12.06.2020, 07:05

Sola şirk koşanlar !

Cumhurbaşkanı İnönü'nün Başbakanı Recep Peker, Meclis Başkanı Fevzi Çakmak, İnönü'nün "ömrüm olduğunca arkanızdayım." dediği Köy Enstitü’leri için "Bu komünist yuvalarını ne zaman kapatacaksınız." baskısı yapıyorlardı.

1946’ seçimlerinde CHP kan kaybediyor... Halk DP'ye oy atıyor... CHP'ye en büyük oy kaybettiren de sözüm ona (!) "köy enstitüleri"... Köylü zorunlu köy enstitüsü kurma inşaatlarında çalıştırılıyor; 10 /11 yaşında köylü kızlar erkeklerle birlikte bu okullarda okutulmak için evlerinden alınıyor; köylü hem tarlasındaki işgücünden hem de ileride kızlarını evlendirirken alacakları başlık parasından oluyordu... Ama karşıt propaganda en çok, "erkeklerle kızlar aynı yerde kalıyor" üzerine , yani "ahlâksızlık" üzerine kuruluyordu ve etkili de oluyordu...

Ama 1946’da çok partili seçimler gösteriyordu ki köylü CHP’'ye oy atmıyordu. Demokrat Parti, muhalefet partisi olmuştu; ama zaten 4 yıl sonra da ezici çoğunlukla iktidar olacaktı...

İnönü, kendisine ve CHP'ye yarar sağlamadığını düşündüğü, "Köy Enstitüsü projesinden" vazgeçti.. Önce projenin mimarları Hasan Ali Yücel, sonra İsmail Hakkı Tonguç'u görevden aldı 1948 öğretim yılı sonunda "köy enstitülerine" öğretmen yetiştiren "yüksek bölümünü" kapattı... Sonra çok eleştirilen kız erkek öğrencilerin birlikte eğitim görmesini yasakladı...1954’te ise Menderes DP’si hepsini kapattı.

İnönü, oy alamadığı köylüye DP'nin propagandası adına geri adım atıyor, ömür boyu "kefil” olduğu "köy enstitülerini" birer, birer kapatıyordu.

İşte merkezine insanı alan, solun aydınlama yüzü olan, tarihte bize ait, ilk ve tek projeden, alınan seçim sonuçlarından ötürü, CHP içinde ki sağcıların baskısı ile vazgeçildi Bu çok partili sisteme geçerken ilk “sağa açılım” ve değim yerinde ise, ilk “sarı öküzü” vermeydi…

1946’da çok partili hayata geçerken,CHP’nin seçim yenilgisi karşısında siyaseti sağın dili ve anlayışı ile yapmasının başlangıcıydı.Bu anlayış, dozajı az ya da çok olsa da 1965 yılına kadar sürdü.

CHP’nin yüzünü gerçek anlamda sola dönmesi TİP’in giderek güçlenmesi ve sol boşluğu doldurma tedirginliği ile başlamış ve özünde sosyal demokrasi olan; ancak, bunu ülkenin o günkü sosyal ve siyasal psikolojisi gereği 1965 yılında “ortanın solu” kavramı olarak dillendirilmiştir.

Bu anlayış partinin içinde ciddi tartışmaları ve aynı zamanda dinamizmi getirmiştir.Bunun sonucunda ise 1973’te yüzde 33,30 1977’de ise yüzde 41,38 ile CHP’yi birinci parti yapmıştır.Bunun nedeni ise, sola inanmak ve sol proje, söylemlerle halkın karşısına çıkmaktır.

Ancak,1970’li yılların sonuna gelirken, CHP içinde Ecevit ile birlikte birinin daha siyasal aktör olarak, öne çıktığını görmekteyiz.Bu aktör: Deniz Baykal’dan başkası değildi.Bu iki aktör, biri birilerinin ayağına çelme taka, taka 1980’e geldiler.Malum, faşist cunta partileri kapattı.Onlar da,siyasi yasak geldi.Biri şiir yazdı, diğeri ise avukatlık yaptı.

Sonra siyasi yasaklar kalktı onlarda tekrar siyaset sahnesine geri döndüler.Birisi,CHP’de sosyal demokrasi olarak “içine sindiremediği” ve “çekinser” kalıp, adına “demokratik sol” dediği düşüncenin partisini kurup ; ancak yasaklı olduğu için, eşini genel başkan yaparak, yönettiği Demokratik Sol Parti’nin başına geçti.Diğeri ise Erdal İnönü’nün başında olduğu SHP’ye kapağı attı.

Ta ortanın solu kavramından başlayarak; “biz buna sosyal demokrasi demeyelim;çünkü, bu kavramın kökü Marksizme dayanır. Bu sebeple halk bizi komünist, dinsiz, imansız sanmasın;biz buna “demokratik sol” diyelim diyen ve bunu 1976’da Partinin Tüzüğüne sokan Ecevit,1985’te DSP’ yi kurarak,sol oluşumlara sırtını dönen, hatta SHP ile bırak birleşmeyi SHP ve sol kadrolarını yerden yere vurup, “biz geçmişte mütedeyyin insanlara hep soğuk durduk” diyerek, yanına topladığı silik lümpenler ile birlikte gitti salya sümük ağlayan ve o günlerde de çok ilgi gören,şimdilerde ise, ülke de darbe yapmaya kalkan zır cahil tarikat şeyhine yapıştı. Giderek sağın dilini ve anlayışını ısrarla savundu.Hatta,Türkeş “ Sayın Ecevit, benim bile söyleyemediğim şeyleri söylüyor”diyerek Ecevit’in siyasal olarak durduğu yeri hayretle dile getiriyordu ! Sonun da,etrafında ki silik kadro ile yönettiği DSP,1999 yılında Öcalan’ın teslim edilmesinin ganimeti gereği yüzde 24 ile birinci parti oldu. Sağcılarla hükümet kurdu.Ancak, 3,5 yıl sonra yapılan seçimlerde tarihte görülmedik bir biçimde yüzde bire düşerek siyaset sahnesinden silindi.

