06.01.2019, 18:27

Sarıkamış

Bir asır önce gerçekleşen ve hala yüreğimizde bir sızı ile andığımız, şehit sayısının bile tam olarak bilinmediği Sarıkamış Harekatından bahsedeceğiz bugün. Çeşitli yerlerden okuduğum, dinlediğim bilgiler ve Murat Bardakçı’nın hazırladığı“Hafız Hakkı Paşa’nın Sarıkamış Günlüğü”kitabındaki notlardan düzenlediklerimi okuyacaksınız. Bu günlüklerde o kadar çok şey var ki, kitabı herkesin okumasını tavsiye ederim.
***
O yıllarda bu facia sır gibi saklanmış ve  Enver Paşa’nın bu harekattan başarı ile çıktığı bildirisi yayınlanmış. Harekatın hemen ardından Hafız Hakkı Paşa, tifüs hastalığına yakalanarak hayatını kaybetmiş, ancak harekatın başarısız olduğunun duyulacağı korkusuyla bu bilgi eşinden bile gizlenmiş. Uygulanan sansür nedeniyle, halk bu faciadan ancak harekat tarihinden yedi yıl sonra, yani 1922 yılında yabancı kaynaklar sayesinde haberdar olmuş.
Hafız Hakkı Paşa günlüklerinde, harekatın başarısızlığının sebebinin Enver Paşa ile yetişmemiş milletin olduğunu yazıyor. Kaydettiği satırlarda;”Ah millet, millet yetişmemiş olmaz. Böyle yetişmemiş milletle cihangirlik sevdaları boştur. Şu harpten hayırlısıyla çıkalım da herşeyden evvel bunu yetiştirelim.” Ve 16 Ocak 1915 tarihinde; “Ah Enver!Ah! Bu kış seferini ta’cil etmek, sonra da bu parlak taaruzda 9. Kolordu’yu dörtnala kaldırmakla yüz bin masumun kanına girdin! Allah seni affetsin!”diyecekti.
***
Sarıkamış’ta neler oldu?
Osmanlı Devleti’nin başında bulunan,“Dolmabahçe Noteri”olarak anılan padişah Sultan Reşat ve Almanlar tarafından gaza getirilen hayalperest Enver Paşa’nın, onbinlerce insanın -40 derece havada donarak ölmesine sebep olduğu Sarıkamış Harekatı ile ilgili çok şey konuşuldu. Kimileri Enver Paşa’nın hain olduğunu dillendirdi, kimileri kahraman...1914 yılının Aralık ayında, 40 yıldır düşman elinde bulunan Kars ve Sarıkamış’ı geri almak maksadıyla, Enver Paşa ve  Osmanlı Devletinin başında bulunan kukla padişah Sultan Reşat, Almanya’nın da desteğini alarak, Rus İmparatorluğu’na karşı kara harekatı başlatılması kararı aldı. Almanlar Enver Paşa’yı öyle seviyor ki, bütün trenlere “Enver’in Ülkesi” yazmaktan çekinmiyorlar.
***
Harekatın başında Hasan İzzet Paşa bulunacaktı. Ancak gerekli incelemeleri yapan Hasan İzzet Paşa, iklim şartlarını öne sürerek harekat tarihinin bahar aylarına doğru yapılması gerektiğini, bu harekat için hazırlıksız olduklarını söylüyordu, fakat Enver Paşa’yı ikna edememişti. Bunun üzerine istifa etti.  Enver Paşa’nın, Hasan İzzet Paşa’ya çok kızdığı ve”Eğer harp okulunda hocam olmasaydınız, sizi idam ederdim”dediği belgelerde kayıtlıdır. Hasan İzzet Paşa ile anlaşmazlığa düşen Enver Paşa, kolordunun başına Hafız Hakkı Paşa’yı getirdi.
***
Enver paşa ve Hafız Hakkı Paşa görüşerek planı oluşturdu. İklimin en sert olduğu bir zamanda, aç, susuz, kış şartlarına hiç uygun olmayan giysiler ile, ve bu coğrafyayı hiç tanımadan nasıl bir başarı elde edilebilirdi? Bütün bu olumsuzlukların nasıl hesaplanamadığı, hangi hayal ile, gerçekleri gözardı ederek böyle bir harekata karar verildiğini yorumlamak elbette mümkün değil. Yazılan ve söylenenlerden ordunun düşmana yenilmemiş olduğu , iklime yenildiği apaçık ortada. Yemek yok, üst baş yok, askere yiyecek ve içeceğin para ile satılmaya başlamış olduğu yazılı.Temin edilmek istenen eksikleri(yiyecek ve giysi)taşıyan, Behr-i Amer, Bezm-i Alem ve Mithat Paşa gemilerinin, Trabzonda Ruslar tarafından batırılmış olması ordu’yu iyice güçsüz bırakmış. 
23 Aralık’ta kar fırtınasına yakalan askerler yollarını kaybederek, yanlışlıkla birbirleriyle çarpışıyor. Kar fırtınası 26 Aralık’ta diniyor ama askerler oldukları yerde donarak ölüme gidiyor.
