19.09.2021, 07:35

Sağlıkta devrim “Beş dakikada Beşiktaş” dönemi

ŞAKA gibi bir ülke olduğumuz her fırsatta söylerim gene söyledim. Bir yanda varyantlarıyla yaşamı zorlayan Corona , açılmış okullar, 500 e yakın dersliği salgından kapanmış bir eğitim sistemi. Birde elbette umursamaz bir toplum yapısıyla pandemi mücadesi veriyoruz. YTanşi dostlar yaşlamnask bu ülke uzaktan enfes bir mziah hazinesi ve çok gülersiniz de içinde yaşayınca gülsek mi ağlasak mı belli olmuyor. Şu anda bu ülkenin siyasi ve ekonomik sıkıntıları ile ilgili durumu da gözlae önünde bulunudurursak halimizin vahameti de bir kez daha gözler önüne seriliyor.
Sağlık Bakanlığı onlarca çözümlenmesi gereken sorunu içinde sorun yaratmayıo bilen becerikli bürokratlkarıyla Nobel adaı olur vallahi. Yahu arkadaş. Pandemü bitmemiş vaka sayıları "Kontrollü" açıklamalar ile 21-30 bin bandında ölüm syıları da 220-280 arasında yani hergün pandemi tablosu çok daha ağır bir hale dönüyor. . Yeni vakaların 7 günlük ortalamalı değeri geçen haftaya göre %15 oranında arttı.
Aşı karşıtlığı da bu işin tuzu biberi oluyor. Okullrın açılmasından bugüne vaka sayısı 21 bin iken 29 bin sınırına çıktı. Ölüm sayıları da keza öyle. Okulların açılması kaçınılmazdır. Öyleki toplumdaki genel vurdumduymazlığı "okullar açıldı salgın arttı" mantığına bağlayanlar topluma ihanet içindedirler.
 

Beş dakikada Beşiktaş
Gelelim ana konumuza. Sessiz sedasız Sağlık Bakanlığı bunca işinin arasında hastanelerde ve Aile hekimliklerinde "Randevu Aralığının Beş Dakikaya Düşürülmesi" kararını aldı. Ve uygulamaya geçti. Buna ilk tepki haklı olarak Türk Tabipler Birliği'nden geldi. Bu karar "Tıbbi Uygulama Hataları ve Şiddet Doğurur" diyerek karşı çıktı.
Bu saçma sapan uygulama için Türk Tabipleri Birliği (TTB), Merkezi Hekim Randevu Sistemi’ndeki (MHRS) randevu aralığının beş dakikaya düşürülmesi ve hekimlerden günde 90’dan fazla hastayı muayene etmesinin istenmesi ile ilgili olarak Sağlık Bakanlığı’na bir yazı ile başvurdu.
Muayene işleminin kayıt, anamnez, hazırlık, fizik muayene, gerektiğinde tetkik istemi, tetkiklerin incelenmesi ve tedavinin düzenlenmesi gibi aşamalarının anımsatıldığı yazıda beş dakikalık bir sürenin yeterli olmayacağı, özen eksikliği ile tıbbi uygulama hatalarına yol açacağına dikkat çekildi. Yazıda uygulamanın hekimler için şiddetin artması ve tatmin duygusunun zedelenmesi, hastalar için de yeterli ve nitelikli tanı ve tedaviye ulaşamama sonuçlarını doğurduğu kaydedildi.
“Tıbbi bilgiye, bilimsel kanıtlara aykırı bir şekilde çıkabilecek tıbbi uygulama hatalarından bu koşullarda meslektaşlarımızın sorumlu tutulamayacağını, ortaya çıkacak hatalardan doğrudan sağlık kurumları yöneticilerinin sorumlu sayılacağını belirtiriz” denilen yazıda randevu altyapısının bilimsel gereklere uygun hale getirmesi ile performans uygulamasının sonlandırılmasının birlikte ele alınması gerektiği de vurgulandı.
Rakamların farkında mısınız
Salgınla ilgili rakamların tamamı ürkütücü ama isterseniz gelin biz rakamlardan önce, yazımıza durumu özetleyen çok daha net, çok daha açık, çok daha acı ve çok daha ürkütücü bir cümleyle başlayalım: "TÜRKİYE -maalesef- SALGININ EN AĞIR DÖNEMLERİNDEN BİRİNİ YAŞIYOR."
Evet, “fotoğrafı saklamanın, görmezden gelmenin ya da bazı bahanelerle önemsizleştirmenin mümkün olmadığı” çok özel günlerden geçiyoruz. Geçtiğimiz yıla göre, ölüm sayıları neredeyse 4 kat artmış gibi görünüyor. “Aylara göre vefat ortalamaları” dikkate alındığında ise en yüksek rakamın görüldüğü Nisan 2021’e kıyasla Eylül 2021 sonunda çok daha yüksek bir “günlük kayıp ortalaması” ile karşılaşacağımız anlaşılıyor. Kısacası hassas bir noktada, tehlikeli ve riskli bir dönemeçteyiz. Durum acilen ve hemen masaya yatırılmalı, yeni kısıtlamalar hatta kapanmalara ve de okul kapatmalarına asla fırsat verilmeyecek şekilde ciddi ve etkili önlemler alınıp süratle uygulamaya konulmalıdır. TEKRARLIYORUM: Yeni kapatmalar/kapanmalar, eğitime yeniden kısa süreli de olsa toptan ara vermeler asla olmamalıdır.
Bu arada altını bir defa daha çiziyorum: Rakamlar ürkütücüdür, bu yazının hazırlandığı saatler itibariyle Eylül 2021’de kaybettiğimiz canlarımızın ortalama sayısı 265’in üzerindedir. Ve ne üzücüdür ki rakamlar 300’lere doğru hızla tırmanmaktadır.
 

