındaki bir çocuğun piyanoyla ilk tanışması nasıl gerçekleşti?

Bu yaşta böyle bir tanışmanın muazzam bir duygu olduğunu söyleyebilirim. O yaştaki bir çocuk, ailesi nereye yönlendirirse oraya gitmeye mahkumdur. Bu yüzden doğru alana yönlendirmek, kişinin geleceğinin şekillenmesi bağlamında çok hassas bir konudur. Ailemin beni bu alana yönlendirerek, beni iyi analiz ettiklerini düşünüyorum. Piyano ile erken tanışmam sonrasında birçok enstrümanı anlamam, onları çözümlemem çok kolay oldu.

ege or

Ogün Sanlısoy'la çalışmak nasıldı?

Kendisiyle 2010 yılında Ankara’da prodüksiyon ve miks aşamalarında çalıştım. Güzel bir tecrübeydi, ilk kez ünlü bir kişiyle çalışmıştım. Bana çok şey kattığını söyleyebilirim. 

Sepya” grubu birçok konser verdi neden dünyanın birçok ülkesine dağıldı sonra? 

Herkes yüksek lisansa başka ülkelere gitti. Tamamen bununla alakalı bir dağılma. Hepimiz hâlâ arkadaşız, hâlâ görüşüyoruz. Bir araya gelip tekrar müzik yapma planlarımız olsa da henüz zaman ve mekân denkleştiremedik.

ege or

Beste yaparken nelere dikkat ediyorsunuz?

Dikkat ettiğim çok özel bir nokta olmamakla beraber anlaşılmaya ve çaldığımı gerçekten iletebilmeye özen gösteriyorum. Şarkılara hassas davranıyorum, şarkılarımı anlamaya çalışıyorum ve ürettikçe tekrar tekrar dinliyorum. Bu yüzden bugüne kadar çöpe giden bir sürü şarkım da oldu. Yapılmış olanı yapmamaya çalışıyorum, bu nedenle hafıza tazelemek adına belli bir süre müzik dinlemediğim de oluyor.

İlk albümünüz "İnsanat Bahçesi" fiziki olarak basılmasına rağmen neden dağıtılamadı?

Çok yoğun bir emeğin arkasına saklandığı bir albümdü ama bir şeyler yolunda gitmedi. Buna, o zamanki plak şirketiyle aramızda geçen gerginlik sebep oldu. Bir bakıma, basılmış olan CD’lerimi kurtarabildiğim için şanslı olduğumu düşünüyorum.

İkinci albüm "Parıltılar" Mayıs 2020'de çıktı. Gelen tepkiler nasıldı? Kimlerle çalıştınız?

Gelen tepkiler beklentimin çok daha üzerindeydi. Şahane tepkiler de aldım, yapıcı eleştiriler de aldım. Mesela şarkıların 2000’ler sound’unu yansıttığından bahsedenler oldu. Doğrusunu söylemek gerekirse, bu tarz eleştiriler beni gerçekten çok mutlu ediyor; çünkü kendimi geliştirmem konusunda bana fikir veriyor. Genel olarak albümün sound’u çok beğenildi. Israrla şarkıların ardındaki hikayeler soruluyor ama bunların bende kalması gerektiğine inanıyorum. Bu albümde, ilk albümdeki kadar çok kişiyle çalışmadım. Enstrümanların çoğunu ben çaldım. Çok sevdiğim arkadaşım Berk Demir, ki kendisi çok iyi bir gitaristtir, gitar partisyonlarına büyük katkıda bulundu. Miks ve mastering işlemleri Mars Yapım stüdyolarında 2017 yılında yapıldı.

Müzik konusunda Ege Or şu an neler yapıyor?

Eğer o gün dışarıda işim yoksa, eve geldiğim andan yattığım zamana kadar, müziğe dair küçük de olsa mutlaka bir şey yapıyorum. Mesela küçük gitar partisyonları kaydediyorum, kaydetmeden bağıra bağıra gitar çalıyorum, çeşitli ritimler deniyorum, kendi kendime şarkı söylüyorum… Bunların dışında, şayet hafta sonu vaktim varsa da yeni kayıtlar deniyorum. Üç yeni şarkımın daha hazır olduğunu da söyleyebilirim.


Önümüzdeki günlerde bizi neler bekliyor?

Belki yeni bir EP. Neden olmasın?


Hayatınızın dönüm noktası hangi olay ya da olaylar?

İki tane dönüm noktamın olduğunu düşünüyorum. Bir tanesi 2013 yılında ABD serüvenimin başlaması ve tası tarağı toplayıp gitmem, ötekisi de hayatımızı resmen esir almış olan Covid-19. Bu ikisi, hayatımda gerçekten köklü değişimlere sebep oldu.


Düet yapmak istediğiniz bir isim var mıdır?

İmkansıza yakın olsa da David Gilmour ile düet yapmak muhteşem olabilirdi.


Türkiye'den kimleri dinliyorsunuz?

Rock grupları adına söylersek eğer, Çilekeş bence Türkiye’de en sıkı müzik yapan gruplardan biridir ve parçalarındaki örüntüleri hayranlıkla takip ediyor, müziklerinin Türkiye standartlarının çok üzerinde olduğunu düşünüyorum. Keza Mor ve Ötesi de benzer şekilde. Athena ve Pentagram da dinlediğimi söyleyebilirim.


