15.09.2020, 06:51

Türk-Yunan krizini yalnızca ‘Savaş’ Çözer

Malumunuz bir süredir Türkiye gündemi ‘Yunanistan’ın provakatif eylemleriyle meşgul… Yunanlılar Ege denizinde devam eden adaların silahlandırılmasına son sürat devam ederken, diğer yandan da Antalya-Kaş’a 2 km uzaklıktaki Meis adasına da 300 asker çıkartıp, Yunanistan Cumhurbaşkanına adayı ziyaret ettirdi.

Türkiye’nin peş peşe açıkladığı NAVTEX’lerden sonra Oruç Reis gemisi son görevini yaptıktan sonra limana çekilmesine rağmen, gerilim, Yunanistan Cumhurbaşkanı Katerina Sakellaropoulou’un Meis adasına gitmesi; Kilise ziyaretinde bulunarak ve askerlerle bir araya gelerek Sakellaropulou’nun fotoğraflarını uluslararası ajanslarla paylaşması Yunanistan’ın Türkiye’nin sorunları itidalle ve müzakere ile çözme arayışını çaresiz bir noktaya itiyor!!

Libya ile imzalanan MEB anlaşmasıyla gündemin ilk sıralarına gelen Türk-Yunan gerilimi; Üstelik uluslararası hukuktan ve deniz hukukundan kaynaklı ‘haklı’ iddialarına rağmen Türkiye ve TSK (Türk Silahlı Kuvvetleri) krizin başından beri itidalli, soğukkanlı ve iletişim kanallarını açık tutan bir siyaset izledi.

Türkiye isteseydi çok daha agresif bir siyaset izleyebilirdi.(Bana göre Türk ordusu 1-2 uçak ve gemi şimdiye kadar batırmalıydı) Ancak, Yunanistan’ı kışkırtan eylem ve sözlerden hep kaçındık. Ancak Yunan siyasetçiler iç politikaya ‘milliyetçi’ malzeme taşımak Fransa’dan 18 uçak almak adına ve küreselcilerin aparatı olmak için ‘gönüllü kurban’ olmuş durumda.

Öncelikle şunu net bir şekilde vurgulamayız… Türkiye ve Yunan devleti savaş istemiyor. Yunanistan’a Türk ordusunu ve ekonomisini hırpalama görevi verildiği de açık görünüyor. Zira Yunanistan’ın Türkiye’ye karşı ‘tutmayın küçük enişteyi’ tarzı kabadayılık yapmasını Yunanlıların arkasındaki güçle açıklayabiliriz. Lakin bazen rasyonel açıdan olmasa da tarihin verdiği sorumluluk ve günün koşulları sizi istemediğiniz bir mecraya sürükleyebiliyor. Bu bağlamda Türkiye başından beri Yunanistan’a ‘oğlum bak git’ anlayışı; Türkiye’yi fiili bir müdahaleye mecbur bırakıyor.

Çünkü Yunanistan’ın provakatif eylemleri bitmeyecek; Fransa’nın da tahriki ve teşviği kesilmeyecektir. Ayrıca Türk-Yunan sorunlarında iki ülkenin devlet ve siyaset refleksi tarafların bir araya gelerek çözüm noktasında 100 yıldır ilerleme kaydedemedi. Sadece sorunlar, rafa kaldırıldı. Yani donduruldu. Dönem dönemde ısıtılıp ısıtılıp gündeme getiriliyor. Bu bağlamda Lozan’dan kaynaklı Batı Trakya, Ege adaları, kıta sahanlığı konuları başta olmak üzere MEB, müftü atamaları, Kıbrıs, Göç/göçmen krizleri, hava sahası, PKK/DHKPC/FETÖ örgütlerine maddi ve lojistik destekler, NATO, AB ve Balkan krizlerinde bir arpa boyu yol alınamadı.

Dolayısıyla savaşın getireceği yükü ve maliyeti görmememize rağmen, bazen savaş da bir diplomatik çözüm aracı olabiliyor. Elbette çözümü kan ve gözyaşı üzerine inşa etmemek gerekiyor. Ancak iki ülke arasında her biri savaşa çıkartacak kadar ağır olan en az 20 ciddi kriz de Yunanistan, çözüm odaklı bir siyaset izlemedi. Bilakis süreci hep yokuşa sürdü. Sürmeye de devam ediyor. Dolayısıyla ikili ilişkilerdeki sorunların bir 100 yıl daha ayağımıza pranga olmaması ve hastalığı kökünden kazımak için savaş seçeneği kaçınılmazdır. Belki bir top yekün savaş ihtimaline uluslararası dengeler müsaade etmese bile 3-5 gemi ve uçağın imhası ve 15-20 adanın silahtan arındırılması Türkiye’nin kararlılığı ve caydırıcılığı açısından elzem olacaktır.

Yorumlar (0)