24.09.2021, 06:49

"Sayın dönek"

Dönek ve dönme kelimeleri dün olduğu gibi bugünde her alanda kullanılmakta olup itibar edilmekte.

“Dönek” ülkemizde yetişen bir cins güvercin kuşudur. Kanatlarını kuyruğunun üzerinde taşıyan bu cinste kanatlar uca doğru biraz sivrice ve kanat açıklığı (iki kanat arası mesafe) diğer birçok güvercin cinsine göre biraz daha geniştir. Aynı zamanda uzun bir gagaya sahiptir. Kısa sayılabilecek ayaklara sahip olan bu kuşların duruşu neredeyse yere paraleldir, paça ve tepe görünmez.

Keza “dönme”, insan ırkında kendini karşı cins olarak görme hissetme durumu ki bunu psikolog, ürolog dahası sağlıkçılara, hayvanları da veterinere bırakalım.

Kimi toplum bilimci ve araştırmacılara göre günün koşullarına göre tavrını belirleyen dün dündür, bugün bugündür diyenlere de “dönek” tanımı yapılmakta.

Baskı veya çıkarları gereği dinini, mezhebini veya politik görüşünü değiştirene de “dönme” denilmekte.

“Dönek,”

“Dönme”,

Denildiği vakit, birileri kendine seslendiğini sanıp seslenen tarafa bakmakta. Hatta yanıtta vermekte.

Birilerinin üstüne alınması, savunmaya geçmesi hatta haklı gerekçeler bulması akla neden nasıl, niye ve niçin sorularını da getirmekte.

Kendi doğal cinsini, toplumdaki sosyal yapısını, daha düne kadar inandığı değerleri neden beğenmez?

Ya baskı, şiddet ve zor vardır ya da yaşamın kolay yolunu bulmak hayatını idame ettirmek için karşı değerleri savunmaya inanmaya başlamakta ya da öyle görünmekte.

Galileo, Aristotelesçi kapalı evren görüşünden ayrılarak “evrenin sonsuzluğunu ve dünyadan başka gezegenlerin bulunduğunu” söyler. Galileo’nun bu tavrı nedeniyle çılgına dönen Roma’daki Katolik Kilisesi bilime ve eğitime karşı dogmatik/skolastik değerleri olduğundan onu Engizisyon Mahkemesinde yargılar. Mahkeme, Galileo’ya düşüncelerinden vaz geçmesi sonunda kilise tarafından affedileceği belirtir. Yapılan baskılar sonunda çıkarıldığı mahkemede görüşlerinden vazgeçtiğini belirtir. Ama mahkeme kararını verirken yanındakilere “dünya yine de dönüyor” der.

Engizisyon G. Bruno’yu da aynı gerekçelerle mahkemede yargıladı. Kilisenin Engizisyon Mahkemesi Bruno için odunlar üzerinde yakılmasına karar verdi. Yakılmadan önce şu notları bıraktı: “Ne gördüğüm hakikati gizlemekten hoşlanırım ne de bunu açıkça ifade etmekten korkarım. Aydınlık ve karanlık, bilim ve cehalet arasındaki savaşa her yerde katıldım. Bundan dolayı her yerde zorlukla karşılaştım ve cehaletin babaları olan resmi akademisyenlerin yanı sıra kalın kafalı çoğunluğun öfkesinde hedef olarak yaşadım,” der.

Osmanlıdan bugüne iktidara yakın olmak ve onun nimetlerinden faydalanmak isteyenler maddi ve manevi baskı/şiddetler sonunda din veya mezheplerini değiştirenler oldu. Osmanlı Sarayı Müslümanlığın Sünni mezhebine girer. Devlet yönetimine bu mezhep egemen olur. Sarayın baskısı nedeniyle diğer mezhepler din dışı sayılır; yapılan baskılar neticesinde mezhebini değiştirenler olur. Aynı yıllarda Yahudilerin bir hahamı dindaşlarını toplayıp etrafında örgütlenmesinden hem hahambaşılık hem de saray memnun değildir. Yapılan baskı sonunda Haham Sabetay Sevi Musevilikten Müslümanlığa döndüğünü belirtse de taraftarlarıyla eski inancı temelinde ibadetini yapar. Müslümanlığa ve Sünniliğe “avdet” eder.

Dünden bugüne iktidar ve devlet biçimleri el değiştirse de yöneten ile yönetilen mutlak vardı. İktidar ve güç odağı olanlar hem silahlı hem de manevi gücü elinde bulundurur, egemenliği altındakilere kendi inancını değerlerini baskı yoluyla kabul ettirir. Baskı bazen şiddet ve zor yoluyla olurken bazen aba altından sopa göstermek yani tehdit ile bazen de makam, koltuk ve para vererek olmakta.

Bir inancı ve değeri savunmak ve bu konuda sorumluluk yüklenmek zor bir görevdir. Sorumluluk sahibi birinin din ileri geleni, bilimci, felsefeci, toplumun ileri geleni ve sınıfsal değerleri olanın bir anda aksi bir değere inanca sahip olması ve savunması inananların başını döndürür.

Dün kara dediğine bugün ak diyen biri yarın hangi rengi söyler?

Burada bir çıkar söz konusu. Çıkarları için inancını değiştiren yarın başka bir çıkar için yanındakini satmayacağının bir garantisi var mı?

Sorgu odasında işkenceden, cezaevinde uzun yatmadan, baskıdan korkan biri itirafçı olur, “döneklik” yapar, T.Altınay, Ş.Özkan gibi. Kimileri de ya haince bir pusuda ya da sorgu odasında inandığı savunduğu değerler uğruna öldürülür Osman Mehmet ÖNSOY, Mustafa Hayrullahoğlu, İbrahim Kaypakkaya, Şeyh Bedrettin ve Bruno gibi.

İnanmak ve belli bir değere sahip olmak akşamdan sabaha birden olmaz. Zaman, mekân ve güven birbiri ardına örtüşmesi gerek.

Devleti yönetenler yurttaşlar adına burada olduklarını belirtir. Oysa devlet erkin'e çöreklenenler iktidarın nimetlerini hamuduyla götürürken yanındakilerin ağızlarına bir parmak bal çalmakta. Kimi ihale almakta, kimi basında ve renkli camda köşe başı kapmakta, kimileri koltuk kapmakta, vekil olmakta, kimi eğitimci olup fakültelerde caka satmakta, işkembeden atıp tuğla gibi kitaplar çıkarıp yazar olmakta, hasılı yaşadığımız toplumda dönek ve dönmeler de itibar görüp sayılmakta.

Dönme ve dönekler çıktığı yumurtayı beğenmeyen civciv gibi yeni efendilerine ya da topluluğa kendini kabul ettirmek için eski inanç ve değeri ile dün birlikte olduklarına çamur atıp çılgınca çirkefleşmeyi bir meziyet sanmakta. Oysa dünden bugüne yöneten ve yönetilenin adları farklı olsa da sistem değişmemiştir.

Sadece zamana göre aktörlerin adları değişmekte. Engizisyon mahkemesinde yargılanıp baskı gören Galileo sözlerini geri alsa da karar okunurken yanındakilere “dünya onlara rağmen yine de dönmekte” der. Yaşamımızda egemen olan ile egemenlik altında olan arasında sınıflar savaşı var, yok sayamayız.

Ne dönek ve dönmeler nede yalakalar toplumsal gerçeklerin üstünü örtemez, “mızrak çuvala sığmaz”.

Döneklere, dönmelere, ispiyoncuya ve sınıfsal mücadeleyi yok sayanlara ‘anlayacağı biçimde arz ederim’.

Yorumlar (0)