29.11.2020, 06:11

Salgında Avrupa'da ilk sıraya yerleştik

Geçen hafta Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, kameraların karşısına geçerek aylardır söylediğimiz "Rakamlar gizleniyor" iddiamızı  yaptığı açıklama ile kanıtladı. Kötü ile mutlu olunur mu?  Mutlu değil sıkıntılıyız, geleceğimizden kaygılıyız ve korkuyoruz. Bir günde Dünyada ve Avrupa'da en alt sıralarda vede Koronavirüs Pandemisi mücadelesinde en başarılı ülkeler arasında iken  en kötüler içinde ilk sırsaya yükseldik. Avrupa 'da vaka sayında 1. Dünya'da ise 3. sıraya yerleştik. Konulan yasaklar ne olursa olsun toplumdaki "Bize bize şey olmaz. Grip bu yahu" algısını kırmadan da bu salgını önleme noktasında ben başarılı olacağımıza en azından kısa dönemde hiç umutlu değilim.  Bu işin birinci ayağı.
İkinci ayağı ise Bilim Kurulu. Bilim kurulu üyeleri bu işte enaz siyasi iktidar kadar gerçekleri gizlemekten sorumludur.  Sorumludur ki sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçen gün çıkıp yeni tedbirlerle alakalı olarak bu işin birinci derecede sorumlusunun Bilim Kurulu olduğunu söyledi. "Bilim Kurulu her türlü hazırlığı, çalışmayı yürütüyor" dedi.Yani sevgili Bilim Kurulu üyeleri salgını önleme konusunda sınıfta kaldı. Prof. Dr. Ahmet Saltık konuyla ligili olarak "Erdoğan  "Bilim Kurulu 1. derecede sorumlu" buyurdu. Üyelerin kulakları çınlasın; "sizi kullanır, harcarlar" diye uyardık aylar önce. Haydi bakalım, onbinlerce masum insanın ölümünün hesabını verin! 1. derece sorumlu iktidar mı, vitrinde - siyasetin güdümünde bilim kurulu mu?" dedi.
Rakamları da demek ki Bilim Kurul gizledi. Adına Normalleşme denilen Anormal Normalleşmeyi de Bilim Kurulu kararları doğrultusunda uyguladık demek ki. CHP Lideri kemal Kılıçdaroğlu sanki bugünü görerek geçen hafta "Herkes aklanacak ama sorumlu Bilim Kurulu olacak" demişti. Haklı çıktı. Erdoğan topu biranda Bilim Kurulu üyelerinin kucağuna atıverdi. Bakalım şimdi neler göreceğiz. Haftaya daha da durum netleşecek.
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın 25 Kasım’da açıkladığı korona virüs Covid-19 tablosu bir anda ne kadar vahim bir durumda olduğumuzu resmi planda da ortaya çıkardı. Türkiye bir anda dünyada en kötü durumda görünen ülkeler sıralamasına düştü. Durumun böyle olduğunu Türk Tabipler Birliği (TTB) aylardır söylüyordu. Koronavirüs salgınında bulaşma, hasta ve vefat sayılarının açıklanandan kötü olduğunu büyükşehirlerin belediye başkanları söylüyordu.
Korona gerçeğinin hükümetin açıkladığı gibi olmadığı kuşkuları yazıldıkça, söylendikçe AK Parti hükümeti öfkeleniyordu. Öfkeyi dile getirense daha çok Erdoğan’ın ittifak ortağı MHP lideri Devlet Bahçeli oluyordu. Daha bir gün önce İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu şehrindeki bulaşıcı hastalık kaynaklı vefatın Bakanlığın açıkladığı toplam ülke rakamından fazla olduğunu söyledi diye bozgunculukla suçlanmıştı. Bahçeli daha önce de TTB’ye teröristlik ithamında bulunmuştu.
Gerçeklerin dile getirilmesini sesinizi yükselterek bir yere kadar engelleyebilirsiniz.Koca’nın gecikerek de olsa “açık” hasta ve vaka sayılarını ilanı, adını koyalım ki gerçeklere teslim olmaktır.
 

