07.12.2019, 06:17

Siyasetin bağışıklık sistemi çökerken, köylünün tarlası hala demokrat!

AKP’nin 17 yıldır TC’ni parti devletine sistematik olarak dönüştürme çabaları devletin kurumsal aklına çelme takma operasyonudur. Sonuçları itibarı ille de kuvvetler ayrılığının teminatı olan anayasamızdaki kanunlar, kanun hükmünde kararnamelerle adeta buharlaştırılarak, DEMOKRASİNİN ÖZGÜVENİ KUSTURULMUŞTUR.
Yasama, yürütme, yargı ülkemizin parlamenter sisteminin 80 milyonuna ait trafik ışıklarıdır. Demokrasinin evrensel pratikliği içinde herkese eşit olarak yanıp sönmelidir. Trafikteki araçlarda çok sık karşılaştığımız gelişi güzel kullanılan yol düzenini bozan “ÇAKAR LAMBA“ demokrasisine artık son vermek lazım.
Ülkemizin en büyük sorunu, AKP’nin “MUKTEDİR” olduktan sonra uyguladıkları “KURALSIZ” kanunlar nedeniyle TÜRKİYE’Yİ VATANDAŞLARI İÇİN SORUN ÜRETEN BİR TÜRKİYE’YE DÖNÜŞTÜRMESİDİR! Sonuçta en büyük çaresizlikte çözümlerin değil, sorunların Türkiye’yi yönetmesidir.
Siyasi, ahlaki ve etik olmayan hatta dini inançları da mağdur eden iktidarın yönetimsel mekanizması, Türk siyasetinin ana ilkelerine ait bağışıklık sistemini çökertmiştir. Türkiye’nin siyasi ufkunu açacak demokratik nitelik, nicelik ve liyakat esaslarına göre halkın temsilcilerini belirlemedeki seçicilik her parti içinde az veya çok benim adamım, senin adamın noktasındaki kaba saba seçicilik kriterlerine dönüştürülmüştür.
Halk pazarlarında sofralara “cacık” olması için satılan hıyarların seçiminde vatandaşlarımızın eli, gözü ve burnu ile gösterdiği titizlikten bile daha ilkel bir düzeye indirgenmiştir. 80 milyonun beklentilerini karşılayacak seçilmişlerin mekanizmasının bu olabilme gerçeği Türk siyaseti adına kahredici bir yüzleşmedir. Türk siyasi hayatında çıkar gruplarına ilaveten kan bağı ilişkileri, inanç, mezhep ve etnik kimlik üzerinden ilkel siyaset yapma ve maddi çıkar sağlama metodu, demokrasinin evrensel değer ve kriterlerinin savunucuları adına yenileşmenin önündeki en büyük takozdur!
Her parti için; Yerel ve ulusal siyasette hizmet verecek bireylerin seçimindeki hassasiyet kıldan ince kılıçtan keskin olmalıdır. Vatana ve millete saygının ve yurtseverliğin siyasi partiler adına temel göstergesi budur.
Parti üyeleri iradelerini siyasi ikballeri uğruna, parti içi siyasi OLİGARK’ların siyasi kader belirleme kudretlerine, horon çekmek niyetine değil teslimiyeti ve esaretlerinde ki sadakatı ispatlamak adına elleri havada bunu ifade etme çabaları her partide, parti içi ‘demokrasi pratikleri’ adına yüz karasına dönüşmektedir. Siyasi kudretin devamlılığı adına her iradi teslim, parti içi başka iradi teslimleri almak zorunda kalacak. Sonuçta da teslim alınmış siyasi katmanlar üzerinden siyasi saadet zinciri “SİYASİ TİTANA” dönüşerek tek adamlığın yolunu açacaktır, açmıştır da. Lakin T.C’nin hafıza kodlarında ki adalet, saadet zincirini kırmış, cezaevinde cezasını çekmek üzere TİTAN’IN Saadet’ine son vermiştir.
