Yaşar Gündem: Sanat sepet işleri zor

Samsun Sanat Tiyatrosu Kurucusu ve birçok başarılı yapımda rol alan Yaşar Gündem, Damga'ya konuştu. Sanat yaşamının önümüzdeki süreçte İstanbul’da devam ettireceğini belirten Gündem, “Bu coğrafyada sanat sepet işleri zor. Ama özgürlüğe inanan, insanı ve doğayı seven sanat yaratıcıları için memba bir ülke burası” dedi

Röportaj 23.12.2021, 21:40 24.12.2021, 15:53 Burak ZİHNİ
Yaşar Gündem: Sanat sepet işleri zor

Televizyon izleyicisi Yaşar Gündem’i son olarak Kırmızı Oda dizisinde evde yaşanan sorunları fark etmeyen baba rolüyle izledi. Gündem rolüyle ilgili olarak, “Ortalama bir baba oynadım. Ortalama diyorum çünkü aynı evde eşinin ve kızının psikolojik olarak hasta olduğunu göremeyecek, sabah çıkan, akşam ekmeğini eve götüren evde duyarsız televizyon izleyen ilgisiz bir baba” dedi. Rol arkadaşlarından Rozat Hubeş’in çok başarılı bir oyuncu olduğunu belirten Gündem, kızı rolünde oynayan Nihal Yalçın hakkında da “Nihal’in oyunculuğunu söylememe bile gerek yok, onu tüm Türkiye takdir ediyor” ifadelerini kullandı. Yaşadığımız coğrafyada sanatın ve yaşam hakkının hep zor olduğunu belirten Gündem; “Bu coğrafyada sanat sepet işleri zor. Ama özgürlüğe inanan insanı ve doğayı seven sanat yaratıcıları için memba bir ülke” ifadelerinikullandı. Gündem, oyuncu olmasaydınız hangi mesleği yapardınız sorusuna ise  “Türkiye’de bu işin çok zor olduğunu bildiğim halde yine tiyatrocu olmak isterdim” cevabını verdi.

Yaşar Bey öncelikle röportaj teklifimi kabul ettiğiniz ve vakit ayırdığınız için teşekkür ederek ilk soruma başlamak istiyorum. Sanat yaşamınızın nasıl başladığını sizden dinleyebilir miyiz ?

1970'li yıllar... İlçeye televizyonun geldiği süreç. Siyah beyaz o kutuya kilitlendik. Ramazan akşamları, orta oyunları, meddah ve hacivat karagöz gösterileri beni etkilemiş olacak ki; tasvirler yapıp, metinler oluşturup evin arka bahçesinde ''Pin'' denilen mekanda gösteriye hazırlanıyorum. Tiyatronun "t" sini bilmeden. Ve giriş ücreti olarak da gazoz kapağı ve artist resimleri. Yani çocuk yaşta ben özel tiyatroyu kurmuş ve ilk salonum da gösterilere başlamışım. Yıllar yılları kovaladı ben bazen okulda, bazen mahallede skeçler oynuyorum. 1989'da Samsun Büyükşehir Belediyesi Konservatuarı'na girdim dört yıl eğitim ve 31 yıl hiç ara vermeden bu günlere savrulan sevdiğim hayat.

Oyuncu olmasaydınız hangi mesleği yapardınız?
Yine oyuncu olmak isterdim. Türkiye de bu işin çok zor olduğunu bildiğim halde yine tiyatro oyuncusu olmak isterdim.

Ülkemizde sanat özgürce yapılıyor mu sizce?
Siz beni bu soru ile iktidar ile karşı karşıya mı getirmeye çalışıyorsunuz? (Karşılıklı gülüşüyoruz) Bu coğrafyada sanat ve yaşam hakkı hep zorlu olmuştur. Çok da yabancı hayranlığı taraftarı değilim ama; kafayı kaldırıp yaşadığınız topraklardan dışarıya doğru baktığınız zaman demokrasinin oturduğu ülkelerde demokrasi için ciddi bir mücadele verildiğine tanık oluyoruz. 1968'li yıllarda dünya itirazını dillendirirken Paris sokaklarında 9 milyon işçi greve gidiyor. İşçiler, işsizler, aydınlar, genel ev çalışanları "altında plaj var" sloganıyla kaldırım taşlarını söküyorlar. Bu topraklarda Şeyh Bedrettin yaşadı hakkı dile getirdi asıldı. Pir Sultan sazı ve sözü ile insanlığa dokunmaya adadı yaşamını, sonucunu biliyoruz. Yaşamını yitiren aydınlar. Karanlık düşüncelerin yanı başımızdan çekip aldıkları yaşam savunucuları. Sanırım bu coğrafyada sanat sepet işleri zor. Ama özgürlüğe inanan, insanı ve doğayı seven sanat yaratıcıları için memba bir ülke.

