11.01.2021, 05:45

Türkiye ve dünyada sürdürülebilir kalkınma

Yıllar su gibi akıp gidiyor ama bir adım ileri gidemiyoruz. Bırakın ileri gitmeyi hızla geri gidiyoruz. 18-19 yıl önce bu konuyu dile getirmiştik. Bunca yıl geçti düzelen bir şey yok. Ben de tekrar konuya girme kararı verdim. Lütfi Kırdar Kongre Salonunda Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ile iş birliği içersinde T.C. Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatınca " Sürdürülebilir Kalkınmanın Sektörel Politikalara Entegrasyonu Projesi" İstanbul toplantısına İstanbul'dan çağırılan 7 STK'dan biri olarak toplantıya davetliydim.

Valiliğin, Akademisyenlerin, DPT uzmanlarının, Yerel Yönetimlerin davetli olduğu oturumlarda bilgi verildi, fikirlerimiz alındı. Sonuçta pek değişen bir şey olmadı. Halbuki bu günlerde bayağı ilerleme kaydetmiş olmalıydık. Konuyla ilgili aklımda kalanları tenkitlerimi sizinle paylaşalım. Sürdürülebilir kalkınma, günümüzde tüm siyasilerimizin ağzında. Kolayca telaffuz ediliyor ama uygulama öyle olmuyor. Öyle olsaydı Elbistan Termik Santrali, Yatağan Termik Santrali, Fırtına Deresi, ön etüt yapılmadan dereler üstüne konan HES'ler, Kaz Dağları vs. gibi bir sürü çevre problemlerini yaşamazdık. Bir sürü nükleer santral planları karşımıza çıkmazdı. Çağdaş uygarlığın hazırlanmasında temel rolü olan klasik ekonomik anlayışın ekoloji ile birlikte düşünülmesi gerekirdi. Klasik ekonomik anlayış, doğadaki kaynakların sınırsızlığı düşüncesinden yola çıkılıp, ekonomik büyümeyi piyasa fiyatları olmayan, yani bedava olan havayı, suyu doğayı rahatlıkla ve acımasızca kullanmazdı. Oysa ekolojinin gerçekleri doğal kaynakların sınırsız olmadığını ortaya koymuştur. Bu ücretsiz kaynakların tükenmekte olduğunu artık sanayiciler de anlamışlar. Bu yüzdendir ki klasik ekonomistler ve sermayedarlar çevre koruma mücadelesine başlangıçta belirgin bir şekilde cephe almışlar ve çevrecileri "kalkınmaya karşı" kişiler olarak damgalamışlardı.

Zaman içinde klasik ekonomistlerin bile, istemeseler de, kabul etmek zorunda kaldıkları bu gerçek klasik kalkınma anlayışında değişikliğe gitmek zorunluluğunu beraberinde getirmiş ve böylece "sürdürülebilir kalkınma" kavramı ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla sürdürülebilir kalkınma ekolojinin gerçekleri ile ekonominin gerçeklerini uzlaşmaya götürme yolundadır. Bu uzlaşmada amaç, hem kalkınmadan hem çevre korunmasından vazgeçilmemesi, dolayısıyla, bu ikisini beraber gerçekleştirecek önlemlerin alınmasıdır. Birleşmiş Milletlerin bir komisyon çalışmaları sonunda hazırlanan kitapta (Ortak Geleceğimiz) bir tanımlama yapılmıştır. "Sürdürülebilir kalkınma bugünün gereksinimlerini gelecek kuşakların kendi gereksinmelerini karşılama olanaklarını tehlikeye atmaksızın karşılayan kalkınmadır." Denmiştir. Bizdeki duruma gelirsek; Sürdürülebilir kalkınmadan Çevre Kanunumuzda söz edilmemektedir. Önce para denmektedir.

Üstelik kanunun bazı maddelerinde bu kanunun özüne aykırı ifadeler vardır. Ama bu hükümleri sanayiciler ve idareciler kendi yararlarına kullanamazlar, çünkü ülkemizin imzaladığı uluslararası sözleşme ve belgeler de vardır. Örneğin Rio Bildirgesi 1992 Johannesbuourg 2002 gibi. Ama maalesef ses seda yok. Ülkemizin, ülkemize sahip çıkacak birçok çevre gönüllüsüne ihtiyacı var. Gezi Parkı örneğinde olduğu gibi. Torunlarının temiz havaya, suya muhtaç olmadan yaşamalarını isteyenler, onlara plastik oyuncaklar almak yerine bu ihtiyaçlarını sağlayacak çalışmalara destek vermeleri gerekmektedir. Kurtuluş hepimizin el ele vererek ülkemizin doğasını korumaktır. Daha geçen hafta hükümet yine bir karar aldı. Orman alanları yerleşime açıldı.

Hadi gel de üzülme. Sağlıklı kalmanız dileklerimle

Yorumlar (0)