Korona önlemlerine korkutarak hazırlama
 

Peki, neden şimdi? Erdoğan hükümeti korona gerçeğine neden daha önce, yaz aylarında ortalık alev alev yanmaya başlamışken değil de şimdi teslim oldu?
Bakan Koca, itiraf gibi açıklamalarında korona yayılmasının Kurban Bayramı (31 Temmuz-3 Ağustos) sonrasında hızlandığını söyledi. Hükümet bütün uyarılara rağmen, kendisi de turizm şirketleri sahibi olan Turizm Bakanı Mehmet Ersoy’un ve inşaat-AVM lobisinin özel çabalarıyla “her şey serbest” moduna geçmişti. Yayılmadaki bütün suç maske takmayı ihmal eden vatandaştaydı.
Erdoğan için de önemli olan dükkanların açık tutulmasıydı. Böylece ticaret odalarının, turizm dernek ve birliklerinin başkanları, üyelerine “İşte bastırdık, Cumhurbaşkanımız açık tutuyor” diyebiliyordu. Erdoğan dükkân kapatan, sokağa çıkma yasağı koyan lider olmayacaktı.
Ama dükkanlar siftahsız kapanmaya başladıktan sonra ve esnaf hükümetten para yardımı istemeye başladıktan sonra işin rengi değişti. Nitekim İstanbul’da esnaf dernekleri, eğer işçiler gibi tartaklanarak dağıtılmazsa, 27 Kasım’da taleplerini dile getirecek bir mitinge hazırlanıyor.
Şimdi Erdoğan hükümeti esnafın, tüccarın ve küçük sanayicinin gözünü, gerçek tabloyu açıklamak zorunda kalma pahasına korkutarak “tam kapanma” uygulamasına geçmenin psikolojik zeminini hazırlamaya çalışıyor
Sert tedbirler geliyor
Salgının yayılmasında sorumluluğun birinci derecede yurttaşa ait olduğunu anımsatan Erdoğan, "Defaatle birçok tedbir açıklamamıza rağmen vatandaşlarımızın hâlâ kapalı mekanlarda bu işlere hiç dikkat etmediğini, kapalı mekanlarda bakıyorsunuz sigara içmeye varıncaya kadar bunları yaptıklarını görüyoruz. Maske takmadıklarını görüyoruz. Özellikle maske, mesafe ve hijyen, bunlar çok çok önemli fakat buna dikkat edilmediği sürece, hele hele büyükşehirlerde bunun artarak devamı kaçınılmaz hale geliyor. Tabii biz şu anda Sağlık Bakanlığımızın da attığı bu adımlarla bu tedbirleri almaya mecburuz ve alacağız" dedi.
 

Virüs salgınını yavaşlatmak zor görünüyor
 

Erdoğan’ın Covid-19 virüs salgınına karşı açıkladığı yeni tedbirler Haziran’da alınsaydı daha etkili olurdu. Kapanma olmadan bulaşma hızını yavaşlatmak zor. Grafik artan ölümleri gösteriyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 17 Kasım’daki Kabine toplantısı ardından duyurduğu ek tedbirlerin Covid-19 virüs salgınının artan bulaşma hızını kesmekte yeterli olup olmadığından önce dünyadaki tablonun Türkiye’yi nasıl etkilediğine kısaca değinelim. Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü 16 Kasım tarihli basın toplantısında kuzey yarımkürede salgın sarmalındaki -Türkiye dahil- bütün ülkelere çok net bir mesaj verdi: “Rehavet zamanı değil. Şimdi harekete geçin, çabuk harekete geçin ve kararlı davranın”.
Tekrarlamakta fayda var, sahada çalışan hekimler bulaşmanın son haftalarda çok hızlandığını söylüyor. Anlaşılmadıklarını düşünerek “çığlığımızı duyun”, “kırmızı alarm”, “bu bir imdat çağrısı” gibi ifadeler kullanıyorlar. Hepimizin çevremizde hastalanan insanlar var. Hastalananların önemli bir kısmı maske kullanmaya özen gösteriyor, ama ortamda çok fazla virüs olduğu için normalde düşük risk içeren kısa karşılaşmalarda bile virüsü alıyorlar. Özetle bulaşma çok hızlı.
Bulaşmanın bir kez hızlanınca olağan önlemlerle durmadığını, tersine giderek hızlandığını da biliyoruz. Sonuçta durum kötü ve virüs hakkında bugüne dek öğrendiklerimiz, işlerin daha da kötüleşeceğini söylüyor.
 