Anımsatma !
Salgınla savaşta bildik 10 Öneri !

Bu 10 öneriyi hepimizin zaten çok iyi bildiği kesindir. Ama yine de tekrarda fayda vardır: Eğer günlük vaka sayılarını düşürmek, daha az canımızı kaybederek ve daha az hasar görerek bu sıkıntılı dönemi atlatmak istiyorsak öncelikle yapmamız gerekenler hâlâ aynıdır.
İLK 5:Hızlanmalıyz
1)Aşılama hızı, süratle arttırmalı. En geç 1 ay içerisinde yüzde 85-90’lara ulaşmalıyız.
2)3. doz aşı uygulamasına ihtiyaç duyanları hızla belirlemeli ve 3. doz uygulaması yapmalıyız.
3)12 yaş üstü çocuklarımız için de aşılamayı hemen ve acilen hızlandırmalıyız.4)“Salgın bitti” gibi davranmaktan vazgeçip o vazgeçilmez 3’lü prensibi -maske, mesafe, hijyen- ısrarla gündemde tutmalıyız.5)Okullar ve işyerlerinde aşılama süreçlerini daha da yoğunlaştırmalı, aşılanmayanlar için PCR testlerini “gerekli” değil “zorunlu” hale getirmeliyiz.
İKİNCİ 5: Okullara DİKKAT
1) Okulların stratejik açıdan en önemli noktalardan biri olduğunu unutmamalı, özellikle öğretmenlerin hâlâ yüzde 80’leri bile bulmadığı belirtilen aşılanma oranlarını acilen ve hemen yüzde 100’lere ulaştırmalıyız. (NOT: Servis şoförleri ve servis araçlarında çalışanlar için aşı oranını yüzde 90’ların üzerine çıkaran İstanbul’u tebrik ediyorum.)
2) Kalabalık ortamlarda önlemlere uyum ile ilgili tedbirlerin kontrollerini yoğunlaştırmalı, uyarıları sıklaştırmalıyız.
3) Daha fazla insanımızı gönülden ikna edip aşılamaya yönlendirebilmek için sadece “klasik medya” değil “sosyal medya” da yoğun bir şekilde kullanılmalı, özellikle takipçi sayısı yüksek ve sevilen-sayılan, rehber kabul edilen, inanılan sosyal medya kullanıcılarından -Şahan Gökbakar, Haluk Levent, Cem Yılmaz...- faydalanma yollarına gidilmelidir.
4) Baştan beri gündemde tutmaya gayret ettiğimiz tarama testleri yoluyla “sessiz vakaları” yakalama çalışmalarını yoğunlaştırmalı, işyerleri, okullar, AVM’ler gibi kapalı ve kalabalık alanlarda, toplu taşıma araçlarında belirtisiz/semptomsuz kişilerde de “hızlı PCR testleriyle” tarama çalışmaları yapmalıyız.
5) Bir ölçüde gevşediği, eski hız ve dikkatini kaybettiği anlaşılan “temaslılar”a ilişkin “filyasyon” çalışmalarına da yeniden hız ve ağırlık verilmelidir.
Cehalet sıradanlaştırılamaz
Ülkeyi yönetenler cehaleti sıradanlaştıran ve meşrulaştıran eylemleri görmezden gelemez!Uygarlık tarihi, bilimi yok sayan cehalet ile mücadele tarihidir. İnsanlık tarihinin her aşamasında, bilimi görmezden gelen ve bilimsel ilkeleri benimseyen kişiler ve yönetimler hep olmuştur. Bilime rağmen ilerlemiş ve refaha kavuşmuş bir toplum yoktur.
Bilime ve bilim insanlarına düşmanlık, her alanda kendini göstermiştir. Dünyanın yuvarlık olduğunu savunan bilim insanlarının karşısında da insan sağlığını korumak için üretilen aşıların karşısında da cehalet vardı.