Bu iktidar döneminde ülke sessiz bırakılmıştır, gizli tanıklarla adalet gizlenmiştir. Kundaktaki bir çocuğun huzursuzluğunun ifadesi olan ağlaması bile bu topluma hem ilham vermeli, hem de kulağımıza siyasi küpe olmalıdır. Sonuçta tek adamla olunmadığını herkesin adam olması AKP’nin yıkımlarından sonra AKP adına da, Türk siyasi hayatı adına da net olarak ortaya çıkmıştır.
Türkiye’deki tüm siyasi partilerin içindeki az veya çok, görünür veya görünmeyen oligarşik yapılar siyasetten kaynaklanan her türlü menfaatlerini yaşatmak ve sürdürebilmek adına bu ilkelliği sahiplenmişlerdir. Siyasetin, gayri meşru gücü ve siyasi zinaları da siyasi mevki  beklentilerinin ve kaygılarının sessizliği ve suskunluğu üzerinden dizayn edilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları da siyanürlü ölüm trajedilerinin psikolojisini ve çıkmaz yollarına daha fazla ağıtlar yakmadan ekonomik ve siyasi acıları, bu çare üretmeyen siyasi sistem içinde umutlarını kara sevdaya dönüştüren siyasi temsilcilerinin ayak seslerini daha güçlü duymayı bekleyerek ödedikleri bedellerin bir gün hesabının sorulacağı inancı ile yaşamaktadırlar.
 Türkiye’nin tüm ekonomik, siyasi ve sosyolojik rasyolarına bakıldığında siyasi mevta olması gereken AKP hala iktidardadır. Bu milletin %50’sine yakını ölü taklidini daha ne kadar sürdürülebilir önümüzdeki seçimlerde bekleyip göreceğiz.
 Söze demokrasi ile başlayıp demokrasi ile bitirildiğinde demokrasi olmuyor. Demokrasi, inananlar için hayatın içinde onu muhafaza etme ve pratiğe dönüştürme mücadelesidir. Köylünün toprağı bile demokrattır, domates ekipte karpuz verdiği hiç görülmemiştir! Ama siyasette domatesler karpuza dönüşebiliyor, problem ona hala domates muamelesi yapmamızdır. Bu yüzden demokrasi önce samimiyet sonra beşeri ve şahsiyet meselesidir. Herhangi bir siyasi parti içinde oluşan haksızlığa, hukuksuzluğa ve adaletsizliğe sessizlik ve suskunluk içinde kalarak demokrasinin ulusal mücadele  tarifini yapanlar  beşeri ve siyasi aklımızı zorlayan  kiralık demokratlardır. Demokrasinin soyunma kabinlerine ihtiyacı hiç olmamıştır. Çünkü kamuflaja, örtünmeye ihtiyacı yoktur, daima şeffaftır. Ama çıkarları için AKP’nin demokrasiyi vestiyer gibi kullandıklarına milletçe şahitlik ediyoruz.
Türk siyasetinde her parti içinde aklının bütün ışıklarını söndürmüş, musalla taşına layık itaatkar siyasi bireyler, çareye mecbur bir Türkiye için umut yaratamayacaklarınettir!!! Ve onların yaşam ve siyasiheybesinin içinde vatan ve millet hassasiyetleri için emek ve diyetle toplanmış bir “değer” bulamazsınız. Siyasetteözgür ve özgün bireyleri bir araya TOPLAMANIN ve var etmenin kıymetini bilmeyenler, değer yaratma potansiyelleri olanları devre dışı bırakma hususunda siyasetin “GÖZDEN ÇIKARMA” işlemlerini gözü kapalı ezbere yaparlar. Mesele bizim bu insanları tanıyıp tanımadığımızdan öte bir gerçekliktedir. Mesele görüp, görmemezlikten gelmektir. Ve sonuçları da AKP’nin Türkiye için otoyollardan ve köprülerden çok sürekli yeni sırat köprüleri üretmesidir.

Yorumlar (0)