(Bu konuda daha geniş açıklamalar  kitapta yer alıyor. Bu yazı sadece bir bölüm...) 
“Öyle, ‘kapitalizmden daha ileri bir üretim ilişkileri sistemine sahip’ olacaksın da, sonra da, üretici güçleri geliştirmede kapitalizmle rekabet edemediğin için yıkılıp gideceksin, böyle bir şey söz konusu olabilir mi? Bırakınız ‘daha ileri bir üretim ilişkileri sistemi’ olmayı bir yana, tam tersine,  ‘Sosyalist Sistem’ üretici güçlerin gelişmesini engelleyen devletçi bir sistem olduğu için yıkıldı... 
Ama, buradan hemen, sanki ‘devletçi olmasaydı  yıkılmazdı’ sonucu  çıkarılmamalıdır! ‘Devletçi’ olmak onun özünde vardır.  Çünkü, insanlığın aşağıdan yukarıya doğal gelişme-evrim sürecinde kapitalizmle modern sınıfsız toplum arasında ‘yönetilenlerin’ ‘yönetenleri’ alaşağı ederek kuracakları devletçi olmayan tersine çevrilmiş bir sisteme yer yoktur! Bu nedenle ‘devrim’ (‘işçi sınıfı devrimi’), sürecin tepe noktasında yön değiştirerek devletçi bir sistemin ortaya çıkmasıyla sonuçlanır!.. (Bütün ‘sosyalist ülkelerde olan da zaten bundan başka bir şey değildi!..) Sınıflı bir toplumda yaşanıldığı için, ‘yönetici instanz’ olan burjuvaziyi ‘yok ettikten’ sonra onun yerine sistemi ve devlet denilen örgütü ayakta tutacak, onu sevk ve idare edecek yeni bir yönetici instanz yaratmak zorunda kalıyorsun ki, bunun da sonu Sovyetler’de ne olduysa oraya varıyor...
[Peki buradan, ‘o halde 1917’de haklı olan devlet düşmanı anarşistlerdi’ gibi bir sonuç çıkar mı!? Ya da, Öcalan’ın ‘devletsiz’ toplumunun (‘Komünalizminin’) tek çıkar yol olduğu sonucu çıkar mı?..   
Çıkmaz tabi! Çünkü, anarşistlerin ‘devrim’ anlayışları özünde bir anti-sistem  yaratma anlayışına dayanır ki, böyle bir şey mümkün olamayacağı için, sistem altüst olma noktasına geldiği an, tam o kritik noktada -aynen Sovyetler’de olduğu gibi- yeni tipten bir devletçi-sınıflı toplum haline dönüşür... Yani aslında ‘devlet düşmanı’ anarşistler de o yeni tipten devlet’in yaratıcılarından biri rolünü oynamış olurlar. Öcalan’ın ‘devletsiz komünal toplumu’ ise, devletin yerini ‘örgütün’ aldığı -devlet olmayan bir devletin aldığı- bir toplum olarak anlaşılmalıdır ki, bu da sonunda gene aynı yere çıkar. Ha devlet ve devlet sınıfı, ha ‘örgüt’ ve örgütü elinde tutanların oluşturduğu sınıf!.. ‘Hayır efendim, bu örgüt başka bir örgüttür, onu yaratan bizzat halktır-işçi sınıfıdır’ söylemi işin ideolojik söyleme yönelik yanıdır. Sovyet devletinin, ‘işçi sınıfı partisinin’ yönettiği ‘işçi sınıfı devleti’ olduğunu düşünenler farklı mı düşünüyorlardı sanki! Bu konuya daha sonra (‘EK’ler’ kısmında) anti-madde anlayışını ele alırken tekrar döneceğiz...]
Peki, eğer işçi sınıfı durumdan vazife çıkararak 1917’de iktidara el koymasaydı ne olurdu, daha mı iyi olurdu?.. 
Aslında bu soruyu, eğer hiç Marksizm diye bir şey olmasaydı ne olurdu diye sormak lâzım!.. 
Cevap mı? Kendi aralarında dünyayı paylaşmış, sonra  tekrar ‘yeniden paylaşmak’ için birbirlerini yiyip duran 19 ve 20. Yüzyıllar’ın emperyalist ülkelerini düşününüz... İki büyük dünya savaşını düşününüz!.. Eğer işçi sınıfı 1917’ de  bu kısır döngüyü parçalamasaydı, herhalde daha iyi şeyler olmayacaktı!.. Bu nedenle,  olaya bugünün içinden, 21. Yüzyıl’dan bakınca ancak şöyle diyebiliriz: İşçi sınıfı  o günün koşulları içinde yapması gerekeni yapmıştır! Çünkü, tarihte olan şeyler o an başka türlüsü mümkün olamadığı için olanlardır... Bugünün dünün içinden çıkıp gelmesine yol açan da zaten bütün bu olup bitenlerin  bileşkesi değil midir?

DİKKATİNİZİ ÇEKEBİLİR

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.