Yavuz Saltık: Açlık sınırı genişliyor

İBB Sosyal Hizmetler ve Bağımlılıkla Mücadele Daire Başkanı Yavuz Saltık, ilk kez bu yıl İstanbul’a göç oranından daha fazla İstanbul’dan göç gerçekleştiğini söyledi. Bu durumunda hayat şartlarının ne kadar da zorlaştığının bir göstergesi olduğunu belirten Saltık, "Bugün verilere baktığımızda yoksulluk sınırından açlık sınırına kayma var" diye konuştu

Röportaj 28.11.2019, 07:36 28.11.2019, 08:50 Burak ZİHNİ
Yavuz Saltık: Açlık sınırı genişliyor

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu seçim sürecinde ve sonrasında özellikle insan odaklı yatırımlar ve çalışmalar yapacağını her fırsatta dile getirdi. Hal böyle olunca ilk akla gelen İBB yapılarından biri Sosyal Hizmetler ve Bağımlılıkla Mücadele Daire Başkanlığı oluyor. Daire Başkanı Sayın Yavuz Saltık ile İstanbulluların merak ettiği konuları ve çalışmaları hızla devam eden yeni sistem sürecini konuştuk.

Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı eylül ayında İBB meclisi tarafından alınan bir kararla Sosyal Hizmetler ve Bağımlılıkla Mücadele Daire Başkanlığı oldu. Bu konu sizin sorumluluğunuzda değil miydi zaten? Neden bu vurgu yapıldı? Her geçen gün yaş ortalaması da düşerek, büyük artış gösteren bağımlılık konusunda çalışmalarınız nasıl olacak?
Aslında sorunun içerisinde cevap da gizli. Bağımlılık İBB Sosyal Hizmetleri bölümünün altında bir alan. Bu alanın daire başkanlığının adına dahil edilmesi engelliler, kadınlar, çocuklar, göçmenler gibi diğer dezavantajlı gruplara biraz haksızlık oluyor. Tabi şu açıdan da bakıyoruz; bağımlılığın her geçen gün artması, bu konuda alınan tedbirlerin bir türlü işe yaramaması, son yıllarda birde teknolojik bağımlılığın gündeme gelmesi ve buna bağı olarak otizmin artması gibi önemli durumların da eklenmesi hassasiyeti arttırdı. Meclisin aldığı bir kararla alt hizmet üst hizmetin içerisine girmiş oldu. Biz aslında bu konuyu birim kurarak yönetmek istiyoruz. Meclise o teklifle gitmiştik ama, farklı bir karar çıktı. Biz yine tabi ki o birimi kuracağız. Onunla ilgili de şuan mevzuat çalışmalarımız devam ediyor. Bittiğinde de şimdiye kadar İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde olmayan koruyucu ve önleyici hizmetler başlığında çalışmalarımızı yürüteceğiz.

Bağımlılıkla mücadele için rehabilitasyon merkezi kurulacak mı?
Tabi kuracağız. İşin koruyucu, önleyici bir de tedavi etme amaçlı boyutu var. O konu sağlık alanına dahil bir konu. Bir de devlet politikası var sağlık sigortası kapsamında yürüyen kısımları var. İlgili bakanlıklarla koordineli bir çalışmayı gerektiriyor ama dediğim gibi önleyici ve rehabilite kısımlarını ayrı ayrı çok ciddiye almamız gerekiyor. İçeride konusuna hakim, yetkin kişilerle böyle bir birim kuracağız.

yavuz saltık

Yoksulluk günümüzün önemli sorunlarından biri. Elinizdeki veriler doğrultusunda İstanbul nüfusunun ekonomik yapısından bahseder misiniz biraz?
Başkanımız Ekrem İmamoğlu’nun seçim kampanyasında en çok vurgu yaptığı konulardan biri kent yoksulluğuydu. Kent yoksulluğu yoksulluk sınırında yaşayan insanların desteklenerek, yaşama daha fazla tutunmalarına yönelik çalışmaları kapsıyordu. Fakat bugün verilere baktığımızda yoksulluk sınırından açlık sınırına kayma var. Biz pek çok hizmetimizi yoksulluk sınırından artık açlık sınırına geçmiş İstanbulluların dertlerine çare olacak şekilde planlıyoruz.