Dünyadaki herhangi bir olayda (savaş, virüs, patlama, saldırı, felaket, afet vb.) Neden ilk müzik sektörü etkileniyor? Ya da kısıtlanıyor? Bu sektörden ekmek yiyen insanlar neden düşünülmüyor?

Bu sektörden ekmek yiyen kişiler sadece şarkı söyleyen kişiler değil. Bir albümde; prodüktöründen aranjörüne, gitaristinden yaylı orkestrasına, miks mühendisinden masteringcisine onlarca kişi çalışıyor ve bu insanların para kazanamaması kaliteli işlerin üretilmesini baltalayacaktır. Aslında sosyo-ekonomik buhranlardan ilk müzik sektörünün etkilendiği görüşüne katılmıyorum; ama etkilenen sektörlerden birisi olduğu açık. Dünya müzik tarihine bakarsak, en etkileyici eserlerin bu tarz buhranların hemen arkasından gelen rahatlık dönemlerinde üretildiğini düşünüyorum.


POLONYA'DA IRKÇILIK YÜKSELİŞTE

Yurtdışında yaşamanın zorlukları ve kolaylıkları nelerdir?

Ben bu konuyu Polonya’da yaşamak olarak ele alsam daha doğru olur. İlk olarak aileden uzakta, bambaşka bir kültürün içerisine girmiş olarak buluyorsunuz kendinizi. Bu büyük bir handikap; çünkü bambaşka bir kültür tanımının içine muhtemelen hiç bilmediğiniz bir dili de katıyorum: Lehçe! 2015 yılında ülkeye ilk geldiğimde, çoğunluğun İngilizce bildiğini varsayarak geldim, fakat büyük bir sürprizle karşılaştım. Küçük bir azınlık İngilizce konuşabilirken, çoğunluk ise kendi dillerini konuşamadığımızda bize karşı sert tavır takınıyordu. Tabii bu da zamanla azaldı ve kendi çabalarımla dil problemi de artık ortadan kalktı. Yeme içme kültürü bizimkinden çok daha farklı. Türkiye’nin, coğrafi sebeplerden ve çok kültürlü yapısından ötürü çok derin ve kozmopolit bir yeme içme kültürü olduğu aşikâr. Ancak, Polonya için bunu söylememiz çok da mümkün değil. Çok az sayıda kendi yemekleri olmakla beraber, bunlar da genellikle civar ülkelerle özdeşleşmiş yemekler. İçkiyi, gerçekten de bilindiği gibi çok içiyorlar. Bunun yanı sıra, kahvaltıda küçük bir sandviç, öğlen yemeğinde haşlanmış pirinç, akşam üzeri yemeğinde (akşam yemeği diye bir kavram olmadığından) ise bir meyve veya hafif bir yemek yiyen bir Polonyalı görürseniz eğer şaşırmayın. Ancak büyük şehirlerde yemek alışkanlıkları biraz daha bizimkine yakın. Bu nedenle, Türkiye’den gelen birisi için, yaşam tarzı adına büyük farklılıklar olduğu çok belirgin. Tabii her şeyden bağımsız olmak üzere, ırkçılığın da yükselişte olduğu gerçeğini de eklemeden geçemeyeceğim


SANATÇILAR SÖZÜ DİNLENEN KİŞİLER

Depremlerle, maden işçileriyle ilgili şarkılar yapabiliyorsunuz. Sanatçı yaşadığı toplumdan bağımsız düşünülemez. Toplum ve sanatçı ilişkisine siz nasıl bakıyorsunuz? Bütün şarkılar aşk üzerine mı yazılmalı? Yoksa herhangi bir konuda ya da toplumu etkileyen konularda da şarkılar yapılabilir mi?

Aslında insan ne kadar özgür olmaya çalışsa da örtülü düşünmenin pençesinden kurtulamıyor” sözü, ilk albümüm İnsanat Bahçesi’nin sloganıydı. Sanatçı olarak nitelendiriyorsanız beni tabii ki çok mutlu olurum. Sanat, toplumdan ayrı düşünülemez kanısındayım ve ilk albümümde de birçok toplumsal konuya değindim, sizin de bahsettiğiniz gibi. Fakat, sadece sosyal konuları ele aldığımı söylemek çok da doğru olmaz. İlk albümümde 99 depremleri, maden işçileri ve Ankara Belediyesi’ndeki çarpıklığı ele almamın yanı sıra dört tane de aşk üzerine yazdığım şarkım mevcut. Müzisyenler ve sanatçılar, şarkıları diledikleri gibi yazmak konusunda tabii ki serbestler. Buna karışmak benim haddim değil. Ancak kendi adıma konuşursam, ben sosyal konulara değinmediğim zamanlarda kendimi biraz da olsa rahatsız hissediyorum. Sanatçıların sözü dinlenen kişiler olduğu kanaatindeyim ve aydın olarak nitelendirdiğimiz bu kişilerin de toplumun ilerlemesine bu ve benzeri yollarla ciddi manada katkı yapacaklarına inanıyorum.

RÖPORTAJ: İSMAİL GÖKGEZ

Yorumlar (0)