18.07.2021, 06:30

Temizlik yoksa mutlak rezillik!

Safsatalar ve salgın: Pandemi bitecek mi, dönüşecek mi?

GEÇTİĞİMİZ günlerde güncel vaka sayısı ve can kayıplarının yer aldığı günlük vaka tablosunu paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, “Kırmızı kategorideki illerimizde vaka sayılarının düşüş eğilimini kontrol altında tutmak güçleşiyor. Mücadelede yerinizi almak için biran evvel aşınızı olun” ifadesini kullandı.Evet acı gerçeği bir kez daha Bakanın ağzından dinledikten sonra güzel keyif ve huzur içinde bir kurban bayramı geçirmenin kurallarını da anımsatmak isterim.Görüyorum ki 1 Temmuz'dan itibaren düğün dernek şenlik tatil keyif tüm hızıyla yurt  genelinde başladı. Hayırlı olsun.

Yine fazla normalleşme

 Yine fazla normalleştik.Sokaklarda maske takan yok, her yer lebalep, herkes kıç kıça. Olacağı bir kez daha söyleyeyim. Ağustos ortasında yeniden 20 binli vakalar görmeye başlarız. Risk gruplarının büyük bölümü aşılandığı için vefat sayıları 300’lere çıkmaz ama 100’e yaklaşır. Yine kapanmalar gündeme gelir, yine okulları açsak mı açmasak mı tartışmaları başlar. Biraz dikkat, hafif bir önlemle artık normal yaşamaya başlayabileceğimiz hayatımız yeniden zindana döner.

Ne olur biraz dikkat. Maskeleri erken atmayın. Maskesiz ortamlarda mesafeyi azaltmayın.Kapalı alanlarda fazla kalabalıklaşmayın.Ve lütfen ama lütfen aşı olun.Bakın İngiltere’de yeniden artan vakaların yüzde 90’a yakını aşı olmayanlar arasından çıkıyor. 50 yaş üzerindeki vakaların yüzde 96’sı aşı yaptırmayanlarda ortaya çıktı. Hastaneye yatanların da yüzde 97’si aşı olmayan gruptan.

Türkiye’nin de artık yoğun olarak kullandığı aşı Delta Varyantı olarak da bilinen Hindistan kökenli varyanta karşı yüzde 88 etkili oluyor İngiltere’de. Ve ölümlerin de neredeyse tamamı denilebilecek bir oran aşısızlar arasından.Dinlemeyeceksiniz ama ben yine de söylemiş olayım. Sonra biliyordun ama uyarmadın demeyin.

Hani bu ülkenin onuru!

Galatasaray futbol takımı, ülkenin en büyük takımı Olimpiakos ile maç yapmak üzere gittiği Atina’da havalimanında durduruldu. Ülkeye girmek için gerekli koşul olan PCR testlerini yaptırdığı halde Yunan otoriteler “Bir de burada test yapacağız” diye tutturdu, takım havalimanında saatlerce bekletildi ve sonunda Türkiye’ye geri döndü.

Bu olaydan hemen hemen bir hafta önce Yunan bir misafirimiz Türkiye’ye geldi. İstanbul Yeni Atatürk Havalimanı’nda uçaktan indi. Kimlik kartı ile gümrükten ve pasaport kontrolünden geçti, 1 saat sonra İstanbul sokaklarında geziyordu. Kendisine ne PCR testi, ne aşı karnesi, ne de başka bir şey soran olmadı. Ama şimdi ülkesine dönerken kendi ülkesi kendi vatandaşından Türkiye’den geldiği için PCR testi isteyecek. Galatasaray kafilesinin Atina Havalimanı’nda rezil edilmesi ile ilgili Atina Büyükelçimiz Özüergin çok doğru bir söz söyledi dün, “Mesele sarı kırmızı değil kırmızı beyaz” diyerek. Aynen öyle. Mesele millidir. Mesele ulusaldır.Galatasaray’ın değil, Türkiye’nin onurudur.Bu ülkeyi yönetmeyip, idare ettikleri artık aşikar hale gelenlere sormak isterim, “mütekabiliyet” diye bir şey duydunuz mu hayatınızda. Lafta olandan bahsetmiyorum, gerçek mütekabiliyet, gerçek karşılıklılık.

