29.11.2020, 06:12

'Söyle abem, biz nasıl yaşayacağız?'

Sabah erkenden kalkıp Muş'u bir dolaşayım dedim.

Kaldığımız otelin bitişiğindeki markete uğrayıp yürüyeyim derken otelin 15-20 metre ilerisindeki çay ocağının önünde çömelmiş 40’lı yaşlarında bir beye ‘’günaydın’’ dedim. Daha nasılsınız demeden, kendi Diyarbakır şivesi ile başladı çaresizliğini anlatmaya.

"Abe ne deyeyim sana.

Biz aslen Diyarbakırlıyık. 

Babam kahvehanelerde garsonluk yapıyordu. 

Biz yoksulluk içerisinde büyüdük. 

Ben de babamın yanında çırak olarak işe başladım. 

O zamanlar cafeler yoktu. 

Kıraathaneler ve çay ocakları vardı. 

Geçinip gidiyorduk. 

Sonra evlendim, Muş'a geldim. 

Bildiğim tek meslek çaycılık. 

Sadece ilkokulu okuyabildim. 

Ömrüm çay ocaklarında çalışmakla geçti. 

Muş'a gelip bu gördüğün çay ocağını açtım. 

Allaha çok şükür geçinip gidiyorduk. 

İki kızım, bir oğlum var. 

Kızlar okuyor. 

Erkek çocuk daha 5 yaşında. 

Kirada oturuyorum. 

Çay ocağı da kiralık yani mülkü bana ait değil. 

Benden başka çalışanım da yok. 

Allah’ını seversen sen söyle; 

Biz ne edek? 

Nasıl yaşıyak? 

Evimize ekmeği nasıl götürek? 

Bir yol göster abim benim. 

Sen söyle; 

Üç çocuk, hanım ve ben, etti mi 5 nüfus?

Ne olacak halimiz? 

Kapatın dediler büyüklerimiz. 

Baş göz üstüne.  

Kapatalım, ya sonrası? 

Kim evin kirasını verecek? 

Kim çay ocağının kirasını verecek? 

Kim elektrik, 

Doğalgaz, 

Su faturalarını ödeyecek? 

Kim eve ekmek getirecek? 

Ne olur söyle güzel abem? 

Bir çaresi yok mudur? 

Bir şey söyle bize? 

Ne edek? 

Nereye gidek? 

Kime ne diyek? 

Siz bilirsiniz gazetecisiniz. 

Bir yol çaresini söyle bize abem benim.

Bak görüyorsun benim çay ocağımı.

Evimin nefesi burası. 

Evim nefessiz kaldı. 

Nefessiz yaşayabilir misiniz güzel abem? 

Söyle bana, 

Ben ne edem? 

Kime şikayet edem? 

Derdimi kime anlatam? 

Ne olur söyle bana? 

Ben niçin ağlıyorum biliyor musun? 

Kendim için değil; 

Evde ki üç evladım ne olacak diye. 

Onların varı yoğu benim. 

Evin direğiyim. 

Ve direk yıkıldı abem benim. 

Ben yanlış yapmadım. 

Her gün sabah beşte de çay ocağımı açtım. 

Hiç tatil yapmadım. 

Daha ne yapayım abem benim?”

Söyleyecek söz, konuşacak derman bulamadım. 

Karşımda işi için çırpınan, evlatları için göz yaşı döken çaresiz bir baba vardı. 

Ve çarenin adresi ben değildim. 

Bu durumda olan yüzbinlerce insan gibi. 

Çaresizliğin ateşi içinde kıvranan,  

Sesini duyuramayan. 

Ve seslerini duymak istemeyenlerin ülkesi burası. 

Evet insanlar evlerine ekmek götüremiyor artık. 


 

Yorumlar (0)