Haluk Çetin: Başarılı olanı çekemezler

Ünlü Müzisyen Haluk Çetin Damga'ya konuştu. Türkiye'de başarılı insanlara karşı bir çekememezlik olduğunu belirten Çetin, “Bütün iş alanlarında söz konusu bu. Ayağından aşağıya çekerler” dedi. Kültür anlamında yapılan işlerin parasal olarak karşılığını bulmadığını ifade eden Çetin, “Çok yakın zamana kadar edebiyatçılara, şairlere festivallere, söyleşilere gittiklerinde para verilmezdi. Şimdi ufak da olsa zarfa bir şeyler koyup veriyorlar, Özetle kültür para etmez Türkiye'de” diye konuştu

Röportaj 13.06.2022, 21:08
Haluk Çetin: Başarılı olanı çekemezler

Ünlü şair Ataol Behramoğlu ile 1995 yılı nisan ayından itibaren günümüze değin yurt içi ve dışında sayısı 500'ü geçen, izleyici olarak yüz binlere ulaşan dinletiler gerçekleştiren Haluk Çetin Damga'ya konuştu. Ataol Behramoğlu başta olmak üzere çok sayıda şairin şiirlerini yorumlayan Çetin, Türkiye'de başarıya karşı bir tavır olduğunu belirtti. Şiir bestelemenin zor ve riskli olduğunu belirten Çetin, “Şiir bestelemek risklidir; bazı şairlerin şiirlerinin bestelenmesi daha zordur. Şairin kendi içinde de şiirlerinde bazıları daha zor, bazıları daha kolaydır. Bunun ölçüsünü nasıl koyuyorum, şiirin akışında, kompozisyonunda prozodi meselesinde müzikle sesin, şiirin oturması meselesinde ki zorluktan bahsediyorum, teknik bu anlamda önemli bunun dışında da duygunun oluşması ve şiir ile iç içe geçmesi gerekiyor melodi olarak” açıklamasını yaptı.


Haluk Çetin'i sizden dinleyelim mi?

Bursa'da doğdum, ilkokul ortaokul burada okudum. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldum. Bir ara üniversiteden bir atılma yaşayıp sonra aftan yararlanıp tekrar okula dönme mevzum var. Baro üyesi bir avukatım şu an ama yapmıyorum. Müzik yapıyorum ve televizyon programcılığı yapıyorum. Hayatım müzik ve televizyon programı ile ayakta duruyor. Avukatlığı yapmayı düşünmedim, ilerde bir gün yapar mıyım bilemiyorum ama şu anki pozisyonumuz bu.

Şiir ve müzik buluşmanız nasıl oldu?

Lise yıllarında mandolin ile başlayan bir müzik yolculuğum var. Benim dönemimde o yıllarda liselerde mandolin öğretirlerdi. Telli sazlardan da nota öğreniyorsunuz kabaca. Mandolinden telli sazlara geçmek çok kolaydır. Şimdi devlet liselerinde mandolin kalktı, flüt vs var ama oradan iyi müzik öğretimi adına bir şey çıkmaz. Bizim dönemimizde seçmeli değildi dersler sanatın içinden geçiyor ve bir şekilde öğreniyorsunuz. Üniversitede İstanbul'a gelince gitarımla barlarda, restoranlarda, kafelerde vs çalmaya başladım. Ve sonra Ataol Behramoğlu ile 94 yılında tanışma gerçekleşti.

Tam o konuya geliyordum. Ataol Behramoğlu ile başlayan profesyonel bir müzik hayatınız var. Ataol Bey'le bir araya geliş serüveninizi dinleyebilir miyiz?