Beklenenden fazla ölümlerin gösterdiği
 

Türkiye’de vaka sayıları kamuya açık değil. Ama başka veriler var. Örneğin yazılım uzmanı Güçlü Yaman Ağustos ayından beri düzenli aralıklarla güncelleyerek 19 il merkezi için 2020 yılı için “fazla ölüm” sayılarını yayınlıyor.
Basitçe anlatırsak, e-devlet ve mezarlık kayıtlarından bulduğu bu yılın ölüm sayılarını, geçen yılların ölüm sayıları ortalamalarıyla karşılaştırıyor ve bu sene gözlenen ölüm sayısı artışlarını grafiklere döküyor. Onun grafiğine bakarsanız, bu “fazla ölümlerin” özellikle 21 Ekim haftasından başlayarak hızlı bir yükselmeyle, iki hafta içinde neredeyse iki katına çıktığını görüyorsunuz. Ortada açıklayıcı başka bir neden yok, ölümlerdeki bu yüksek artış salgına bağlı, yıl içinde gösterdikleri seyir de Covid vakalarının artışıyla uyum gösteriyor.
Geçen yılların ortalamasından daha yüksek olan ölümler Nisan ayındaki artıp, Haziran’da düşmüş, Temmuz ayından başlayarak yeniden yükselmiş. Özellikle 21 Ekimde başlayan hızlanma büyük olasılıkla Eylül ayının üçüncü haftasından sonra hızlanan Koronavirüs bulaşmasına bağlıdır.
Grafiklerin bize gösterdiği en önemli şey, sonbahar aylarında (ölümlerden dört hafta geriye gidersek), Eylül’ün son haftalarında bulaşmanın çok hızlandığı. Daha sonraki haftalarda ne olduğunu, -ölümlere baktığımız için- maalesef ancak önümüzdeki günlerde, canlar kaybolduktan sonra söyleyebileceğiz. Ama virüs bir kez hızlanınca hemen yavaşlamıyor; tersine giderek hızlandığı görülüyor.
 

Salgın Eylül’ün ikinci yarısında hızlandı
Güçlü Yaman ayrıca 30 Eylül-10 Kasım arasında gözlenen 8756 “fazla ölüm”ün illere göre dağılımını vermiş. Bu kayıpların %30’u İstanbul’da, %12’si Ankara’da, %10’u Bursa’da, %7’si İzmir’de yaşanmış. Onları Denizli, K. Maraş, Konya, Gaziantep, Malatya ve Sivas izliyor. Bu şehirler, paralel bir şekilde, sağlık personelinin hızlanan Covid vakalarından şikâyet ettiği iller. 30 Eylül -10 Kasım arası beklenenden fazla gerçekleşen ölüm sayılarının illere dağılımı, sağlık personelinden  gelen bilgilerle örtüşüyor.
Kısacası ölüm verileri de sahadan gelen gözlemleri doğruluyor: Türkiye’de İstanbul merkezli, ama birçok başka büyük ili de etkileyen salgının Eylül’ün ikinci yarısından itibaren giderek hızlandığı görülüyor.
Sağlık Bakanlığının, salgın yönetiminin elindeki veriler de bunlarla paralel olmalı ki 17 Kasım akşamı bir dizi yeni tedbir ilan edildi. Gecikmiş de olsa harekete geçilmiş olması kuşkusuz olumlu. Üzerinde düşünmemiz gereken bu tedbirlerin Covid-19 virüs salgınının yayılmasını durdurup geri çevirmeye yetip yetmeyeceği.
Gelelim yeni tedbirlere
Oldukça karmaşık bir dizi yeni tedbir var, anlayabilmek için sınıflamaya çalıştım:
Birinci sınıf tedbirler, yaş gruplarına yönelik kısıtlamalar. 65 yaş üstü ve 20 yaş altı aktif olmayan nüfus, hafta sonları geceleri sokağa çıkamayacak. Bakanlığın elinde bulaşmanın özellikle geceleri olduğuna ilişkin bir veri yoksa bu tedbirin ne işe yarayacağını anlamak zor.
Bakanlık açıklamalarının satır aralarından öğrendiğimize göre başka ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de bulaşma en çok evlerde oluyor. Türkiye’de yaşlıların yaklaşık üçte ikisi, çocukları ve torunları ile ya aynı evde ya aynı bina içinde ya da aynı sokak üzerinde yaşıyor. Yemekleri çoğunlukla birlikte yiyorlar. Dolayısıyla yaşlıları korumanın yolu onların sokağa çıkışlarını kısıtlamak değil, toplum içindeki bulaşmanın hızını düşürmek, yaygınlığını azaltmak.
Gençlerin gece partilerini engellemek için gece sokağa çıkma yasağı Ekim ayında Avrupa’da bazı ülkelerde alınan bir tedbir. Bu ülkeler filyasyon çalışmaları sırasında bu tür gece partilerini bulaşmanın önemli kaynaklarından biri olarak saptadıklarını söylemişlerdi. Türkiye’de benzer bir bulgu var mı? Bilemiyoruz.
 