Uluslararası ilişkilerde size ne yapılıyorsa aynısı ile yanıt vermeyi hiç işittiniz mi! En basitinden diğer ülke sizden vize istiyorsa vize, PCR testi istiyorsa PCR testi, size kapılarını açmıyorsa kapıları açmamayı düşündünüz mü hiç!  Hak ettikleri gibi mukabeleyi bilmisil falan demiyorum. Belli ki onu yapacak haliniz, yüreğiniz yok. Ama sadece aynısı ile yanıt vermek diye bir şeyi, mütekabiliyeti düşündünüz mü! Belli ki, gelecek turiste muhtacız. Yunanlara kapıyı hepten kapamayı demiyorum ama en azından test yaptırmadan, sağlıklı olduğunu raporla kanıtlamadan ülkeye sokmamayı da mı beceremiyorsunuz! Başlangıç olarak Midilli’den, Meis’ten günübirlik alışveriş için gelenleri günlük test olmadan sokmayın içeri bakalım ne oluyor!

O kadarına bile mi gücünüz yetmiyor!

Yazık!

Algılamada sıkıntı var

Gene nerelerden geçtiğimiz nereye gittiğimizi ne sıkıntılar çektiğimizi, ne acılar yaşadığımız en yaknınlarımız ve dostlarımızı bu lanet virüsün pençesinde kaybettiğimizi unuttuk. Toplumsal hafızamız biraz zayıf. Kimilerine göre balık hafızası ile eşdeğer. Aziz nesin'in özlü sözü."Memleketin yüzde 60'ı aptaldır" .. Üstad bu laftan sonra tepkiler alınca ve Sivas olayları patlak verince özür dilemiş ve de "yüzde 90'nı Aptal" diye düzeltmiştir.Okumuş cahilleri de katarsak işin içine bugün aşı olalım mı olmayalım mı ? diyen kitelyle.  Koca koca 60 ve üzeri teyzeler amcalar bile  "Kısır kalırız" aşı olmayalım derken bu Anormellaeşme kaosunu da ekleyince Nesin'a bir kez daha hak verenlerden olduğumu söylemeliyim.

Her şey serbest ama

Şehirler arası ve ülkeler arası dolaşım ve insan teması bu kadar kontrolsüz olunca, hangi şehirlerde vakaların arttığının önemi yok maalesef. Şu anda Delta varyantı başta olmak üzere virüs yayılımını önleyecek bir engel koymuyoruz.  Aşılama oranı % 19'dan % 50'ye de yükselse, % 80 olmadıkça vaka artışını durduramaz. En azından biz maske ve mesafe önlemlerine uyalım.

 Bakı bilim insanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan koronavirüs pandemisinin başından beri enfeksiyon hastalıkları uzmanlık alanı olmasından dolayı en dikkat çeken açıklamaları yapan isimlerin başında. Ceyhan zaman zaman en keskin önlemlere de davet eden uyarılarda bulunduğu ve aşıyı da başından beri savunduğu için aşı karşıtı muhaliflerin hedefinde.

Ceyhan geçen günlerde twitter hesabından yaptığı açıklamada şunları söyledi:

"Sayfama girip, cahil diyecek kadar bile bilgileri olmadan aşı konusunda ahkam kesip, benim fikirlerimi (söylediklerini fikir sanıyor) niye siliyorsun diyenlere:Buralarda 40 fırın ekmek yesen anlamayacağın konlarla vakit kaybedeceğine, şu sayfalar daha ilgini çekebilir:Buralarda 40 fırın ekmek yesen anlamayacağın konlarla vakit kaybedeceğine, şu sayfalar daha ilgini çekebilir: 1- Haroşa örgüsü 2 ters bir düz mü, 2 düz bir ters mi? 2- Okeyde nasıl taş çalınır?"  Şaka gibi ama gerçekten sözün bittiği yerde devreleri yanık vaziyette olan biteni izlemeye anlam vermeye çabala dur

Demedi demeyin

Pandemi Çalışma Grubu üyesi ve halk sağlığı uzmanı Prof. Dr. Tayyar Şaşmaz; Salgınla ilgili Sağlık Bakanlığı’nın toplumla paylaştığı bilgilerin yetersiz kaldığını aktaran Şaşmaz, vaka sayılarının hâlen yüksekken açılma kararları alınmasının arkasında sosyal ve ekonomik dinamiklerin yer aldığına dikkat çekti.