Ben 89 yılında İstanbul'da Mısır Apartmanı'nda, meşhurdur o Mısır Apartmanı Mehmet Akif Ersoy'un da doğduğu bina olduğu söylenir. O binanın ikinci katında Marmara Üniversitesi'ne bağlı lokalde müzik yapıyordum. 1989-1990 benim üniversite dönemim ve İstanbul'da yer çok az müzik yapmak için. Ben orada da çalarken bütün tiyatrocular oraya gelirdi. Bir gün rahmetli Sümer Tilmaç; “Antalya’da kabare diye bir yer yapıyorum" ve oraya geliyorsun dedi. 1989 Mayıs'ında hayatımda ilk defa oraya gittim. İstanbul'dan sonra cennete mi geldim dedim. O tarihten itibaren de Antalya ile bağım hiç kopmadı. Derken kabare kapandıktan sonra kendi yerimi açtım kale içinde, Yedikule diye küçük bir bahçe mekanıydı. Antalyalı solcuların aydınların gelip gittiği bir yer olmaya başladı, çok tutuldu. Ve bir gün büyüğüm rahmetli Antalyalı şair Metin Demirtaş; "Ataol Behramoğlu" geliyor dedi. Metin Demirtaş sayesinde bir merhabamız oldu. Bu tanışmadan 6 ay kadar sonra CHP'nin büyük bir buluşması var. Fakat aklına gelebilecek ne kadar yazar varsa hepsi orada. Dediler ki Ataol Behramoğlu bir bağımsız şiir dinletisi düzenliyor. Antalya'da o zamanlar çok küçüktü, şimdi inanmıyorlar ama öyleydi. Mekanlarda belli ve etkinlikte ben çıkıyorum sahneye. Ataol abinin de bir gitarist aradığını söylediler, bir merhabanız da var biz seni söyledik dediler. Sonrası Ataol abi ile ne yaparız ile ilgili bir araya geldik ve konuştuk. Bana bazı şarkılar verdi vs.

Tabi o dönem böyle bir şey yok. Böyle bir şiir dinletisi yok, gitar resitali var, tek başına piyano resitali var fakat bir müzisyen ve şairin çıkıp yaptığı bir müzik dinletisi yok. Sahnede hiç alışık olunacak bir şey değil böyle bir performans. Küçük ücretlerle de olsa yaptık biz bunu ve rahmetli Aziz Nesin de en önden dinlemişti bizi hiç unutmuyorum. Ataol abi ertesi gün bana dedi ki; senin yorumunu, duruşunu çok beğendim. Yurt dışında çok kaldım ve şimdi ülkemin her yerini eski aşık ozanlar gibi dolaşmak istiyorum, yıllardan sonra bir merhaba demek istiyorum. Bir müzisyene ihtiyacım var. Tek başına şiir değil de müzikle şiirin buluşmasını, daha dinlenebilir daha ulaşılabilir yapmak istiyorum. Tabi bu fikri hiç kaçırır mıyım, seve seve evet dedim Antalya’yı vs her şeyi çok sevmeme rağmen bıraktım ve İstanbul'a döndüm.

Haluk Çetin
 

Sonrasında devam ettiniz...

Ataol abi gelir gelmez Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanı oldu. Sonra Cumhuriyet Gazetesi yazarı oldu. Tabi o dönem Cumhuriyet bütün aydınların okuduğu tek gazete. Daha ayrışmaların ve bölünmelerin olmadığı dönem. Cumhuriyet'te haberlerimiz de çıkmaya başladı; “Behramoğlu-Çetin şurada burada" şeklinde. O dönem haberinizin Cumhuriyet'te olması tüm Türkiye'de tanınmanız demek. Biz nereye gidersek her yer ful. Konya mesela şaşırtıcı gelebilir Konya ful.

Burada bir şeye de değinmek isterim. O dönem bizi çok eleştirenler oldu. Böyle bir şey olur mu, müzik ve şiir sahnesi nasıl olur gibi çok eleştiri aldık. Tabi bunları diyen şairler, edebiyatçılar, yazarlar, çizerler bizim yaptığımızın benzerini yaptılar. Hepsi yüksek sesle şiir okudu ve sahne aldı. Çok ilginçtir, ben ilk defa o aydın çekememezliğini, kıskançlığını gördüm. O ilk gece yaptığımız etkinliğimize de rahmetli Aziz Nesin ve Muzaffer Erdost dışında hiçbir aydın gelip izlemedi. Aydınlarla ilgili ilk izlenimim orada oldu, sonra başka yüzlerini de gördüm tabi. Ama bende ilk kırılma oradadır dünyadaki bu tarz gariplikler ile ilgili.