Bu tedbirler Haziran’da alınmalıydı
İkinci grup tedbir hizmet sektöründen işyerlerine yönelik. Kahvehaneler ve sinemalar tamamen kapatılıyor. Kalabalıkları bir araya getiren kapalı mekanların kapanması içinde bulunduğumuz durumda kaçınılmaz. Kafe ve restoranlar paket servise geçecek. Bu da bulaşmayı azaltabilir. Ancak AVM’ler, marketler, restoranlar, kuaförler vb açık. Gece 22:00’den sabah 10:00’a kadar kapalı olacaklar, ama bu mekanlar zaten geceleri değil, gündüz kalabalık saatlerde riskliler.
İşyerlerine esnek mesai uygulaması tavsiye ediliyor. Zorlayıcı bir karar değil.
Bu tedbirleri Haziran ayında uygulasaydık, çok faydalı olurlardı. Zira o zaman yeni vaka sayıları düşmüştü, bulaşma hızı yavaşlamıştı. İçinde bulunduğumuz durum ise çok farklı. Etrafta bilerek ya da bilmeden enfeksiyonu taşıyan insan sayısı çok fazla, bulaşma hızlanmış durumda, hastaneler alarm veriyor. Kesintili alınan tedbirlerin fazla işe yaramadığını ABD’nin durumu gösteriyor. Daha önce dediğim gibi bugüne kadar salgını yönetemediler, ama en azından iyi veri topluyor ve açıkça yayınlıyorlar.
Hayati sektörler dışında kapanma şart
Zaman kaybetmeden, kararlı bir şekilde işe yarayacak tedbirler almamız lazım. Hızlanmış bulaşmayı durdurup geri çevirmeyi başarmış ülkelerin deneyimlerinden yararlanarak.
En azından ölümlerin fazla olduğu 10 büyük ilde, en azından 4 hafta kapanarak (iki hafta önce iki hafta kapanmak lazım demiştim, ama o noktayı geçtik.
Maalesef virüs bulaşma hızı arttıkça ve yayıldıkça daha uzun süreli kapanmalar gerekiyor). Hayati sektörler dışında ekonomik faaliyeti durdurarak, evin etrafında yürümek, spor yapmak dışında sokağa çıkmayı kısıtlayarak, büyük grupların bir araya gelmesini yasaklayarak. Küçük esnafı, gündelikle yaşayanları, işsizleri mali yönden destekleyerek. Devlet bugünler için var.
Salgının kontrol altına alınamadığını, gidişatın iyi olmadığını bu konunun uzmanı bir grup insan yaz aylarından beri söyledi. Politikacılar başta, büyük çoğunluk kulağının üstüne yatmayı tercih etti
 