Rehavetin salgını yeniden yükseltebileceğini sözlerine ekleyen Şaşmaz, “COVID-19 pandemisi hem dünyada hem de ülkemizde hâlâ devem ediyor. Pandemi bitmiş değil, devam ediyor. Vaka sayıları yükseliyor ve bu durum varyantların ortaya çıkmasına neden olabiliyor. Rehavete kapılmadan koruyucu önlemlere devam etmemiz gerekiyor” dedi.

Dr. Şaşmaz, “Şu anda bir doz aşı yapılan popülasyon 35, iki doz aşı yapılan popülasyon ise 15 milyon. Oysa toplumsal bağışıklığı artırmak için 60 milyon insana iki doz aşısını yapmamız gerekir. Dolayısıyla hedefimizin yarısına hâlâ ulaşabilmiş değiliz” dedi.

Şaşmaz konuşmasında şu konuların altını çizdi:

Pandemi henüz sona ermedi, devam eden bir sürecin içindeyiz ve koruyucu önlemlerimizi gevşetmeden devam ettirmeliyiz.

Vaka sayıları yüksekken açılma kararları içerisinde risk barındırıyor.

Açılma kararlarının ardındaki temel etmen, sosyoekonomik dinamikler.

Salgın sürecinin uzaması ve enfeksiyonun seyrinin yeniden yükselmesi varyantların ortaya çıkmasına neden oluyor.

Toplumsal bağışıklığın artırmak için en az 60 milyon insanın iki doz aşılarının yapılması gerekiyor. Bu sayının epey altındayız.

Pandemiden çıkış, aşılamanın hızlanmasıyla mümkün olacaktır.

İstanbul’da fazladan ölümler tekrar artmaya başladı

Türk Tabipler Birliği haftalık Pandemi Bülteni'ni yayımladı. TTB bültenini açıklayan Halis Yerlikaya, Türkiye'nin kendi verileri üzerinden salgını analiz etmesi ve önlemleri bu veriler üzerinden yönetmesi gerektiğini belirterek, bir kez daha Sağlık Bakanlığı’nı verileri açıklamaya davet etti; "Eğer veriler açıklanmış olsaydı, bizim önerilerimiz dikkate alınsaydı toplum olarak bu kadar büyük bir bedel ödemeyecektik" dedi. 

Sağlık Bakanlığı'nın  salgının başından beri veri gizleme politikasını varyantların yayılımında da sürdürdüğünü belirten TTB, “Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, dün Delta varyantının görüldüğü kişi sayısının son bir haftada 284'ten 750'ye çıktığını söyledi. Bu artış hızıyla Eylül ayında rakamların ne olacağı konusunda Sağlık Bakanlığı'nın bir öngörüsü var mı” diye sordu.


İYİLEŞENLER VAKADAN AZ

“Avrupa'da vakalarda yüzde 33 arttı. Salgın devam ediyor. Ülkemizde de hastalık verileri ve varyantlara baktığımızda son günlerde iyileşen hasta sayıları vaka sayılarından daha az sayıdadır. Vaka sayıları daha da artmaktadır. Varyantlara dair ayrıntılı veriler neden açıklanmıyor? Pozitif vakalar içinde varyantların oranı nedir? Alfa, Beta, Delta dağılımı nasıldır” ifadelerine yer verilen TTB bülteninde, ölüm sayılarına da dikkat çekildi. Ekonomik kaygılarla salgının değil, algının yönetildiğini belirtmek isterim. Covid-19 ölüm verileri neden açıklıkla açıklanmıyor. İBB verilerine göre İstanbul'daki fazladan ölümler 22 Haziran 2021 tarihinden sonra tekrar yükselmeye başlamıştır. Bunda açılma kararlarının etkili olduğu görülmektedir. Turizm ve ekonomik kaygılarla salgının değil algının yönetildiği ülkemizde hastalığın ülkemize girişini engelleyecek önlemlerin alınmadığı anlaşılmaktadır. Durum bu kadara açıj ve ortadadır.