Ortaya koyulan yeni bir şey var, denenmemiş ve başarı çekememezliği ile karşı karşıya kalıyorsunuz. Bu çekememezliğini sebebi sizce nedir?

Türkiye'de başarının çekilememesi çok net olarak var. Bütün iş alanlarında söz konusu bu, ayağından aşağıya çekme- çekememezlik var. Yalnız şurada ilk defa yaptığımız bir şey, henüz başarı elde edilmemiş, sonu ne olacağı belli değil ona da gelmediler. Başından negatif yaklaştılar, sonra devamında daha büyük bir kıskançlık oldu tabi. Bu da Türkiye insanının, toplumsal yapımızın oturmamışlığına ve doyumsuzluğuna bağlıyorum. Doyum kelimesinin çok önemli olduğunu düşünürüm ben. Hayata sihirli sözcüklerden birinin "doyum" olduğunu diğerinin "güven" olduğunu düşünürüm. Hayata karşı bu sihirli sözcükler var bence ve bunlar oturmadığında, sosyolojik etkiler geç kalan toplumlar, din gibi faktörleri kattığında zor bir toplum etkisi de böyle sonuç doğuruyor diyebilirim.

Şiir bestelemek zor ve riskli değil mi?

Tabi zor ve riskli. Önceleri Behramoğlu ile yaptığımız şarkılarda başka şarkılar söylüyorduk sonra Ataol abinin şiirlerinden yapılan bir dinletiye döndü. Şiir bestelemek risklidir; bazı şairlerin şiirlerinin bestelenmesi daha zordur. Şairin kendi içinde de şiirlerinde bazıları daha zor, bazıları daha kolaydır. Bunun ölçüsünü nasıl koyuyorum, şiirin akışında, kompozisyonunda prozodi meselesinde müzikle sesin, şiirin oturması meselesinde ki zorluktan bahsediyorum, teknik bu anlamda önemli bunun dışında da duygunun oluşması ve şiir ile iç içe geçmesi gerekiyor melodi olarak.

Haluk Çetin

Riski kariyerinizi kötü anlamda da etkileyebilir?

Evet kesinlikle etkiler. Sadece beni değil herkesi etkiler. Çünkü şiir bestelemek zor.


Bu sorumluluğu devam ettirebilmenin sırrı nedir?

Şöyle diyebilirim; bu işi giyindikten sonra kader gibi sürdü. Benim müzisyen kadar mesela edebiyatçı tanıdığım var. Kendi dünyam kadar en az o kadar da tanıdığım var. Bu, Türkiye’de de tek örnek aslında. Benden başka ikinci bir örnek yok şu an şair ile birlikte anılan. Ben uyumlu bir insanımdır, iyimserimdir her zaman bardağın dolu tarafına bakarım. İnsan ilişkilerimde de kırıcı, dökücü değilimdir. Tabi duruşunuzdan ötürü kimse de size saygısızlık etmiyor. Saygı -sevgi çerçevesinde ilerliyor. Bir de bizim dünyamız pop bir dünya değil. Kirli şeylerin olduğu bir dünya değil. Ne para ilişkisi olarak ne bilmem ne ilişkisi olarak. Alınan ücretler uçuk kaçık değil, hayatımızı devam ettirecek kadar kazanıyoruz. Birinci olay bu. İkinci olay da ilişkiler düzeylidir.

Aradaki uçuk-kaçık ücret farklılığındaki eşitsizliğe ilişkin ne söylersiniz?

