Geçenlerde kadim dost Sezai Sami ile birlikte bir akşam yemeğinde tekrar buluşup görüştük. Akşam yemeği dediğime bakmayın, yakın hısım akrabanın buluştuğu yemekli sofra. Kimler gelmedi ki sanki duyan geldi dercesine ağzından bal damlayanından tutunda mangalda kül bırakmayanı dahi vardı. Hatta görüntüsüyle ulema ve konuşmasıyla âlim olduğunu sandığınız kişi tapu kayıtlarına göre bir günde on dört (14) taşınmaza sahip olanda vardı.
Günün anlamına uygun ilgili ve de ilgisiz, yetkili ve de yetkisiz kim varsa topluluk karşısına geçip konuştu. Sanırsınız konuşanlar bir işaretle her şeyi düzeltecek, Musa'nın sopasıyla Nil nehrinin üstünde köprü yapacak, yazımızı kışa, kışımızı yaza çevirecek. Kimileri daha da ileri giderek kendilerine verilecek oyun mahşer gününde sırat köprüsünden geçerken kullanacağı bilet olduğunu bile beyan eden oldu. Bunlar olurken koluma dokunan Sezai Sami'nin anlattıkları ilgimi çekti. Neden çekmesin ki:
"Ailecek kendi memleketlerinde geçimlerini sağlayan aile devlet büyüklerine iktidara kim gelirse gelsin hayranlıkla beslerken ilk çocuklarına zamanın başbakanının adını verir (Adnan). İkinci çocuklarına yine zamanın devlet büyüğünün adını (İsmet) verilir.
Gel zaman git zaman bu çocuklar büyür ve ortaokul ile lise dönemleri Milliyetçi Cephe hükümetlerinin iktidarı dönemleridir. Doğup büyüdükleri yerlerde rüzgâr hep sağdan esip ırkçılık ve dinden beslenirler ve soldan esen rüzgâra ve "emek, ekmek ve özgürlük" şiarına her zaman şiddetle karşı çıkarlar.
Yıl 1980'dir, üniversite seçme sınavı için İstanbul'a gelirler. Köylerinden iki arkadaşı ve abisiyle birlikte İstanbul şehrini gezdirmeye giderler. Günlerden Cuma Üsküdar da bir camide vaaz veren salya sümüklü kişiyi dinlemeye giderler. Kardeşiyle huşu içinde derinlere dalan zatı muhterem arkadaşlarının dürtmesiyle kendine gelir Eminönü'ndeki balık ekmekçiden karınlarını doyururlar. Sınavda başarılı olmaları için Eyüp Sultana gidip üç kulhü bir elham okuyup, çıkışta Pierre Loti tepesine çıkarlar.
Peerre Loti' den Haliç'i görmek muhteşem bir manzara, sanki bir tablo gibi gözlerinizin önünde. Çay bahçesine giden dörtlü yan masalardakiler gibi çay içmek isterler, çaylarını o güzelim tepelerde içerler. Doğal güzelliğin aşkına gelen İsmet arkadaşlarına bir çay daha ısmarlar. Ama gözü yan masalardadır, kendisi fark etmez oysa çay içenler çay tabaklarına paralarını koyup giderler, bu durumu görmemiştir. Yan masadaki boşları toplayan garson giderken, "gördünüz mü yandakiler para vermeden gitti bizde vermeyelim. Birer birer dışarı çıkalım ilkin ben çıkacağım" der ve çıkar. Sonra misafirleri çıkar dışarıda kapıda beklerler. En sonda Adnan kalır o da masadan kalkıp gelmeye başladığında üç garson ona koşar ve kollarından tutarlar. "Para vermeden nereye gidiyorsunuz "diye hesap sorarlar biraz da tartaklarlar. Adnan kaçamaz ve diklendikçe garsonlar şiddeti arttırır. Diğer garsonlar gelmediğinden bizim kafadarlar onu kurtarmaya gider, dört kişi garsonlara çay parası vermedikleri gibi onları tartaklarlar. Koşarak uzaklaşan bu dörtlü içinden özellikle Adnan'ın gömleği ve pantolonu yırtıktır. Neden? "İçtikleri çayın parasını vermemek beleşe getirmek için."
O günlerde 12 Eylül 1980 askeri faşist darbenin ayak sesleri geliyordu. Hain tuzaklarda kahpece katledilenler, sorgu odalarında işkence edilip ser verip sır vermeyen Guçça'nın oğlu Osman Mehmet, haber yaptığı için katledilen gazeteci muhabir, öğretim görevlisi, öğretmen hatta ertesi günü üniversite sınavı için İzmir İnciraltı öğrenci yurdunda bulunan öğrencilerin üzerine bomba atılıp onlarcasının güzel hayali yok edildi.
Çay parası vermeden kaçanların elebaşlısı bugünlerde kendisini destekleyenlere "ruz-ı mahşer" için berat verecekmiş. Oysa " Abisi Adnan'ı gördüğümde o günü anlatır dizlerinin sızladığını söylerdi" dedi Sezai Sami.
"Ruz-i mahşer gelmeden" daha neler görecek ve duyacağız hep birlikte şahit olacağız.

DİKKATİNİZİ ÇEKEBİLİR

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.