Bütün dünya, corona virüs pandemisi ile yaklaşık 18 aydır mücadele yürütmektedir. Ancak geldiğimiz noktada pandemi ile mücadelede elimizdeki en etkili yöntemin aşılama olduğu kanıta dayalı bilimsel bir gerçekliktir. Pandeminin yıkıcı etkisini, etkin ve yaygın bir aşılama ile önlemek mümkündür. Bu gerçeklik karşısında, geçmişte olduğu gibi şimdi de “aşı karşıtlığı” kendini göstermiştir. Bilimsel gerçekler ancak başka bilimsel dayanaklarla tartışılabilir. Bilimsel gerçeklerin karşısında, sosyal, felsefi veya dini düşünceye dayalı tartışmalar yürütülemez.
Miting ve saçmalıklar
11 Eylül 2021 tarihinde, İstanbul Maltepe’de, aşı karşıtlığı temelinde içişleri bakanlığının şehirler arası yolculuk genelgesi dahil tüm uygulamalara karşı gelerek bir araya gelen grup, pandemi mücadelesindeki tüm bilimsel birikime savaş açan bir gösteri düzenlemiştir. Gösterinin ve gösteride ifade edilenler, düşünce ve ifade özgürlüğü bağlamında ele alınarak görmezden gelinebilirdi. Ancak hergün yüzlerce yurttaşımızın hayatını kaybettiği salgın karşısında toplumun sağlığını savunmak açısından kayıtsız kalmak mümkün değildir. Kaldıki, hiçbir kanıta dayanmayan fikirlerin bu kadar görünür hale gelmesi, pandemiye karşı ekonomik ve sosyal her açıdan zor koşullarda mücadele yürüten sağlık çalışanlarının motivasyonunu derinden etkilemiştir. Yaklaşık 2 yıldır yüzlerce sağlık çalışanı ve binlerce yurttaş Covid-19 nedeniyle vefat etmiştir. Sağlık çalışanları gece gündüz, ailelerinden ve özel yaşamlarından fedakarlık ederek, her türlü olumsuzluk içinde insanlarımızın sağlığı için mücadele etmiştir.
Pandemi döneminde, meslek örgütleri, sendika ve derneklerin her türlü basın açıklaması, gösteri ve toplantı girişimleri, idari ve polisiye yöntemlerle engellenirken, 11 Eylül 2021 tarihinde gerçekleşmesine izin verilen eylem, pandemi ile mücadelede siyasi ve sağlık otoritesinin samimiyetsiz olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bu samimiyetsiz irade ile toplumun aşılama konusunda ikna edilmesi mümkün değildir.
Bilimsel olmayan, dayanaksız ve safsata ifadeler her gün medya organlarında ve sosyal medyada baş tacı edilmektedir.
Toplum sağlığını riske atan bu uygulamalara karşı siyasi otoritenin etkin idari ve hukuki önlemler almamasının yanında derin sessizliği bilime ve bilim insanlarına saldırıyı toplum nezdinde meşrulaştırmakta ve sıradanlaştırmaktadır.
Bu nedenle, bilimsel olmayan, dayanaksız ve safsata ifadelerle toplum sağlığını riske atan kişiler ve bu ifadelerin yazılı ve görsel medyada görünür hale gelmesine neden olan medya organları hakkında gerekli idari ve hukuki önlemler etkin şekilde uygulanmalıdır.
Aşı karşıtları ne yaptıklarının farkında mı? Ya hükümet?
Aşı karşıtları 11 Eylül’de İstanbul Maltepe’de binlerce kişinin katılımıyla bir miting düzenledi. “Büyük Uyanış” adlı mitinge katılanlar kendilerine aşı karşıtı denilmesini de istemiyor. Zaten izin başvurusu da Anadolu Partisi adına Anayasayı