Salgın, hızlandırılmış bir halk sağlığı problemi
Halk sağlığının görünmezliğinin kısmen azaldığı en önemli alan salgın hastalıklar. Çünkü hızlılar. Gerçi salgında da sorun, gerekli önlemleri uygun zamanda almazsanız, yani salgını kontrol altına alamazsınız görünür olması. Yine de birçok politikacının bugün bazı can yakıcı tedbirleri almazlarsa çok yakında büyük bir belanın içinde olacaklarını göremediklerini düşünüyorum. Bir anlamda, her konuda yaptıkları gibi virüsle de pazarlık yapmaya çalıştıklarını izliyorum. En belirgin örneği seçim yılında, en önemli seçilme şansı olan ekonomideki canlılığı, ufacık bir virüse kurban etmeyi göze alamamış olan ABD başkanı. Bu yanlış karar seçim yenilgisinin en önemli nedeni.
Kulaklarının üzerine yattılar
Türkiye’de de aynı süreci yaşıyoruz. Salgının kontrol altına alınamadığını, gidişatın iyi olmadığını bu konunun uzmanı bir grup insan yaz aylarından beri söyledi. Politikacılar başta, büyük çoğunluk kulağının üstüne yatmayı tercih etti. Ağustos ayında, Ankara, Diyarbakır, Urfa, Mardin’de işler çığrından çıktı. Bir grup uzman, en örgütlüleri Türk Tabipler Birliğinde, kamuyu bilgilendirmeye çalıştı. Hain ilan edildiler. Bugün geldiğimiz noktada, bırakın başka kanıtları gerçeğin yalnızca ufak bir bölümünü yansıttığını bildiğimiz Bakanlık verileri bile, hastalananların da ölenlerin de Nisan ayından daha yüksek bir noktada olduğunu gösteriyor.
Yaz aylarında tedbir alıp bugünlere gelinmesini önlesek iyi olurdu. Ama dediğim gibi bu “görünmez bir kahramanlık” olma riski taşıyordu, en azından politikacıların gözünde. Ama bugün artık önlem almamanın görünür olduğu bir noktadayız. Son üç haftada yeni hasta sayılarının da ölüm sayılarının da hızla arttığını gözlüyoruz.
 

Yapılması gerekenler
Vakit geçirmeden atılması gereken üç somut adım var:
Birincisi gerçekleri vatandaşa açıklamak. Bakanlığını elinde olduğunu bildiğimiz vaka sayılarını il il açıklamak. Toplumda var olan vurdumduymazları da, yerel yöneticileri de harekete geçirmenin yolu, içinde bulunduğumuz durumun vahametini bütün açıklığıyla, net, anlaşılır bir şekilde ortaya koymak.
İkincisi verileri bilim insanlarıyla ve kurumlarla paylaşmak. Türkiye’de, bulaşma hızını bire düşürmek için gerekli önlemlerin süresini hızla ve hassasiyetle tahmin etme yeteneğinde çok sayıda ekip var. Onların uzmanlığından istifade edilmesi, önlemlerin işe yarar olma olasılığını arttırır. Bu katılım kamuya açık bir şekilde yapılırsa, salgın yönetimine duyulan güven kaybının bir miktar da olsa tamirine katkıda bulunur. Güven önemli, geniş kesimlerin tedbirlere canı gönülden uymasını ancak böyle sağlayabilirsiniz.Üçüncüsü küçük esnafa, gündelikle yaşayanlara ve işsizlere maddi yardım yapmak.
Virüsle inatlaşmanın alemi yok. Virüs açıkça şunu söylüyor: “Beni hafife almaya devam edin. Hem canınızı alacağım, hem o çok sevdiğiniz ekonominin temellerini kemireceğim”.  
Gerçek vefat kaç olabilir
GÜven tele konan kuş gibidir derler ya, teker teker konar, ürkünce hep birlikte uçar giderlermiş. Fahrettin Koca’nın başına gelen de bu oldu anlaşılan. Vaka sayılarını eskisi gibi açıklamaya başladığını söyledi ve arttırdı geniş bir kitle “Mızrak çuvala sığmamaya başlayınca böyle yaptılar ama hala eksik açıklıyorlar” diye düşünüyor. Hele hele vefat sayılarına inanan hiç yok desem yeridir. Açıkçası ben de vefat sayılarının açıklananın yaklaşık yüzde 40 üzerinde olduğunu zannediyorum.Böyle düşünmemin nedeni ise PCR testlerinin yanılgı oranı. Testlerde yüzde 60 civarında doğruluk var ise, corona negatif görünen ama aslında corona tedavisi görenlerin de listeye eklenmesi halinde sayı bu olur.Tabii bu arada bir garabet daha var. Sayma yöntemi değişti ve sayılar arttı ama 3,5 aylık eksiklik turkuaz tabloya yansıtılmadı. Onu da merakla bekliyoruz.
 