‘Taşı toprağı altın’ deyip memleketlerinden İstanbul’a göç eden sonra hayal kırıklığına uğrayan ve memleketlerine geri dönüş yapmak isteyen ailelere destek oluyorsunuz; yani tersine göç! Nasıl bir destek bu, nasıl işliyor süreç?
Başvuru yapılıyor. Sosyal hizmetlerden görevli arkadaşlarımız yerinde inceleme yapıyor. İnceleme sonrasında bu kişinin taşınma konusunda gerçekten “desteğe ihtiyacı var” sonucu çıktıysa İBB olarak bir araç tahsis ediyoruz. Eşyalarını yükleyen aileleri de memleketlerine gönderiyoruz. Kişileri de otogarda yine bize ait geri gönderme merkezimiz aracılığıyla biletlerini alıp, memleketlerine geri gönderiyoruz. Bu yıl ilk kez İstanbul’a göç oranından daha fazla İstanbul’dan göç gerçekleşti. Bu da hayat şartlarının ne kadar da zorlaştığının ayrı bir göstergesidir.

Göç konusunu konuşuyorken bir de Suriyeli mültecileri sormak isterim. Resmi rakamlara göre yaklaşık 550 bin, ama kayıt altına alınmayan çok daha fazla Suriyeli vatandaşın İstanbul’da olduğunu biliyoruz. Devletin iç ve dış politikası muhakkak önemli rol oynuyor ama İstanbul’un kendi içinde de izlediği bir politika olmalı. Bu konudaki duruşunuz ve eylem planınız nedir?
Öncelikle şunu söyleyeyim; bu insanların yaşadıkları hayat onlar için de kolay değil. Onlar bizim, geçici de olsa kalıcıda olsa hemşehrilerimiz. Onlar için bir politikamız olmalı tabi ki. Devlet politikalarıyla paralellik sağlanabilmeli ve iş birliği de yapılabilmeli. Suriyeli mülteciler başkanımızın seçim konularından biriydi. Göreve gelir gelmez başkanımızın talimatıyla mülteciler ile ilgili akademik bir çalışma yürütülmeye başlandı. Bu çalışma bizim de bu birim altında kurma hazırlığında olduğumuz, “Göç Birimi”nin donelerini ve alt yapısını sağlayacak. Çok ciddi bir çalışma yapılıyor. Kısa süre içerisinde çıkmasını beklediğimiz sonuçlar doğrultusunda, bir göçmen politikası oluşturacağız. Ne söyleyeceğimize dair bir birikimimizin olması lazım. İBB olarak, tüm göçmenler, mülteciler ile ilgili şuan için söylediğimiz bir söz, bir aksiyon yok. Oluşturacağımız birimle yapılanan bilimsel araştırmalar ışığında ilerleyeceğiz ve göçmen politikamız da o zaman netleşmiş olacak.

Geçtiğimiz günlerde Esenyurt belediyesi bir uygulama hayata geçirdi. Suriyeli vatandaşlara tersine göç sistemindeki gibi memleketlerine gitmeleri konusunda destek oluyorlar. İlçe belediyeleri çözümler üretmeye başladı bu konuda. Sizin düşünceniz nedir?
Evet, haberdarız bu konudan. Sultanbeyli’de de iyi çalışan bir göç birimi var ve başka ilçelerimiz de var. Bu konu da güzel çalışmalar yapıyorlar. Esenyurt’un bu uygulaması gayet iyi. Memleketine dönmek isteyen vatandaşlara yardımcı olmamız gerekiyor. Bu anlamda da yapılan çalışmaları takdirle karşılıyoruz. Bu tarz çalışmaların da örnek olduğunu duyuyoruz.