Filyasyon nasıl olacak

Sahada filyasyon ekiplerinin aşı ekiplerine dönüştürüldüğüne dikkat çeken TTB , filyasyon çalışmalarının yavaşladığı, özellikle turizm bölgelerinde filyasyonun nasıl uygulandığının belirsiz olduğuna da dikkat çekti. Ülkedeki mülteci sayıları ele alındığında ne kadarının kayıtlı olduğu, ne kadarının aşılandığı ve mültecilerin hastalık ve ölüm verilerinin ne olduğun da bilinmediği vurgulandı. Ülkemizde COVID-19 pandemisi ve aşılama konusunda sürecin başından beri yaşanan somut veri ve bilgi eksikliği yerli yersiz açıklama ve tartışmalara yol açarken, özellikle aşılama sürecinde sorunlar ve kaygı yaratmaktadır. Hastalığın kontrolü için yaygın ve etkin bir aşılama programına hız kesmeden devam etmemiz gerektiği açık iken, ülkemizde hastalık ve aşılama programına ait verilerin bakanlık tarafından paylaşılmaması, bu verilerin alanında uzman bilim insanlarınca değerlendirilip yorumlanmasına engel olan, yanlış ve tehlikeli bir yaklaşımdır.

Salgın ile uygun mücadele, hemen tüm ülkelerde olduğu gibi verinin bilimsel yöntemlerle toplanması, açık ve şeffaf olarak paylaşılması ve değerlendirilmesi ile mümkündür. Yerel verilerin bilim insanları ve uzmanlar ile paylaşılmaması, mevcut soru ve sorunların derinleşmesi, alternatif arayışları ve hastalık ile savaşımda başarısızlık ile sonuçlanacaktır.

Salgınla mücadelede uygun adımları atabilmek için, öneriler geliştirecek olan uzmanların Türkiye’de aşılama sayıları, tipleri, aşılı ve aşısız guruplarda enfeksiyon gelişen, hastaneye yatan ve ölüm ile sonuçlanan vaka sayıları gibi bilgilere ulaşması gerekmektedir.


SALDIN BİTECEK Mİ DÖNÜŞECEK Mİ?

Pandeminin beş yüz günü bitti. En öğrenmek istemediğimiz şu gerçekle baş başayız: “Benim sağlığım herkesin yapacaklarına, herkesin sağlığı benim yapacaklarıma bağlı.” Ancak hemen salgın başladığında, insanların ülkelerini yönetmek için yaptıkları seçimlerinden biliyorduk ki; çoğunluk, toplumsal bir ortak yaşamın gerekleri olarak etik ve adil bir düzeni kapsayan bir değer sistemini istemiyordu. Ülkeleri kendine özgü yöntemler ile “kişisel” olarak yönetecek, kendine hayran, kendine hayran olanlara hayran “narsist” kişileri seçerek, istedikleri dünyaya dair arzularını yansıtıyorlardı. Nasılsa, insan türü olarak dünyayı fethetmiştik ve öyleyse şimdi aramızda krallıklar kurup tüm evrene hükmedebilirdik. Dünyada olanlara baktığımızda, pek çok ülkede seçilmişler salgını, kişisel gücünü artırmak için aracı kılmaya çalışırken, en duyarlı ve kırılgan olanları, toplum düzenini omuzlarında taşıyan en çok çalışanları, yokluk ve yoksunluk içindekileri, kendileri de “muktedir” olabilmek umuduyla kendilerini seçmiş olan duygudaşlık yoksunları ile baş başa bırakıyordu. Distopik bir film karesi gibi, kaderlerimiz birbirlerine zincirlerle bağlıydı ve zincirin kilidi de anahtarı da yalnızca kendini düşünmek ve “efendi” olmak isteyenlerin elindeydi. Oysa yalnızca kendimizi korumak için değil, başkalarını da korumak için maske takmak ve aşı olmak zorundaydık; çünkü dünyadaki tek bir hasta kişinin bile yeniden salgını sürdürmeye yeteceğini ya da tekrar başlatabileceğini biliyorduk.