İŞTE İSTANBUL TABLOSU
 

İstanbul'da son 7 gün içerisindeki bulaşıcı hastalık ölümleri:
21 Kasım: 160
22 Kasım: 185
23 Kasım: 201
24 Kasım: 211
25 Kasım: 203
26 Kasım: 231
27 Kasım: 179
İstanbul'da son 7 gün içerisinde yaşanan toplam ölümler:
21 Kasım: 406
22 Kasım: 394
23 Kasım: 442
24 Kasım: 435
25 Kasım: 454
26 Kasım: 493
27 Kasım:397
Biz söylemiştik ama..
Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca çıktı basının karşısına ve yapması gerekeni yaptı.Doğruyu söyledi. Vaka, hasta, ağır hasta, yarım hasta zırvalıklarına girmeden, kaç test pozitif çıktıysa söyledi İlk bilanço 28 bin 351 yeni vaka. Sonra, 29,132 ve  29.845 yeni vaka tespit edildi. Günlük vaka sayısı ile dünya genelinde en yüksek vaka sayısı bildiren ülkeler listesinde Türkiye
Yani benim burada haftalardır ısrarla söylediğimin doğruluğu en resmi ağızdan teyit edilmiş oldu. “İktidardan çok iktidarcı” gazetecilerin ve çevrelerin benimle ilgili yaptığı suçlamalar da böylelikle çöpe atılmış oldu. Belki bir özür dilerler ama zannetmiyorum. Çok da önemli değil. Çünkü umurumda değiller.
Gerçi Bakan Koca’nın yaptığı açıklamalar, bu köşenin okurları için pek de yeni bir şey içermiyordu.Bakan Koca kaybettiği güvenilirliği önemli ölçüde geri kazandı.Bakan’ın kazandığı toplantıda kaybeden ise Türk medyası oldu.Bakan’ın karşısına oturan onca gazeteci, üstelik en muhalif olanlarına bile Koca tarafından söz hakkı tanındığı halde şu soruyu soramadılar:
Sayın Bakan ne oldu da yeniden eski yönteme geçtiniz ve vaka sayılarını açıklamaya başladınız? 29 Temmuz’dan beri niye saklıyordunuz, şimdi niye açıklıyorsunuz?”
Türk medyası bu soruyu bile soramayacak hale gelmiş.Öyle ki, AK Parti’ye yakın isimler bile bu sorunun yanıtını merak ediyordu.Korkutulmuş basından onlar bile meraklarını giderecek soruyu duyamadılar!
 