Baykal ise, SHP’de bulunduğu süre içinde, milletvekili ve genel sekreter oldu. Bu ünvanlar onu kesmedi.Sürekli kurultay istedi.Erdal İnönü’yü canından bezdirip,yaka silktirdi.Bütün amacı başkanlık koltuğuna oturmak ve partiyi tek başına yönetmekti.Risk almayı hiç sevmedi riski görünce hemen tüydü. 1992’de CHP’yi açtı ve küçük olsun benim olsun anlayışı ile koltuğa oturdu.

1995’te SHP-CHP birleşti artık CHP vardı. Kısa süre sonra CHP Genel Başkanıydı ! İlk icraatı hükümetten çekilmek oldu. “Yeni sol” dedi sonra seçimde parti,10,71 ile barajı zoraki aştı. Ricky Martin’in “un dos tres” şarkısı ile Kurultay salonuna indi; 1999’da Partiyi 8,70 ile baraj altında bırakıp, yine tüydü. Antalya sahillerinde yüzme ve Oran’da yürüyüşlerle enerji topladı (!) Ve bırakıp kaçtığı, enkazın “işçiliğini” Altan Öymen’e yaptırdıktan sonra, tekrar partiye çöktü.Bu sefer ”Anadolu solu” diyerek, Partiden solcuları, Kürtleri ve Alevileri temizledi.Kendine yönetimde çoğunluğu başka bir etnik gruptan oluşan kimliklerle, “dikensiz gül bahçesi” yarattı.

Sağcılar beslediği sempatiyi hiçbir zaman solculara beslemedi.Aydın Güven Gürkan gibi… Bir çok sola ait değerleri, partiden uzaklaştırıp,AKP’nin kapısında yatıp; ancak içeri alınmayan ne kadar ANAP-DYP bakiyesi, tüccar varsa partiye taşıdı.

Ancak bu iki aktörün, koltuk uğruna didişmeleri bir yana, ikisinin de ortak noktası çoktu.İkisinin en temel ortak noktası, hep tek adamlık heveslisi oldular.Kolektif anlayıştan nefret ettiler.Bu sebeple, dar kadrocu ve siliklerden oluşan anlayışlarla partilerini yönettiler.Çünkü sol ve solcu sorgulayandır.Bu da onların hiç sevmedikleri şeydi.

Ülkede, yokluk, yoksulluk, yolsuzluk,eşitsizlik örgütsüzlük en had safhada iken, solun iktidar olmasının nesnel koşulları mevcutken,solun iki yüz elli yıllık büyük toplumsal projelerle, taş üstüne taş koyarak, oluşturduğu pratiği yok sayarak,sağcı anlayışı solmuş gibi topluma yutturma gayretkeşliğine girerek “sola şirk koştular.” İkisi de,solu bölerek, her fırsatta sol adına solun içini boşalttılar.

Bugün ülkeyi adeta bir padişah gibi yöneten,AKP ve Recep Tayyip Erdoğan varsa, bunun sorumlusu,1994’te İstanbul’da SHP adayına karşı, aday çıkaran ve sola kaybettiren Ecevit-Baykal ikilisidir. CHP’de parti içi demokrasiyi rafa kaldırıp, demokrasiyi ve demokratlığı aklına bile getirmeyen, partiyi adeta iki dudağı arasında yöneten Baykal, iş Recep Tayyip Erdoğan’a gelince,bir anda demokrat ve demokrasi aşığı kesilip (!) AKP’ye destek vererek,hülle seçim yapıp,Başbakanlık yolunu açmıştır.

AKP, yıllarca koltuk hırsı uğruna, solun içini boşaltıp,solu bölerek, sürekli sağdan medet uman bu ikilinin sola ihanetinin sonucu oluşmuş, bir sağ koalisyon ve sonuçtur.Üzülerek belirtmeliyim ki,Baykal’dan miras , bu sola “şirk koşma ve sağ sapma” hastalığı CHP’de Kılıçdaroğlu ve ekibi ile daha da artarak varlığını sürdürmektedir.

Oysa ki, CHP, dönüp tarihe baktığı zaman, görecek ki ne zaman yüzünü sola ve solcuya dönmüşse o zaman başarı sağlamıştır. Bunu en somut göstergesi, 1973,1977 ve 1989 yıllarıdır .Yakın tarihlerde ki pratik bize göstermiştir ki,sağın tüccarlarına koltuk vererek oyumuz artmamış, tam tersi , yurttaş bu anlayışla bizi samimi bulmadığı için vereceği oyu da bu yüzden vermemiştir.Çünkü sağ, varken sağcılaşana kimse itibar etmez.Bu sonuçlar da bunun en somut kanıtıdır.

CHP, sağcı ile çaresizlikten ve alternatifsizlikten sağ partilere oy veren yurttaşı biri birinden ayırmak zorundadır.Yoksul yurttaşlarımızı bu partilere oy verdiler diye sağcı, bunların oyu da sağcı tüccarların cebindeymiş gibi görmek doğru değil.Çözüm, sağcının bezirganına partide koltuk vermek değil, sağa oy veren yoksul halkı gerçekçi çözümler ve projelerle ikna etmek, tutarlı olmak, kendisi gibi olmaktan geçer.

Yorumlar (0)