06.06.2021, 10:25

Sır

Güçlü insanlar birbirlerine daha çok bağlıdırlar. Çünkü güç, gizden gelir. Bu çok güçlü, yani çok gizli insanların, bir güce ulaşmak için kaybettikleri masumiyetleri vardır. Ve bu masumiyetlerini birbirlerine sarılarak unuturlar. Belki de kendilerini böyle avuturlar. Bu sarılmalardan onlarca sır doğar. Her yeni sarılma, yeni bir sırrın doğuşunu müjdeler. Anne karnındaki bir cenin gibi döllenmiş sır, sahiplerinin aklında yer edinir. Günü gelince akla sığmaz ve dudak arasından dışarı bırakılır, yerlere saçılır. Bu saçılmalardan sonra sır, sır olmaktan çıkar. Artık altı yaşında anaokuluna giden bir çocuktan, atmış altı yaşında huzur evinde kalan bir dedeye, yeni gelinden, evlatlarını okutmak için sağa sola temizliğe giden dul bir kadına, askerden yeni gelmiş bıçkın bir delikanlıdan, evine ekmek götüremediği için yatak odasında kendini asmak isteyen bir babaya kadar herkesin ağzına sakız olur. Çiğnendikçe çeneyi yormuş ve “olsa da olur olmasa da olur” tadına dönmüş bir sakız gibi olan sır, değersizleşmeye başlar. Hatta o kadar değersizleşir ki sıradan masaların sıradan mezeleri haline gelir. O masalardaki konuşulan konular bitince mezeler çöpe atılır. O vakit sır da beyin loblarının arka taraflarında kalan yerlere gönderilir. Sır unutulmaz, kamu malına dönüşür. Tarihler boyu üzerine hikayeler yazılır. Dilden dile dolaşır. Kalemler hep onu yazar kağıtlara. Telefonlarda yapılan geyik muhabbetlerinin yerini o alır. İşte tam da bu anlarda sır sahibi düşünmeye başlar. Çünkü bu denli ortaya saçılan bir sır, sahibini rezil de eder vezir de. Hele ki yüzlerce medeniyet gören bir toprağın üzerinde yeşerdiyse sır, asırlık bir çınar gibi dimdik ayakta durur ve unutulmaz hikayelerin başrol oyuncusu olmaya adaydır. Sırları ortalığa saçılınca yani hakikat ortaya çıkınca tarihe yüz karası olarak geçecekler, sarılırlar başka birilerine, başka seslere, başka telefonlara. O sırrı örtmek için bir başka sır yaratma peşine düşerler. Ama şunu bilmekte de fayda vardır. Gücüne güç katmak ya da gücünü sağlamlaştırmak için oluşturulmuş bütün sırlar, on ikinci günün şafağında hakikatle savaşırlar ve kaybederler. Pürüzsüz olarak nitelendirilen çıkar birliği, günü gelince çıkar çatışmasına dönüşür. Gecenin içinden gelen çekirge seslerinin yerini, hiç susmayan telefonların zil sesleri alır. 

Peki bu sır meselesini niye anlatıyorum? 

 Son bir aydır Türkiye gündemini meşgul eden mafya-siyaset-uyuşturucu “bermuda şeytan üçgeni” iddaaları için mi? Tabi ki değil. Turgenyev’in “Babalar ve Oğullar” romanını yeniden yazanlar için mi anlatıyorum tüm bunları? Yok canım, daha neler.

Bu meseleyi Birleşmiş Milletler endeksine göre, dünyanın en mutlu ülkesi konumunda olan Finlandiya’da Başbakan Marin’in resmi konuttaki aile kahvaltılarının ayda 300 euroluk masrafını, yasadışı şekilde vergi mükelleflerine ödetip ödetmediğine ve böylece bir kamu görevi suçu işleyip işlemediğine yönelik açılan soruşturmanın bir an önce sonuçlandırılması için yazıyorum. Sayın Başbakan Marin, bu sır açığa çıkmış durumda. Lütfen bunun hesabını verin. Gregory Petrov’un “Beyaz Zambaklar Ülkesi” kitabında bahsettiği ve kuruluşu için onlarca acı çekilen Fin topraklarına ve Fin halkına ihanet etmeyin. Eğer böyle büyük bir suç işlediyseniz de daha fazla yapmayın ve istifa edin. Gururlu olun ve sırra kadem basın. Haberiniz olsun, bunu yapmaya devam ederseniz biliniz ki, yenilirsiniz. Vallahi günü gelir; bir kaleme, bir yazara, tüyü bitmemiş yetimin hakkına yenilirsiniz.


 

BOŞLUK

Anlayamadığım ya da algılamakta zorlandığım şeyler var. Bunlardan biri de şudur ki, yeni normalleşme kararları kapsamında birçok işletme açılırken, kültür ve sanat faaliyetleri neden yasak? Dünyanın neresinde “hayatı güzelleştirmek” için yapılan faaliyetler yasaklanıyor? 

“Dünya mükemmel olmadığı için sanat vardır.” der Andrey Tarkovski. 

“Dünya aydınlık olsaydı sanat olmazdı.” der Albert Camus.

Bu karanlık ve kötü dönemi bitirmeye çalışırken üstelik en ihtiyacımız olduğu şu zamanlarda sanattan neden faydalanamıyoruz? 

Cevap, koca bir boşluk...


 

HAFTANIN ALTILISI

90’lar: Yaşar - Aldanırım.


 

Pop: Edis - Martılar.


 

Anadolu Rock: Grup 5 Adım - Gözleri Kara Dilber


 

Soundtrack: Bob Dylan - Things Have Changed


 

Tiyatro: Devekuşu Kabare - Yasaklar


 

Film: Pardon


 

İyi bir hafta diliyorum herkese ve esnemelerin gizlenmediği bir ortam. 

Yorumlar (1)
ayşen 2 hafta önce
Her zaman ki gibi çok keyifli bir yazı olmuş. Teşekkürler Mehmet ????❤️