Sayı çok ölüm az
Bu kötü tabloya rağmen tek olumlu şey, vefat sayılarında durumumuzun vaka sayısı bizden neredeyse yarı yarıya az olan ülkelere oranla bile daha az olması. Ölümlerin saklandığı, yarı yarıya eksik yazıldığı varsayılsa bile yine de tablo AB ülkelerinin pek çoğundan daha olumlu. Bu da yapılan tüm hatalara ve halkın vurdumduymazlığına rağmen sağlık çalışanlarımızın başarılı olduğunu gösteriyor.
İlaçları kutlaka kullanın
Korona virüsü evde hafif atlatan bazı vatandaşlar, tedavi için verilen ilaçları çeşitli gerekçelerle kullanmakta tereddüt ederken, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, "Bunlar daha önce başka hastalıklarda denediğimiz bunda da etkili olabileceğini düşündüğümüz ilaçlar. Eğer bu ilaçlar önerilmişse kullanılmalı" dedi.
 Sağlık Bakanı Fahrettin Koca da erken dönemde ilaç kullanımının önemine değindi. Bakan Koca, nisan ayında zatürre oranının yüzde 30'lara yakın olduğunu şu an ise yüzde 3,4 olduğunu belirterek,10 kat azaldığını söyledi. Bakan Koca, zatürre oranının azalmış olmasının en büyük sebebinin önceden ve erken dönemde kullanılan ilaçlar olduğunu belirterek, "Bu ilaçları vatandaşımızın hassasiyetle uygulamasını özellikle söylemek istiyorum. Vatandaşımızın yüzde 80'e yakınının hafif geçirdiğini biliyoruz. Hafif geçirenler, 'ben ilaç almadan da bunu hafif atlattım' diye düşünüyor olabilir; ama bize özellikle müracaat eden, ağır gelen hastaların ilaç kullanmayan hastalar olduğunun altını çizmek istiyorum. Yani hastaneye yatan, yoğun bakıma geçişi olan, cihaza bağlanan ve erken dönemde kaybetmek durumunda kaldığımız hastaların önemli kısmı erken dönemde tedavisi başlanmayan ve erken dönemde ilacını almayan kişiler olduğunu bilelim. 'Eğer kötüleşirsen bu ilacı al' diye bir yaklaşım doğru değil. Çünkü zaten 7'nci, 8'inci gününde aldığınızda artık etkisi olmuyor. O nedenle erken dönemde ilaçlarımızı mutlak alalım. Vatandaşlarımız ilaçlarını kullanmaktan vazgeçmesinler" dedi.
Prof. Dr. Mehmet Ceyhan da Covid-19 tedavisi evde süren bazı kişilerin tedavi için verilen ilaçları kullanmakta tereddüt etmesini değerlendirdi. Prof. Dr. Ceyhan, hekim kontrolünde ve hekimin önerisi ile verilen ilaçların kullanılması gerektiğini söyleyerek, "İnsanlar başka ülkelerde bu ilaçların kullanılmadığını görüyor. Aslında birbirlerinden farkı yok. Başka ülkelerde kullanılan ilaçlar bizim kullandıklarımızdan iyi değil. Böyle bir genelleme yapıp 'hiç kimse o ilaçları kullanmasın' ya da 'herkes kullansın' deyince sıkıntı doğuyor. Bunun iyi anlatılması lazım. Bu ilacı neden almasının önemli olduğunu, onda nasıl bir fayda sağlayacağını iyi anlatmak lazım" dedi.
 