AŞI KARŞITŞLIĞIYLA MÜCADELE

Şimdilik önümüzde aşılması gereken en önemli engelin, yeterince aşıya sahip olup yeterince aşılanmak olduğu gerçeğine dönerek “aşı tereddüdü” ve “aşı karşıtlığı” meselelerine bakalım. Çünkü salgının önlenebilmesi için ülke nüfuslarının %75-80’inin aşılanması ve bireyciliğin aşılması gerekiyor. Aşı tereddüdü, doğru ve güvenilir bilgi akışı ile giderilebilecek olsa da “aşı karşıtlığı” aşılamanın başladığı tarih kadar eski, bir o kadar karanlık ve tüm toplumun sağlığını tehdit eden bir durum. Çünkü aşı karşıtları hem tarihsel hem bilimsel bilgiden yoksun olmakla kalmayıp bu bilgiye erişmek istemiyor ve gruplarının varlığını, bu bilgiyi sabote eden eylemler yaparak sürdürüyor.

Tanım olarak; aşıların gereksiz, hatta zararlı olduğunu iddia eden, aşılar konusunda toplumda kafa karışıklığı ve kaos oluşmasına neden olan, bilimsel hiçbir dayanağı olmayan iddialarını örgütlü bir şekilde topluma duyurmaya, bu şekilde kendilerine taraftar toplayarak maddi veya manevi kazanç sağlamaya çalışan kişi ve gruplara kısaca “aşı karşıtı” diyoruz.

Bilimsel düşünceden uzak

Aşıların, kayıt sistemi ve çocukluk çağı aşılaması başarılı bir ülke örneği olarak ABD’de 20.yüzyılın başında 47,3 olan insan ortalama ömrünü yüzde 62 uzatarak 76,8 yıla çıkaran en önemli halk sağlığı başarısı seçildiğini belirtelim.2  Difteri, kızamık, boğmaca, çocuk felci, çiçek gibi daha geçen yüzyıl ortalarında insanların erken yaşta ölüm ve sakatlıklarına yol açan hastalıkların, geçen yüzyıldan kalanlarımız için bile uzak birer anı olmasını, bu yüzyılda doğanların bu hastalıkları hiç bilmemesini de aşılara borçluyuz. Aşı karşıtı safsatacılık dahi varlığını aşıların başarısına borçludur denilebilir. Her yıl milyonlarca ölümü, sakatlığı hatta rahim ağzı kanseri ve karaciğer kanseri gibi kanserleri önleyen aşılardan şimdi beklediğimiz ise bu pandemiyi en kısa sürede bitirmeleri.

Hem tüm bu tarihsel ve bilimsel kayıtlı gerçekler hem aylar içinde milyarlarca doz yapılan pandemi aşılarının etkili ve güvenli oldukları ve pandemiden çıkmanın anahtarı olduğu açıkça ortada olduğu halde, son yıllarda taraftarları giderek artan aşı karşıtları geniş kesimlerde aşı tereddütleri oluşmasına yol açmaktadır. Bazen açıkça yalan söyleyerek bazen bilimsel gerçekleri çarpıtarak hikâye kurgulamakta oldukça başarılı olan “aşı karşıtları”nın fazlasıyla taraftar bulmalarının önemli nedenleri arasında en başta sorgulamayan, inanan, tüketen insanlar yetiştiren eğitim sistemi ve düzenin kişileri akıl dışı düşüncelere açık hale getirmesi sayılabilir. Ancak temelsiz iddialar ve kurgu ile sürdürülmeye çalışılan bu durum küçük etkiler karşısında dahi yıkılmaya mahkûmdur. Bu nedenle, sürdürülmeleri ancak akılcılık ve bilimsel düşünceden uzak gerici kişiler ve geri kalmış toplumlarda mümkündür. Sosyal medya gibi görünür olmadıkları ortamlarda saldırgan ve tacizkârken, görünür olabilecekleri bilimsel toplantılarda hiç olmamayı, ekranlar gibi açık ortamlarda ise ancak tek başlarına konuşmayı seçerler.

Yorumlar (0)