Koruma Girişimi olarak yapılmış. Kayıt düşelim: Maltepe Kaymakamı Bahri Tiryaki mitinge sağlık gerekçesiyle izin vermemişti ama artık emir nereden geldiyse, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya’nın izniyle yapıldı hükümetin aşı politikasına karşı çıkanların protesto gösterisi.
Polis mitinge katılanlara ne aşı sordu ne PCR testi. Sadece bedava maske dağıttı ama katılımcıların çoğunun alana girdikten sonra maskeyi çıkarttığı görüldü. Aşı karşıtları adına en hararetli konuşmayı yapan ve zaten mitinge önayak olanlardan İslamcı gazeteci ve yazar Abdurrahman Dilipak’a göreyse zaten Covid-19 hastalığı da insanları manipüle etmek için uydurulmuştu.
Bu miting Sağlık Bakanlığının 23 bin 562 vakada 214 ölüm kaydettiği ve yayılmaya karşı yeni uyarılar yaptığı gün yapıldı ki bu başlı başına bir çelişkiydi. Umalım, bu miting ardından hasta ve ölüm sayılarında yeni bir artış görülmesin. Bakanlık 100 milyon doz aşı yapıldığını açıklasa da okulların açılmasıyla tartışma büyüyecek gibi.
Bu manzara, bana göre bireysel sağlığımız açısından da toplum sağlığı açısından da hükümetin kendi koyduğu sağlık kurallarını ihlali açısından da endişe vericiydi.
Ben iki aşımı da oldum. Sinovac olmuştuk. Üzerine de 2 Biontech aşımı da yaptırdım.Eşim de oldu, Çocuklarım da. En ufak tereddüt etmedim, çevremdeki herkesin aşısını olmasını sağladım.
 

Eğitim hakkı mı, sağlık hakkı mı?
İki sinovac, 3 sinovac, 2 sinovac üzerine 1 biontech veya 2 biontech aşılı insanlar hiç hasta olmuyor mu? Tabi ki oluyorlar. Hatta Türk Yoğun Bakım Derneği bu verileri yayınladı. Buna göre hastaların yüzde 98’i aşısız veya eksik aşılı. Yani aşılıların hasta olma olasılığı çok düşük.
Aşı olmak istemeyenlerin endişelerini bir yere kadar anlıyorum. Kendileri olmayınca çocuklarına da aşı yaptırmıyorlar ve okula gönderiyorlar. Büyük oğluma aşı olmamış biriyle aynı kapalı ortamda ders görmek ister misin, ne düşünüyorsun diye sordum. Cevabı ilginçti: “Bir kişinin eğitim hakkını engelleyemezsin, ancak karşıdakinin sağlık hakkı her hakkı ezer.”
 