yavuz saltık ibb

Farklı bir konuyla devam edelim. Çalışan annelerin artması ile kreş ihtiyacı da arttı. Seçim döneminde Sayın İmamoğlu’nun kreş vaadi oldukça beğenilmişti. Bu süreci de zannedersem buradan yönetiyorsunuz öyle değil mi? 2020 öğretim yılına kadar hedef kaç kreş?
Her mahalleye bir kreş felsefesinin altında aslında kadın vardı. Çalışan ya da çalışmak isteyen annelerimize destek olmak, kadını görünür kılmak ve tabi ki çocuklara güvenilir ortamlar sağlamak amaç. Sadece kadını değil, bütün dezavantajlı bireyleri görünür kılmak istiyoruz. Başkanımızın temelini attığı 11 kreş ocak ayında bitmiş olacak. 2020 yılı içerisinde hedefimiz 150 kreş. Çok hızlı bir şekilde yer tespitleri, diğer yerel yönetimlerle ortaklaşa bir çabayla, sponsorların ve bağışçıların da desteği ile bu hedefi hayata geçirmek istiyoruz. Ayrıca seçim döneminde vurguladığımız ve seçildiğimiz ilk 3 ay içerisinde bu sözümüzü tutarak hızlı bir şekilde sonuca gidiyor olmamız bize son derece mutluluk veriyor.

Kreşlerde verilecek eğitim üzerine de çalışmalar yapıyorsunuz zannedersem…
Evet. AÇEV ve Boğaziçi Üniversitesi ile çalışılmış hatta ülkemize rol model olabilecek “yuvamız İstanbul” adıyla güzel bir eğitim programı hazırlandı. Önümüzdeki eğitim öğretim yılında göreceğiz, anlatacağız inşallah.

Engelli bireyler ile ilgili çalışmalarınız nasıl olacak?
İBB bünyesinde bazı hizmetler biraz yanlış yürümüş. Engellilik durumu bir sağlık sorunu olarak görülüp, Sağlık Daire Başkanlığı altında çalışılmalar yapılmış ama sosyal politikanın bir parçası olması gereken bir konu bu. Engelli konusu Türkiye’de parantezi en büyük konulardan biridir. Bütün engellerden bahsediyorum. Bu konunun her tarafını dinlemek adına ilgili paydaşlarla bir masaya oturup o geri dönüşlere göre de çalışma modelimizi geliştireceğiz. Umut tacirliği yapmadan, engelli bireylerin sömürüldüklerini hissetmediği ve değer gördüklerini hissettikleri bir yerel yönetim anlayışıyla yaklaşmak istiyoruz. Tabi ki eğitim bilinçlendirme rehabilitasyon sistemleri olacak ve engelli istihdamı için muhakkak kontenjanlar olacak. Engellilik konusunda pek çok şeyi aşmış ama ekonomik özgürlüğü olmadığı için hayata dahil olamayan engelli bireylerimiz var. Bu imkanları sağlayacak iyi bir alt yapı hazırlığı içerisindeyiz.

Anladığım kadarıyla sistem kurmaya yönelik çalışmalar yapıyorsunuz. Yasal mevzuatlar, akademik çalışmalar, kendi alanlarında uzman kişiler, çözüm masaları, birimler gibi. Ne zaman aktif bir şekilde faaliyete başlayacak bu sistem? Ve son olarak İstanbul’da yaşayan vatandaşlara ne söylemek istersiniz?
Dediğiniz gibi masaların kurulması, yönetmeliklerinin tamamlanması gibi süreçleri bitirmek üzereyiz. 2020 yılında bunların hepsini hayatta geçirmeye başlayacağız.Sosyal hizmetlerin diğer belediye hizmetlerinden bir fark var; mesela bir yerel yönetim geçen sene 5 km asfalt yapmıştır bu sene 15 km asfalt yaparak övünebilir. Rakamsal değerler arttıkça genelde hizmet artışı da olur ve bununla övünürsünüz. Bunun tam tersi durum sosyal hizmetler için geçerli. Yani biz bu kadar insana yardım ediyorduk bu sayıyı daha da yukarı çıkardık değil amacımız. Biz sistemden insan mezun etme üzerine bir yapı kuracağız. Yani sosyal desteğe ihtiyaç duyan insan sayısını ne kadar azaltırsak bizim başarımız onunla ölçülecek. Buna da sosyal hizmet politikalarından insan mezun etmek olarak bakıyoruz. Tamamıyla bir parametre değişikliği yapıyoruz; sosyal destek yapısını formatlayacağız. Yardım kelimesini de o nedenle kullanmıyoruz “destek” diyoruz. Ekrem İmamoğlu’nun sosyal destek politikasındaki temel farklılığı bu; insanların hayata tutunmasını sağlayarak destek hizmetinden mezun edebilecek sistemi kurabilmektir amacımız ve bunu kuracağız.