Türkiye’de kültür anlamında yapılan işler karşılığını bulmuyor parasal olarak. Çok yakın zamana kadar edebiyatçılara, şairlere bir yere tek gittikleri zaman festivallere, söyleşilere para verilmezdi. Şimdi ufak da olsa zarfa bir şeyler koyup veriyorlar, bunu görüyorum. Zihniyet şuydu; daha ne istiyor, geliyor kitap imzalıyor, geziyor, kendini tanıtıyor, yiyor içiyor şeklinde... Ki yakın bir zamanda bir belediye festivalinde de duyduk bu sözleri. Özetle kültür para etmez Türkiye'de...

Şiir ve müzik denilince akla gelen ilk isim olmak nasıl bir duygu peki?

Doğru söylüyorsunuz, şiir denilince akla gelen ilk müzisyen ismiyim. Ataol abiyle olan çalışma sonrası hal böyle olunca ister istemez bu yönde işler gelmeye başladı. Orhan Aydın'la mesela Nazım Hikmet şiirleri yapıyoruz. Pelin Batu ile kolaj yapıyoruz, şiir festivalleri olunca akla geliyorum. Sakman Konak'ta Yaşar Gündem ile şiir şarkı yapıyoruz gibi mesela. İşler bu yönde ilerleyince kimlik oluyor haliyle.


Haluk Çetin


TARTIŞMALARIMIZ  OLDU AMA KIRICI DEĞİL

Ataol Bey'le çalışmanın zorlukları neler, anlaşamadığınız noktalar var mı?

Tabii anlaşamadığımız noktalar oluyor, olmaz mı? Ataol abiyle çalışmanın zorluklarına şunu söyleyebilirim, çok titizdir, çok çalışkandır. Sabahın erken saatinde kalkıp jimnastiğini yapıp çalışmaya oturan bir adamdır. O kuşak biraz böyle. Bu titizliği ile zordur ama zorluğu anlaşılmaz değildir. Anlaşılabilir, çözülebilir zorluklar yani. Tartışmalarımız oldu ama kırıcı dökücü şekilde değil.



Onca müzisyen arasında sizinle çalışmasına etken ne olmuş olabilir?

Şunu bulmuştur, bulmuştur demeyelim de kendisinin de söylediği; “hayatın içindeki duruşunu sevdim." Onlar sezgileri güçlü insanlar hissediyorlar bazı şeyleri ve sesini, yorumunu beğendim demişti.


TÜRKİYE BU GÜNLERİ GERİDE BIRAKACAKTIR

Günümüzde sanatın ve sanatçının özgürlüğü hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu çok sıkıntılı, çok zor bir dönemden geçiyoruz. İçtenlikle söylüyorum Türkiye çok zor bir dönemden geçiyor. Maalesef ve maalesef durumuna rağmen ben iyimserlerdenim demiştim ya ben aşacağımıza inanıyorum. Türkiye'nin potansiyeli bugünkü yaşananları da bu iktidarı da aşacaktır. Sağ sol ayırmadan söylüyorum toplam potansiyelin eğitimin çok yıpratılmasına rağmen bu yaşananları aşar diye düşünüyorum, umuyorum.

PEŞ PEŞE 3 ALBÜM YAPTIM

Şiiriçi Şarkılar, Yürüdüm Sana Doğru, Çaresi İsyan Olmuştur. İlk iki albümüm benim ortak albümlerdi. Ataol Behramoğlu şarkılarıyla ve Cezmi Ersöz şarkıları olan iki albüm. Orada farklı sanatçılarda vardı. Ataol abi; Ezginin Günlüğü, Zülfü Livaneli gibi, Vedat Sakman ve Leman Sam Cezmi Ersöz'ün albümünde vardı. İlk solo albümüm Şiiriçi Şarkılar'dır. Sunay Akın'ın şiirini besteledim onu kısalttık, önce albüm adı yaptık sonra da TV programının adı oldu. Siiriçi Şarkılar da bana yapıştı anlayacağın. Birçok kanalda aynı isimle yaptık şu an Artı-Tv'de devam ediyorum.

SÖYLEŞİ: DİLEK BOZKURT

Yorumlar (0)