Tablo çok vahim gençler ölüyor
Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Tevfik Özlü, “Çok kaybettiğimiz vakalarımız var. Hem genç hem kronik rahatsızlığı yok ve çok ağır şekilde seyrediyor ve kaybediyoruz. Ben bildiğim için korkuyorum.” dedi. Özlü, ağır hasta sayısına dikkat çekerek vefat sayısının önümüzdeki günlerde daha da artabileceğini söyledi.
Özlü; “Maalesef artışlar devam ediyor. Bundan 1 hafta-14 gün önceki durumları yansıtıyor. Henüz daha son kısıtlamaların etkisinin görüleceği zamana yeni yeni gireceğiz. Bu artışlar beklenen bir durum. Bu artışlar olduğu için bu tedbirler geldi. Üzücü ama şaşırtıcı değil. Bu artışlar bu tedbirlerin ne kadar lüzumlu olduğunu gösteriyor. Muhtemelen önümüzdeki hafta pazartesiden itibaren duraklama ve düşüş başlayabilir. Umarım bunu başarırız. Başaramazsak daha sıkı tedbirlere ihtiyaç duyulabilir. Ben böyle olmasını hem istemiyorum hem de olmaz diye umut ediyorum.
Mutlaka işe yarar. Ama bu 30 milyon insan evde bir araya gelirse konu-komşu, eş-dost, akraba, arkadaşlar birlikte oturup kalkıp, yemeler-içmeler, kutlamalar, birlikte maç seyretmeler olursa bu tedbirler işe yarmaz  hale gelebilir. O zaman daha sıkı tedbirlere ihtiyaç duyulabilir. Bunu yapmamak lazım. Hepimiz zorluk çekiyoruz, bedel ödüyoruz bari boşa gitmesin çektiğimiz bu sıkıntılar, sonuç alalım da en az hasarla çıkalım. Yoksa hem bu kısıtlamalardan maruz olacağız hem de yeni kısıtlamalara ihtiyaç duyulacak. Gerek yok. Bu süreçte yalnız olacağız, evimizde olacağız. Eş-dost-akrabalarla birlikte olmayacağız. Bunlara dikkat etmemiz gerekiyor.”
 

"Ben korkuyorum"
Özlü; “Maalesef böyle bir algı var. Sosyal medyada işi bilmediği halde cesurca konuşan insanlar var. Grip gibi hastalık, abartılıyor, hafif seyrediyor gibi ifadeler yayılıyor. Evet bazılarında hatta çoğu kişide hafif seyrediyor. Ama sizde nasıl seyredeceğini önceden bilmiyorsunuz ki. Çok dramatik hastalarımız var maalesef. Çok kaybettiğimiz vakalarımız var. Hem genç hem kronik rahatsızlığı yok ve çok ağır şekilde seyrediyor ve kaybediyoruz. Ben bildiğim için korkuyorum. Benim için en iyisi hasta olmamak, enfekte olmamak. En güvenli yol bu. Hasta olduğumda hafif mi ağır mı seyredecek? Tekrar hayata dönebilecek miyim? Bunlar belli değil. Dedi. Özlü açıklamalarında şöyle konuştu: Türkiye’de şu anda 4500’den fazla ağır hasta var. Bu vefatlar buradan oluyor. Önümüzdeki günlerde daha çok vefat sayıları ile karşı karşıya kalabiliriz. Bunu görebiliyoruz. Yoğun bakım doluluk oranlarımız yüzde 70’i geçti. Ama özel yoğun bakımlar var. Oraları dışarıda bırakırsanız bu doluluk oranı daha yüksek. Kimse kendini güvende hissetmesin. Ben hasta olursam hafif atlatırım ya da hasta olursam hastanede tedavi olurum iyileşirim diye düşünmesin. Öyle olmayabiliyor. Bu hesap doğru çıkmayabilir. Garantisi yok ki. Kimse nasıl seyredeceği belli değil. Hayat bu kadar ucuz değil. Böyle bir riske bir insan nasıl girebilir?”
 Sağlık çalışanları çok yoğun bir yük ve stres altında. Hastanelerdeki yoğunluk artıyor. Yoğun bakım doluluğu artıyor. Kapasitemizi zorlamamalıyız. Şu anda yönetilebilir durumda gidiyor. Hastalarımızın hepsine gerekli hizmeti veriyoruz.
Ama hasta ve ağır hasta sayısında artış var. Bu sürdürülemez. Bu şekilde devam ederse illa bir yerde tıkanacağız. O zaman isteyen hastaneye yatamayabilir ya da yoğun bakım yatağı bulunamayabilir, tedavisiz kalabilir. Böyle sorunlar yaşanabilir. Tedbirler bunu önlemek için alındı. Ne kadar yorulsak da stres altında kalsak da canla başla çalışıyoruz. Enfekte olan, maalesef kaybettiğimiz meslektaşlarımız var. Ama moral motivasyonlarımız iyi. İşimizi yapmaktan çok mutluyuz ama sağlık konusunda tedbir alarak toplumun bize yardımcı olması, yükümüzü hafifletmesi lazım.”

Yorumlar (0)