3 net hedef belirledik
Halk süt dağıtımına başladınız. Bu projeyi başlatmanızı sağlayan temel etmen neydi?
Seçim kampanyamızın kapsamında kentimiz için 3 net hedef tanımlamıştık.
İstanbul yeşil bir kent olacak.
İstanbul yaratıcı bir kent olacak.
İstanbul adil bir kent olacak.
İstanbul Halk Süt Projesi “Adil Kent” hedefine hizmet eden bir projedir. Adil bir İstanbul yaratma hedefimize çocuklarımızdan başlamak istedik. Çocuklarımız bizim en değerlilerimiz. Bu nedenle İBB’den ayni ve nakdi destek alan ailelerin çocuklarına onların en temel gıda hakkı olan sütü ulaştırmayı hedefliyoruz. Bu proje çift yönlü bir iyilik projesi. Çocuklarımıza ulaştırdığımız sütü kooperatiflerden almayı tercih ediyoruz. Üretim kapasitesi nedeniyle bu alanda “Tire Süt” ile çalışmaya başladık. Bu modeli İstanbul ve çevresindeki tarım üreticileriyle de uygulamak, İstanbulluları temel besinlerden başlayarak sağlıklı, güvenli ve ucuz gıda ile buluşturmak yolundaki çalışmalarımıza devam edeceğiz.

Kadınlar ihmal edilmeyi hak etmiyor
İstanbul’da da ülkemizde de durum aynı; kadın dezavantajlı, kadın zor durumda. Neler söylersiniz?
Şunun sözünü çok rahatlıkla veriyoruz. Kadının görünür olduğu bir yerel yönetim olacağız. Ben buraya göreve geldiğimde Kadın Aile Hizmetleri Müdürlüğü vardı ama 1 buçuk yıldır müdürü yoktu ve o bölümde yapılan tek iş evlenen insanlara çeyiz desteği sağlamaktı. Oysa kadının sadece eşya sorunu yok. Sosyal incelemeye gittiğimiz ailelerde; aile içi şiddet, istismar ve daha pek çok sorunla karşılaşıyoruz.Bakıyoruz bugüne kadar ne yapmışız? Sadece gıda yardımı, para yardımı yapıp çıkıyoruz evlerden. Bütün bu düzeni değiştireceğiz. Belediye içerisinde, aile içi şiddet, istismar, boşanma, miras konusunda hukuki destek, psikolojik destek ile ilgili kadınların sorunlarına çözüm bulabilecek masalar kurulacak ve o masalarda konunun uzmanları oturacaklar. Çok yakın zamanda da bir kadın sığınma evi ve rehabilitasyon merkezini mutlaka hayata geçireceğiz. Ayrıca kadın istihdamını önemsiyoruz. İSMEK’in eğitimlerinin çeşitlendirilmesi, kaliteli hale getirilmesi konusunda çalışmalar yürütüyoruz. Bu şehrin kadınları bu kadar ihmal edilmişliği hak etmiyor.

Röportaj: Bilgen Öniz Kütükoğlu


Yorumlar (0)