***
Cephede ölenlerin dışında, bir de gerisinde hayatlarını kaybeden insanlar var. Sayı olarak, 90 bin kişinin ölümünden bahsediliyor. Nasıl olmuş peki cephe gerisinde ölümler? Askeri bit sarmış, paltoları bit içinde... Yıkanacak, temizlenecek bir ortam yok. Ateş bulup yakabilirlerse, paltolarını ateşin üzerinde gezdirip, temizlemeye çalışıyorlar. Ordudan kaçanlar ise gittikleri yere tifüs hastalığını taşıyor. 
***
Sarıkamış faciası ile ilgili, geçmişten günümüze kadar gelen gelen anılardan, şu sözler felaketin ne denli acı olduğunu anlatmıyor mu?;”Allahu ekber dağlarına baktığında sanırırsın ki çalılıklar var, rüzgar estikçe sesler geliyor. Oysa onlar çalı değildi, şehitlerimizin cesetleri ve kemiklerinin sesiydi. Karda kışta cesetleri gömmek mümkün değildi. Bu nedenle de cesetleri üstüste yığıyorlardı, toprağı kazmak için mart-nisan ayının gelmesini beklemekten başka çare yoktu.” 
***
Günlüklerde yazılı bir metin daha var ki, onu da aktarmadan geçemedim. 26 Ekim 1914’te şöyle yazmış Hafız Hakkı Paşa;”Sultan Aziz yüz milyonluk borçla saraylar yapıyor. İngilizler cihanda üçüncü derecede kuvvetli donanma yapıyor.”Millet, millet dediğin bu hayvan herifler değil mi? Herşeyden evvel ordu, donanma diyor. İnsansızlıktan o bütün donanma Karadeniz’de Tuna’da bed-nam oluyor, ordu kötü ellerde perişan oluyor. Son Balkan Harbi milli mevcudiyetini anlamamış bir kitlenin hamiyetsizliğini pek kanlı olarak gösteriyor.” 
***
“Yaşamak için kuvvetli olmak lazımsa, yaşamak için kuvvetli bir ordu, kuvvetli donanma lazımsa kuvvetli ordu, bu kuvvetli donanma için fikren, iktisaden kuvvetli bir millet lazımdır.(....) Anadolu’da demiryolları yapılacak, limanlar yapılacak. Evet, her şey olacak, istikbalin parlak hülyalarını bakalım da bu kerre de denizler arasında kalan, içinden demiryolları geçen yerleri olsun canlandıralım. Yoksa emin olalım ki sefaletle beli bükülen insanlardan kuvvetli bir ordu         yapılamaz”. 
***
“Ne yapmalı, yapmalı, milletin fikrine nur, hayatına cila, koluna kuvvet vermeli. Orduyu seferber etmek için her türlü istidadı yapıyoruz da, neden her köyde iyi bir mektep açmak, her köye yeni hayat, yeni harman makinesi vermek, mühim yolları bir an evvel açmak için büyük himmetler gösteremiyoruz? Acaba milletin fikren, iktisaden yükselmesi Adalar’ı almaktan daha elzem midir? Acaba bugünkü sermayenin iki-üç misli artması bir harp kazanmaktan daha kıymetsiz midir? Bizim milletin yükselmesindeki ehemmiyete kavi imanımız olmadıkça her türlü siyasi muvaffakiyetlerin, buz üstüne yazılan yazıların geçici olacağına eminim.”
***
Murat Bardakçı, Genel Kurmay Arşivin’de Sarıkamış’ta çekilmiş fotoğrafların ve görüntülerin mevcut olabileceğini ancak yayınlanmamış olduğunu belirtiyor. Sarıkamış’ı konu alan görüntülerin, ruslar tarafından çekildiği söylenen bir arşiv filminden alındığı belirtiliyor. Eğer böyle bir arşiv varsa paylaşılmasını bende çok arzu ediyorum.
Sevgiyle Kalın 

Yorumlar (1)
emir özel 3 yıl önce
harika bir yazı olmuş sizi cani gönülden tebrik etmek istiyorum bizim tarihimiz hep böyle acı ve göz yaşı ile dolu neden çünkü günümde de bu hastalık bizi bırakmadı neydi bu hastalık dost ahbap ilişkisi liyakat sahibi kişilerinin görevlerin başına getirilmemesi bu islam dünyasının kronik bir hastalığı biz bu hastalığı yenemediğimiz sürece hücrelerimize kadar işlemiş bu kanserden kurtulmadığımız sürece başarı imkansız. Bizim artık bu ölü toprağından silkelenip gerçek yöneticilerle işi sizin gibi erbabına vermek zorundayız kaleminize ve emeğinize sağlık başarılar