PCR testleri işe yarayacak mı
Hükümetin öngördüğü gibi iki günde bir yapılan PCR testi işe yarar mı? Geçen sene 1. ve 8. sınıflar okullarına devam ettiler. Üç arkadaşım hastalığı okulda hastalığı kapan ve hasta olduğunu bilmeden eve hastalığı getiren çocuklarının taşıdığı virüsle hastalandı. PCR testi yaptırdın ardından hastalığı kaptın, virüsü tüm sınıfa bulaştırma riskin var.Bunun yanında aşıdan olduğu kanıtlanmamış ama söylenti şeklinde yan etkiler de var. Ben ertesi gün uzun süre bitkinlikten uyumak zorunda kaldım.
 

Kızamık aşısı, çocuk felci aşısı olmadınız mı?
Aşı karşıtları şu sorulara yanıt verebilir mi? Siz kızamık aşısı olmadınız mı? Kızamık hastasının cildini gördünüz mü? Ya çocuk felci? Çocuk felcinden dolayı tekerlekli iskemleye bağlı kalan, protezlerle yürüyebilen ya da ömrünün büyük kısmını kendi diyaframı ile nefes alamadığı için basınç tankında geçirmesi gereken insanları gördünüz mü?
1950’lerden, çocuk felci mağdurlarının yattığı bir hastanenin görüntüsü. Hastaların içinde yattığı tüp şeklindeki cihazlara “iron lung” yani “demir akciğer” deniyordu; atak geldiğinde onlar olmadan nefes alamıyorlardı.
Sizi bu hastalıklardan ailenizin size bu aşıları yaptırmış olması korudu. Eğer bu aşıları olduysanız, Covid-19 aşılarını olmamak için niye çaba gösteriyorsunuz? Siz çocuklarınızı aynı şekilde korumaya neden karşı çıkıyorsunuz? Bu hastalıklar da bir zamanlar toplumun kabusuydu ama aşılar sayesinde sayıları azaldı. Çocuk felci Dünya Sağlık Örgütü, işbirliği yapan hükümetler ve Rotary gibi uluslararası sivil toplum kuruluşlarının yardımıyla dünyada birkaç ülke haricinde temizlendi.
 

İzlemek için aşıya ihtiyaçları yok
Covid-19 aşıları ile Bil Gates ve vakfının kendilerini takip ettiklerini iddia edenlere bir tek şey hatırlatmak istiyorum. Eğer elinizde akıllı telefon varsa siz zaten takip edilmeme hakkından birkaç yıldır feragat ettiniz. Teknoloji şirketleri ne yediğinizi ne konuştuğunuzu, nerelere gittiğinizi, o gittiğiniz yere yürüyerek mi gittiniz, bisikletle mi gittiniz hepsini takip edebilir isterse. Hatta ne konuştuğunuzu da takip edebilirler. Web sayfası ve mobil uygulamalardaki reklamlar neye göre çıkıyor diye merak etmeyin, alışkanlıklarınız da takip ediliyor. Kaşığın aşı olan yere mıknatıslanarak yapıştığı da pek inandırıcı değil, onu deneyen kişi birkaç haftadır banyo yapmıyorsa o zaman mümkün.
Aşı karşıtları, aşı olanları sosyal medyada küpeli ineklere benzetmeye başladı. Küpesiz yani aşısız olan hayvanların hastalıklara yakalandığı zaman ne acılar içinde öldüğünü ve o hasta hayvanların etlerini yediğiniz zaman hangi hastalıklara yakalanabileceğinizi biliyor musunuz? En masumları Brusella, şarbon, vs.
Anlayacağınız konu sıkıntılı. Yine de siz bilirsiniz.
 

Yorumlar (0)