Pandemi sebebiyle birçok sanat dalı gibi tiyatroda payına düşeni aldı . Geçtiğimiz zor günlerin sanat üzerindeki etkisini ve sanatın insanlar üzerindeki etkisini siz nasıl yorumlarsınız?

Türkiye'de tüm çalışan ve çalışmayan halkımız gibi bizde hazırlıksız yakalandık. Zaten normal şartlarda binbir zorlukla yaşam mücadelesi verdiğimiz bu yaşam savaşında salgın ile birlikte daha çok işin içinden çıkamaz hale geldik. Hükümet çok da ilgilenmeyince çaresizliğin en zor aşamasını yaşadık. İntihar eden müzisyen arkadaşlarımız oldu. Ne diyebilirim ki sanırım sözün bittiği yerdeyiz.

 

BABA DİZİSİNDE OYNAYACAĞIM

Bildiğim kadarıyla artık İstanbul’dasınız oyunlarınızı ve yeni sürecinizi biraz anlatabilir misiniz?  
İstanbul’a yerleşme kararım dizilere ilgilidir. Her cuma perde açacağız. En son Kırmızı Oda dizisinde uzun soluklu oynadım. Şimdilerde ise yeni bir proje olan Baba dizisi ile anlaştım. Diziler devam ederken, tiyatrosuz kalmayı zaten düşünemem. Nazım Hikmet’in “Kuvayı Milliye Destanı” ve Hasan Hüseyin’in “Gölgesinde Çınarın” adlı oyunları ile Şişli Tiyatrosu'nda seyirciyle buluşuyor olacağız.


TÜM TÜRKİYE TAKDİR EDİYOR

Yaşar Bey birçok tiyatro oyununun yanı sıra ses getiren televizyon projelerinde de sizi izledik. En son bahsettiğiniz gibi Kırmızı Oda dizisiyle seyirci karşısına çıktınız. Kırmızı Oda’daki rolünüze ilişkin oynarken neler hissettiğinizi ve rol arkadaşlarınızla olan uyumunuza ilişkin detayları sizden öğrenebilir miyiz?
Kırmızı Oda'da ortalama bir babayı oynadım. Ortalama diyorum çünkü aynı evde nefes aldığın eşin hasta, gözünün önünde kızın hasta. Hasta dedimse psikolojik ve hatta canına kıyabilecek derecede hasta. Fakat baba sabah çıkan, akşama ekmeğini eve götüren ve evde televizyon izleyen duyarsız ve ilgisiz bir baba. Sanırım başarılı ve samimi, doğal bir karakter çizdim. Eşimi oynayan Rozat Hubeş İstanbul Şehir Tiyatrosu sanatçısı ve çok başarılıydı. Kızım Nihal Yalçın’ın oyunculuğunu söylememe bile gerek yok. Onu tüm Türkiye zaten takdir ediyor.

Seyircisi tarafından ayakta alkışlanan ve sonuna kadar aldığı alkışı hak eden oyununuz “Kuvayi Milliye Destanı”nı sizden dinleyebilir miyiz?
Benim için çok özel bir üretimdir. Bu ülkenin Misak-i Milli sınırların nasıl çizildiğine dair sözü olan bir eser. Nazım Hikmet’in en aydınlanmacı bir eseri. Sahnelenişi anlamında çağcıl ve açık biçimi tercih edişim sahne üzerinde özgür oluşumu sağlıyor.

Oyuncu olmak isteyen birçok genç var. Mesleğe yıllarını vermiş biri olarak gençlere ne gibi  önerilerde bulunursunuz? 
Gençler çabuk olmak istiyor. Hemen oyuncu olmak hemen dizide rol almak... Bu yol çok uzun bir süreç. Çok şeyi deneyimlemek gerek. Öncelikle çok okumalı, çok gezmeli ve çokça insana dokunmak gerekir. 

Son olarak Damga okuyucuları için söylemek istedikleriniz varsa alabilir miyiz? 
Okumaya devam. Her  şeye rağmen okuyunuz ve sanatsal faaliyetlere giderek kendinize iyilik yapın.

DİLEK BOZKURT

Yorumlar (0)